scorecardresearch.com "Kıyıdakiler"in yazarı Uğur Ziya Şimşek: Gay değilim, ama gay'leri yazdım - Nikopol .... - Radikal Blog

"Kıyıdakiler"in yazarı Uğur Ziya Şimşek: Gay değilim, ama gay'leri yazdım

"Kıyıdakiler"in yazarı Uğur Ziya Şimşek: Gay değilim, ama gay'leri yazdım LGBT
0,0
25.12.2012 21:53:16
A+ A-

Ülkemiz gay hakları açısından dünyanın en geri kalmış yerlerinden biri. Uğur Ziya Şimşek ‘Kıyıdakiler’ ismindeki romanıyla toplumun yaşam hakkı tanımadığı, ittiği, yalnız bıraktığı hayatları anlatıyor. Sürükleyici ve yalın bir dil kullanan yazar, adrenali yükselten, keyifli bir hikâye sunuyor.


Nikopol: İlk romanınız ‘Cin Tarikatı’ korku gerilim tarzındaydı. ‘Fener Işığında Aşk’ ise Kuvayı Milliye, futbol ve aşk temalarının işlendiği bir çalışmaydı. Bu ise toplumun dışladığı cinsel kimlikleri anlatan sosyal içerikli bir roman. Uçlarda mı yazmayı seviyorsunuz?


Uğur Ziya Şimşek: Evet. Önceden işlenmemiş alanlarda eser vermek hoşuma gidiyor. Gay, lezbiyen ve fetişistlerle ilgili bir roman çalışması hiç yapılmamış.


Nikopol: Peki sizi bu çalışmayı yapmaya iten etken nedir?


Uğur Ziya Şimşek: İstanbul’un kaotik ortamında farklı bir cinsel kimliğe sahip olmak gerçekten zor. Bu zorlukların temelinde insan hakları ihlalleri yatıyor ve yapılan haksızlıkların dile getirilmesi gereken mecralardan biri de edebiyat.


Nikopol: Bahsettiğiniz haksızlıkları bizzat yaşıyor musunuz?


Uğur Ziya Şimşek: Hayır yaşamıyorum. Çünkü ben gay değilim. Fetişist de değilim.


Nikopol: Yani gaylerin, lezbiyenlerin veya fetişistlerin sorunlarını bizzat yaşamıyor olmanıza rağmen yine de dile getirdiniz!


Uğur Ziya Şimşek: Elbette. Zaten gerçek bir insan hakları savunucusu, ait olmadığı dünyanın sorunlarını da sahiplenen ve mücadele edendir. Ben gay değilim ama gay haklarını savunurum. Türk’üm ama bir haksızlık varsa başka bir ırkın hakkını da savunurum. Erkeğim ama kadın hakkını savunurum. Burada önemli olan temel nokta vicdan ve insanlıktır. Önemli olan da budur

.

Nikopol: Kıyıdakiler tamamen hayal ürünü mü?


Uğur Ziya Şimşek: Kıyıdakiler’i yazmak için birçok gay, fetişist ve lezbiyenle görüştüm. Hayat hikâyelerini dinledim. Ortak sorunları, bakış açılarını tespit etmeye çalıştım. Kitap içindeki karakterler şu anda aramızda olan kişiler ve başlarından geçen hikâyeler, içinde biraz kurgu olmakla birlikte büyük oranda gerçek.


Nikopol: Kıyıdakiler tamamen sorunlara odaklı bir kitap mı?


Uğur Ziya Şimşek: Hayır. Aksiyon, heyecan, tutku, aşk, ihanet, ihtiras, acı, şiddet… Birçok unsur var. Sürükleyici bir roman diyebilirim.


Nikopol: İlk iki romanınızı okumuş biri olarak akıcılık konusunda şüphem yok zaten. (Gülüyoruz)


Uğur Ziya Şimşek: Teveccühünüz. Teşekkür ederim. Akıcı bir dille yazmayı ve yalın cümleler kullanmayı tercih ediyorum.


Nikopol: Sebebini sorabilir miyim?


Uğur Ziya Şimşek: Benim tarzım bu. Görselliğe dayalı, aksiyonu yüksek bir anlatım oluşturmaya çalışıyorum. Günümüzün yazarları geçmiş dönemlerin yazarlarına nazaran daha farklı bir sosyal kitleye hitap ediyor. Artık izlemek okumanın ötesine geçti. İnsanlar izlemeyi tercih ediyor. Televizyon, yazın sanatının tahtını hiç acımadan zapt etti. İnsanlar kitapla bağlantı kurmakta zorlanıyor. Çünkü televizyon, radyo, internet (özellikle MSN) gibi alanlar özellikle gençlerin kitaba nazaran çok daha fazla ilgilerini çekiyor. Eskiden bunların hiçbiri yokmuş ve insanlar kitaba daha çok vakit ayırabiliyorlarmış. Vakit ayırmanın da ötesinde alternatif yokmuş.


Nikopol: Yazarların işi zorlaştı yani!


