scorecardresearch.com Tahsin Yücel'in gözünden devrim üzerine: Peygamberin son beş günü - ilker cumhur - Radikal Blog

Tahsin Yücel'in gözünden devrim üzerine: Peygamberin son beş günü

04.07.2013 21:37:05
A+ A-

Peygamberin Son Beş Günü, Tahsin Yücel’in 1992 yılında yayımlanan ve 1993 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanmış olan romanının ismi. Kitapta çocukluktan itibaren birlikte büyümüş, ilk gençlik dönemlerini ve üniversite çağlarını birlikte yaşamış, dolayısıyla devrimci dünya görüşünün etkisiyle şekillenen gelecek planlamalarını da birlikte yapmış olan ozan Rahmi Sönmez, nam-ı diğer Peygamber (bu lakap kendisine kitapta önemli yeri olan Matrakçı Maruf tarafından, etkili hitabetine binaen verilmiştir.) ve daha sonra büyük bir kapitaliste dönüşecek olan Fehmi Gülmez’in hikâyeleri anlatılıyor.

Cumhuriyet sonrası Türk siyasal yaşamının da bir izdüşümü olarak ele alabileceğimiz roman, Peygamber’in düşünceleri ve hayatındaki değişiklikler üzerinden bizlere nakşediliyor. Karl Marks gibi iktisat biliminin en önde gelen isimlerinden birisinin sanki hiç yaşamamışçasına üniversitelerde, hele ki iktisat fakültesinde, adının bile zikredilmemesi gibi gerçeklikler de sözkonusu… Bu da tabiki romana tarihsel bir gerçeklik kazandırıyor.

Bu tarihsel gerçeklikler roman yazımının kendine has özellikleri ile sentezleniyor ve devrim olgusunun hepimizin zihnindeki ilk tahayyüllerinden olan aşk duygularıyla harmanlanıyor. Peygamber ile Fehmi Gülmez, hayatlarının her alanında olduğu gibi üniversitede de yine birliktedirler ve aynı sıralarda dirsek çürütmektedirler. Buna rağmen az önce değindiğimiz üzere Marks, Engels, Lenin gibi isimlerin akademisyenler tarafından sürekli olarak atlanmasından hoşnutsuzluk duymaktadırlar. Rahmi Sönmez bunu şiirlerinde, Fehmi Gülmez ise kitap eleştirilerinde ve denemelerinde göstermektedir. Ancak bir gün sınıfın diğer eşrafı ile gerçekleştirmiş oldukları siyasi tartışmanın akabinde sınıfın ilgi çekici güzellikteki ve bir o kadar ayaklı kütüphanesi konumundaki Feride, kendilerinin yanına gelir ve sunmuş oldukları bilgileri yetersiz gördüğünü söyler. Bu söylem üçünün de hayatını değiştirecek olayların girizgâhı olacaktır.

Beyoğlu’nda içkiler eşliğinde eş-dost çevresince yapılan devrim planlamaları, edebiyat konuşmaları, genel siyaset değerlendirmeleri mukabilinden sohbetler bu üçlünün yaşamının ana merkezi olmuştur. Ayrıca Feride artık Rahmi Sönmez’in de karısıdır ve Peygamber’in hayatının sonuna değin de bu durum böyle kalacaktır. Feride hamilelik süresinde sağlığını da kaybetmiştir ancak tüm yaşamı kararlılık ile geçmiş olan Feride, çocuğunu doğurmakta da aynı kararlılığı gösterir ve bunun sonucunda hayatını kaybeder.

Feride’nin gidişi, tüm gidişlerin de başlangıcı olmuştur nitekim. Baskıcı dönemin sol fikriyata sahip kimselere göz açtırmadığı günlerde herkes teker teker gözaltına alınmakta, tutuklanmakta ve birçoğu da hayatını kaybetmekte ya da kaybolmaktadır. Bu durum devrimciler nezdinde ilginç bir psikoza neden olmuştur; artık kendi yaptıkları ile değil, kendilerine yapılanlar ile övünmeye başlamışlardır. Şöyle ki, tutuklanmak, hapis yatmak adeta bir onur madalyası almakla eşdeğer hâle gelmiş, bunlara nail olamamış devrimcilere eksik devrimci ya da itiraf edemeseler de ajan gözü ile bakmaya başlamışlardır. Bu dediklerimizin hiçbirine vasıl olamayan Peygamber için de durum aynen bu şekilde cereyan etmiş ve ömrünün süregiden günlerinde katmerlenerek, son beş gününde sahip olacağı zihinsel algının da temeli mahiyetinde olmuştur.

