Yaratıcılığın efendisi Salvador Dali'ye yolculuk

27.03.2014 16:10:37
A+ A-

Salvador Dali’ye yolculuğun her karesi o kadar etkileyiciydi ki, Yaratıcılığın Efendisi’nin büyüleyici dünyası karşısında yaşadığım hayranlık iki damla gözyaşı şeklinde yanaklarımdan süzüldü.

Önce çok kısa Dali’nin kendisi kadar enteresan olan hayat hikayesinden bahsedelim.

“Salvador Dali 1904’de Figueres’de dünyaya gelmiş. Ona, birkaç ay önce ölen ağabeyinin adı verilmiş. Bütün çocukluğu boyunca, ağabeyinin mezarına yaptıkları sık ziyaretler Dali’nin kimlik karmaşası yaşamasına sebep olmuş. Evin tek erkek evladı olduğundan biraz kaprisli ve şımarık bir çocukmuş. 1914’de annesinin desteğiyle resim kursuna yazılmış. Madrid’de Kubizm ve Dadaizm akımlarından ekilenmiş. Paris’de Picasso ile tanışmış ve bu tanisma,  resimlerinde uzun dönem büyük izler bırakmış. 1934’de evlendiği Rus asıllı eşi Gala hayatının geri kalanında onun en büyük ilham kaynağı olmuş. 1989 yılında kalp yetmezliğinden ölmüş”

Dali Müzesi, Salvador Dali’nin doğduğu şehirde kurulmuş. 1960 yılında Figueres Belediye Başkanı harap haldeki belediye tiyatrosunu Dali müzesi olarak restore etmiş. Salvador Dali, yenileme çalışmalarına, bizzat katılmış. Tüm müzeyi kendisi tasarlamış. Müze son haline ancak 1980 yıllarında gelebilmiş. Bu süreye kadar Dali ufak değişiklikler yapmış.

Su anda Dünyanın en büyük Dali Koleksiyonu bu müzede sergileniyor. Müzedeki eserler kadar müzenin kendisi de tam Dali’ye göre, bir çılgınlık abidesi…

Müzeye girişte gözünüze çarpan ilk şey, devasa cam bir kubbe ve Dali'nin mezarı da bu kubbenin altında; sonsuza dek beraber kalacakları büyük aşkı, eşi, ilham kaynağı Gala ile birlikte  burada ebediyetin uykusundalar.

Biraz ileride müzenin duvarları ile çevrelenen bir bahçeye çıkıyorsunuz. Avlunun ortasında 40'lı yıllara ait siyah bir Cadillac duruyor. Cadillac’in arkadasındaysa Dali’nin büyük aşkı Gala’ya ait olduğunu öğrendiğimiz bir kayık bir direğin tepesine yerleştirilmiş. Rehberimiz kayığin içinden sarkan ve damlaya benzeyen nesnelerin aslında prezervatif olduğunu söyleyince; bütün delilikleri görmeye alıştığınız bu atmosferde hiç şaşırmıyorsunuz. Dali’nin gözünde prezervatif, hayat ve bereketin simgesiymiş meğer.

Arabaya gelince önde kasketli bir şoför, arkada ise bir erkek ve bir kadın mankeni oturuyor. Başlangıçta hiç enteresan gelmiyor ama hemen yanda duran bozuk para deliği dikkatinizi çektiğinde bu arabada şaşırtacak ne olabilir diye düşünüyorsunuz? 10 pesetayı delikten gönderdikten sonra şaşkınlığınızı saklamanız imkânsız… Neden mi? Çünkü arabanın içinde yağmur yağmaya başlıyor...

Bu nedenle Yapıtın adı da zaten “Yağmurlu Cadillac”...  Bu arada Cadillac'ın içinde sürücü koltuğunda oturan oğlu, arka koltuktakiler ise kendisi ve eşi Gala’yı temsil ediyor. Oğlunun vurulma sahnesini canlandırmış Dali. Ön yolcu camı bir kurşun ile kırılmış ve Dali'nin oğlunu öldüren kurşunu canlandırmış. Cadillac'ın içinde, tavanda su boruları var... Bir zamanlar Dali fakir bir ressamken yağmur altında ıslanıp Cadillac ile geçen insanları görür ve özenirmiş. Kendisi Cadillac aldığındaysa içine yağmur sistemini bu nedenle döşetmiş… Belki de  Dahilik ve delilik arasında belki de fark olmadığını bu müzeyi gezerken çok iyi anlıyorsunuz.