Uğur Ziya Şimşek: Hem de çok zorlaştı. Mesela Sefiller isimli dünya klasiği 1500 sayfa civarında. O zamanlar insanlar bu kalınlıkta kitapları okumuşlar. Şimdi de klasik olduğu için okunuyor. Ama hiç bilmediğiniz bir yazarın 1500 sayfalık kitabını alır mısınız? Bu soruya kaç kişi evet der. 1500 sayfalık bir eseri kaç yayınevi basar? Artık okuma alışkanlıkları değişmiştir. İnsanlar ilgilerini kolayca kaybedip, Messenger’a veya televizyon yönelebiliyorlar. İlgiliyi en üst seviyede tutmak için, yalın cümleleri ve heyecanı en üst seviyede tutan bir anlatımı tercih ediyorum.


Nikopol: Kıyıdakiler’in okura vermek istediği ‘şey’ nedir?


Uğur Ziya Şimşek: Öncelikle okuma keyfi yüksek bir roman. Toplumun farklılıklara bakış açısı, hoşgörüsüzlükler, iki yüzlülükler… Halkımız söylem düzeyinde gayliğe karşıdır. Ama bir yandan da perdeler adında bu ilişkileri yaşamayı ihmal etmezler. Yaşadığımız topraklar ikiyüzlülüğün çok yaygın olduğu yerler. Aşırı tutucu bir gazetenin yazarı olan Hüseyin Üzmez, 14 yaşında bir kıza tecavüz iddiası ile tutuklandı biliyorsunuz. Ülkemizdeki ikiyüzlülüğün en yakın örneklerinden biridir bu kişi. Gazetede ve televizyonda namus, ahlak dendi mi mangalda kül bırakmayan 78 yaşındaki bu şahıs, iddialara göre 14 yaşında bir kıza tecavüz etmekte dinen bir sakınca görmüyor. Ülkemiz laik bir cumhuriyet olduğu için bu şahıs tutuklanabiliyor. Ya şeriat devleti olsaydık? O zaman bir nikâh kıyılarak 14 yaşındaki bu çocuk 78 yaşındaki adamın bilmem kaçıncı karısı olarak kanunen ve dinen bir güzel koynuna sokulurdu. Bu kişiler üniversite yıllarında saçı uzun veya küpeli erkekleri, yada kız arkadaşıyla el ele dolaşanları ahlaksızlıkla suçlar ve döverler. Gaylik lezbiyenlik ise kesinlikle hayat hakkı tanımadıkları olgular. Bu çok ahlaklı(!) kişilere bakınız ki kendileri bir fırsat buldular mı her türlü rezilliği yapabiliyorlar. Demek istediğim toplum inanılmaz derecede ikiyüzlü.


Nikopol: Gaylere yönelik ne gibi ikiyüzlülükler var?


Uğur Ziya Şimşek: Bulunduğu ortamlarda gaylerin imha edilmesi gereken yaratıklar olduğunu söyleyen ama bir yandan da aktiv ve pasif ilişkiler yaşayan birçok ağır abi(!) var. Ünlü sanatçılar, siyasetçiler ve işadamları var. Bana danışmanlık yapan gaylerden, birçok ünlü ile ilgili enteresan hikâyeler dinledim.


Nikopol: Kıyıdakiler çok başarılı bir isim. Gerçekten de bu ülkede gay olmak, toplumun kıyısında kalmak demek. Peki sizin kendinizi kıyıda hissettiğiniz bir yön var mı?


Uğur Ziya Şimşek: Ben insana haklarına, demokrasiye inanan, laik, cumhuriyetçi biriyim. Yani Fazıl Say’ın dediği gibi gittikçe azınlığa itilen gruptanım. Bu yönle kendimi azınlıkta hissediyorum. Zaten ‘yazarlık’ da kıyıda olma konusunda başlı başına bir olgu. Ülkemizde toplumun bağrına bastığı kaç tane yazar var? Nazım Hikmet memleketi terk etmek zorunda kalmıştı. En son da Orhan Pamuk terk etti. Yazar ilericidir ve muhaliftir. Bu yönünü ön plan çıkaran her yazar kıyıya itilmiştir ülkemizde. Bir gün öğrencilerim ‘Hocam, siz Amerika’da, Avrupa’da veya Japonya’da bir yazar olsanız Ferrari’ye binerdiniz. Ama Türkiye’de ancak bakarsınız!’ dediler. Güldük. Haklıydılar. Öyle ya Türkiye’de Ferrari’ye binmek ancak devlet destekli müteahhitlerin oğluna ya da siyasetçilerin oğluna yakışır. Yazarın ne haddine! Yani ne madden ne de manen bir yazar olarak kendimi toplumun merkezinde görmedim, görebileceğimi de sanmıyorum. Kıyıya itilmeye mahkûm bir mesleğim var.


Nikopol: Başarılar diliyorum. Umarım hedeflerinize ulaşırsınız.


Uğur Ziya Şimşek: Teşekkür ederim.

 

2009 CafeRock/Beyoğlu

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.