Tabi çelişkili durumları da göz ardı edemeyiz. Peygamber, fikirde devrimci, uygulamada ise burjuva yaşamı sürmektedir. Nitekim Peygamber, tüm iş hayatı boyunca bankada çalışmıştır. Toplumun her kesimini kucaklama hayalleri ile geçip giden ömür, en yakınındakilerin kendinden uzaklaşmasına sebebiyet vermiş, önce kızı Feride yuvadan uçmuş, ardından da Feride’nin oğlu Nazım burjuva yaşamını tercihlemiştir. Aslında bunlar değildir Peygamber’i üzen, esas sorun devrimci dünya görüşünü çocuğuna ve torununa empoze edememiş olmasıdır. Ancak yıllardır beklemiş olduğu polislerin en nihayetinde bir gece evlerine gelmesi ve karga tulumba Nazım’ı götürmeleri tüm hikâyeyi de değiştiren unsur olacaktır, Nazım beklenmedik şekilde üst düzey bir devrimci örgütün lideri çıkmıştır.

Bundan sonrası devrimci görüşlerin pratiğe dökülmesi üzerine Peygamber’in zihninde geçen konuşmaların sıklıkla işlendiği bir bölüm olarak varlık kazanıyor. Bunların gereğinden fazla uzatıldığını belirtmeden geçemeyiz. Devrimin ne şekilde cereyan edeceği ve metodun silahlı mı yoksa silahsız mı olacağı yönündeki fikir devinimlerinin yarattığı ikilem hâli iyi yansıtılıyor olsa da bunun fazla uzaması romanın eksi yanını oluşturuyor. Öz Türkçe kelimelerin de anlatımı kimi zaman, özellikle diyaloglarda baltaladığı gözüküyor. Misalen, Peygamber’in devrimi pavyondaki konsomatrislere anlatmaya çalıştığı bir bölümde konsomatrislerin konuşmalarında “işçi” yerine “proleter” sözcüğünü kullanmaları romanın samimiyetine ket vuran detaylardan.

Öz Türkçe dil kullanımı diyalogları belki etkiliyor ama bundan arındığımız anlarda da oldukça ironik bir üslupla karşılaşıyoruz. (Tabi romanın genel yapısına öz Türkçe’nin zarar verdiğini söylememiz de mümkün değil.) Peygamber’in Nazım’ı ararken polislerle olan diyalogları ve sarfedilen kelamlar oldukça güldürücü olabiliyor. Örneğin, karakolda otururken Peygamber’e çay getiren polisin “Buyurun albayım” kelamları, bir başka polisin Peygamber’i baştan savmak için “Komünistlerin bir-iki güne başa gelebileceği” gibisinden anekdotlarla her şeyi devrime yormaya başlayan “yaşlı beyinin” birlikteliği komik anlara ev sahipliği yapabiliyor. Yine de sermaye ve iktidar ortaklıklarına, dönüşüm sürecindeki insanların arada kalmışlığına, toplumun devrimcilere bakış açısına, devrimcilerin topluma bakış açısına, iç ve dış sermaye rekabetine dair onlarca ciddi gönderme var ve bunlar sosyolojik manada kayda değer düşünceler.

Tahsin Yücel okunması gereken bir yazar ve Peygamberin Son Beş Günü de katmanlı yapısı ile bu okumalarda ilk sırayı yer almayı kesinlikle hak ediyor. Döneme tanıklık açısından da işlevsel bir konum elde eden bu roman, devrimciliğin birey üzerinde bıraktığı/yarattığı etkileri göstermesi bakımından hem sağ cenahın, hem de sol cenahın beklentilerine karşılık verir niteliklere sahip. Yani, kitap kapatılınca "iyi ki devrimci değilim" demek de mümkün, "iyi ki devrimciyim" demek de… Ancak birinci ihtimalin, romanın etkili sonu ile sert ve katı bir şekilde kalabilmesi olanaklı değil. Yeter ki bu sonucu çıkarmak için gerekli olan duygu birikimine sahip olunabilsin.

 

Kitap Hakkında,
Yazar: Tahsin Yücel
Sayfa Sayısı: 308
Yayınevi: Can

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.