Limitsiz bir beynin, hayranlık verici şaheserleri içerisinde yok olma duygusunun hazzı başınızı döndürüyor…

Bahçeden ana salona geçince duvarda bir merdiven olduğunu görürsünüz. Bu merdivenlerden çıkınca, Mae West salonuna giriliyor. Kırmızı bir duvar, ortada kırmızı bir koltuk, iki adet siyah beyaz kent fotoğrafı kırmızı duvara asılmış. Sağda sarı püsküllü büyük bir Zafer takı, en sağda duvarın dibinde ise ziyaretçilerin çıktığı bir merdiven... Basamaklardan çıkınca, en yüksek noktada havada asılı duran dev bir mercek bulacaksınız. Mercekten yansıyan görüntü, 30'lu yılların ünlü Hollywood yıldızı Mae West'in yüzü: Zafer takı, saçları; koltuk, dudakları; duvara dayalı mobilya da burnu olmuştu.

Odadan çıkmaya hazırlanırken tavana bakarsanız yine çılgın bir şeyle karşılaşırsınız: Baş aşağı duran bir banyo. Küveti, iskemlesi, açık duran çekmecesiyle komodini ve okunmuş kitabıyla bir banyonun tepe taklak olarak size baktığını göreceksiniz.

Büyük salonun duvarlarından birine asili başka bir tablo gözünüze ilişecek. Bu ilginç resme yakından bakıldığında, bir kapıdan güneşe doğru ilerleyen çıplak bir kadın görüyorsunuz ki bu sevgilisi Gala. Biraz uzaklaştığınızda resim bir Abraham Lincoln portresine dönüşüyor.

Bu resmi Dali ayağıyla yapmış. Evet yanlış duymadınız hem de topuğuyla… Boya içinde yere vura vura mürekkebini çıkardığı bir mürekkep balığını kullanmış. Mürekkebi beyaz seramik zemin üzerinde topuğuyla şekillendirerek bir portre oluşturmuş.

Buradan yatak odasına geçtiğinizde yine çılgın objeler ama burada objelerin sadelikle dansını hissedersiniz. Yatak odasında bizden İstanbul’dan bir parça var… Pirinç ayakkabı boyacısı sandığı… İstanbul’a geldiğinde boyacı sendiğini görür ve bu sandığın yaratıcılığına o kadar hayran olur ki. Düşünsenize bir dahinin odasında karşılaştığınız ışıl ışıl parlayan boyacı sandığımız.

Dali’nin eserlerinde en büyük ilham kaynağı sevgilisi Gala. Bütün resimlerde ondan izler var. Kimi zaman model olmuş kimi zaman ilham vermiş Dali’ye. Odalar, salonlar her yer sevgilisi Gala ile dolup taşıyor…

Aralarındaki ask biraz uçuk, biraz gerçeküstü biraz da olağanüstü… Aşkın başlangıcı 1927 yazı. Yer, İber Yarımadası, İspanya-Fransa sınırına birkaç kilometre uzaklıkta Pireneler’in eteğindeki Cadaquès sahil kenti. Şirin mi şirin bir Akdeniz kasabası. Dali’nin doğup büyüdüğü, 21 yaşına kadar oturduğu baba evi. O yıllarda, Dali, Bunuel’den Garcia Lorca’ya, Aragon’dan Picasso’ya kadar arkadaşlarını bu küçük sahil kasabasına davet ediyor. 1927 yazında Dali’nin yakın arkadaşı Fransız ozan Paul Eluard, Gala adını verdiği Rus karısı Helena ve kızı Cecile (Sesil) de yazı dostları Dali ile geçirmek üzere Cadaquès’e gelip bir otele yerleşiyorlar.

Dali, Gala’ya aşık oluyor. Yaz sonunda Eluard ve kızı Paris’e dönüyor, Gala kalıyor. Gala, Dali’den 10 yaş büyük üstelik. Dali ailesi oğullarıyla ilişkiyi kesiyor. Eluard 1934 yılında tekrar evleniyor ama Gala o ölmeden Dali’yle evlenmiyor. Dali ve Gala nihayet 1958’de, Figueres tepelerindeki bir kilisede gözlerden uzak, sessiz sakin evleniyorlar.

Kocası onu sürekli mutlu görmek arzusunda ve ona yakınlarda, Pubol’da 14. yüzyıldan bir şato hediye etmek istiyor. Ama Gala’nın bu hediyeyi kabul etmek için bir ön koşulu var. Salvador Dali buraya randevu almadan adımını atmayacak. Dali bunu hemen kabul ediyor, çünkü karısının özgürlüğünü yaşamasını istiyor.

Dali’nin gerçeküstü çizgilerle yaptığı bir yağlıboya tablosu var ki bu tabloda  Meryem Ana var, Meryem Ana’nın suratı Gala, kucağında küçük bir oğlan çocuğu tutuyor, suratı Dali. Her adım Gala, Gala... Söylediğim gibi uçuk, gerçek ustu ve olağanüstü bir aşk… İmrenilesi bir aşk… Meryem Ana’nin kutsallığında kucaklanan bir aşk ayni zamanda…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.