Onur Haftası Üzerine Notlar

Onur Haftası Üzerine Notlar LGBT
5,0
27.06.2014 11:04:43
A+ A-

Geçen yıl İstanbul, Beyoğlu’ndaki Onur Yürüyüşüne ilk defa katıldım. Kalabalık içinde, buluşmaya çalıştığım arkadaşlarıma ulaşamayınca, kendi başıma kortejin peşine takılıp Tünel’e doğru ilerlemeye başladım. Sekiz yıldır İstanbul’da yaşamadığım için uzaktan takip ettiğim LGBTİ[1] hareketinin, kurtarılmış bölgelerde dahi olsa bu kadar açılıp serpilmesine yakından şahit olmamıştım. Belki bu açılımın kolektif ifadesine ilk defa tanık olduğum için, belki de Gezi direnişi sırasında uğradığımız ölçüsüz şiddet sonrası,  aşk, kahkaha ve mizahla, rengarenk, her dilde pankartlar ve sloganlarla bir araya gelindiği için bir güldüm, bir gözlerim doldu… Bir gün devrim olursa ben LGBTİ kortejinde katılmak isterim diye düşündüm.

LGBTİ hareketin Mekke’si, kurtarılmış bölgelerinden biri olarak bilinen San Francisco’da, bu sene 44. Onur Haftası kutlanıyor.[2] Hala dünyanın çeşitli yerlerinde ayrımcılığa uğrayan LGBTİ’ler için ciddi bir çekim merkezi, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir cennet.

San Francisco, Amerika’nın batısında yer aldığı için en son yerleşilen büyük metropollerden biri. Altın göçü ile 1850lerde maceracıların akınına uğramadan önce küçük bir kasaba. İlk kurulduğu yıllardan beri kaçakların, maceraseverlerin, suçluların yanı ancak bir yerlerden kaçan ya da yeni bir şeyler arayan ötekilerin gitmeye cesaret edebildiği vahşi batının son durağı. Altın ve gümüş madenleri, savaş gemilerinin inşası, hippi hareketi, karşı kültür hareketi, Siyah Panterler, LGBTİ hareketi ve Silikon vadisi, bu topraklara göçün sebeplerinden bazıları. LGBTİ hareketi ciddi baskılar ve mücadeleler sonrası, tırnaklarıyla kazıyarak önce şehrin bir sokağını sonra bütün mahalleyi ve sonunda bütün bir şehri, kurtarılmış bölgeye dönüştürmüş durumda.[3]

San Francisco sokaklarında cinsel kimliklerini özgürce ifade eden kişilerle karşılaşmak günlük hayatın bir parçası, sıradışı olmak adeta norm. El ele tutuşan veya öpüşen iki erkek ya da iki kadın, sakallı bir kadın, çıplak bir adam, dindar bir eşcinsel veya pembe tutu giymiş iri yarı kıllı bir adam sokakta kafanızı çevirip bakmayacağınız sıradan bir detay.

San Francisco Onur Haftası ülke çapında en büyük LGBTİ etkinliği ve şaşalı bir şekilde kutlanıyor. Yürüyüşe ilk defa katıldığımda hayal kırıklığı yaşadığımı hatırlıyorum. San Francisco gibi her vesileyle, neredeyse her hafta festival ve yürüyüş yapılan bir şehirde, bir süre sonra etkinlikler arasındaki farkı görmekte zorlanıyorsunuz. Hele ki bu etkinlikler sponsor firmaların pankartlarının gölgesinde kalmışsa.

Günümüzde her şeyin anlamından soyutlanarak, satılabilir ve kar edilebilir bir metaya dönüştürülmesine alışığız. Che ve Buda gibi sembollerin tshirt, anahtarlık, heykel, hediyelik eşyaya dönüşüp temsil ettiği ruhu kaybedip isyan ettiği bir düzenin kar aracına dönüşmesi gibi… Zorlu mücadelelerden sonra hak edilmiş Onur Yürüyüşü de her türlü kimliğin özgürce ifade edilmesinin yanı sıra, sponsorların geçit törenine dönüşmüş durumda.

İşte belki de bu sebeple Türkiye’nin bu karışık politik atmosferinde, nefret söylemine, polis şiddetine ve homofobiye karşı kendilerini aşkla, kahkahayla, bütün ezilen kesimlerle dayanışma içinde sokağa atabilen LGBTİ’ler ve dostları ile birlikte olup heyecanlanmamak mümkün değil. Galatasaray Lisesi duvarında bütün ciddiyetiyle Alperen Ocakları dikilirken, Kürtçe sloganlar, Ermenice pankartlar,  “Ay, ay, ay, ay, nerdesin aşkım, burdayım aşkım” diye kahkahalarla rengarenk bir kortejin içinde kendini evde hissetmek çok güzel.

Gezi yıldönümü ve Onur Haftası yaklaşırken vatan hasreti, özellikle de İstanbul’a özlem iyice artınca Elif Batuman’ın geçtiğimiz yıl bir röportajında alıntıladığı eleştiriyi hatırladım: ‘Başlığı “Neden Balzac Zola’dan daha iyidir?” Diyor ki, Balzac hemen devrimden sonra yazdı. Fransız ekonomisi ve sosyal yapısı her yöne gidebilecek durumdaydı. Ama Zola’nın zamanında her şeyin sonu belli olmuştu. Bu nedenle o da didaktik romanları yazdı. ABD daha çok Zola’nın Fransa’sı gibi, Türkiye de Balzac’ınki gibi.”[4]

LGBTİ hareketi için San Francisco belki ABD’nin Zola’sı gibi ama Amerika’da her şeyin sonunun belli olduğunu söylemek mümkün değil. Obama hükümeti LGBTİ hakları için pozitif adımlar atsa da, San Francisco ya da benzeri ilerici şehirlerdeki kurtarılmış bölgeler dışında, ülkenin çoğu yerinde LGBTİ’ler hala şiddet ve tacize maruz kalıyorlar. Aynı gün içinde hem bir eyaletin LGBTİ’lerin evlilik hakkını tanıdığını haberini, hem de sokakta şiddete maruz kalan bir travestinin komaya girip hayatını kaybettiği haberini alabiliyoruz.

Bu atmosfer içinde Haziran ayı başında LGBTİ hareketini sevindiren bir gelişme yaşandı. Time dergisi tarihinde ilk defa kapağında bir trans kadına yer verdi. Oyuncu ve yazar Laverne Cox tüm ihtişamı, zerafeti ve cesareti ile hepimizi büyüledi. Siyah bir trans kadın olarak yaşadığı zorluklara karşı direnci ilham verdi. Cox’un Time dergisinin kapağında yer alması kişisel bir başarının çok ötesinde anlam taşıyor. Trans bireylerin marjinalleştirildiği, fuhuş, taciz, dayak veya ahlak odaklı tartışmalarla değil, başarıları ve gerçek hayat hikayeleri ile görünürlük kazanması LGBTİ camiası tarafından heyecanla kutlandı.

                                                         

Laverne Cox, Orange is the New Black dizisindeki Sophia rolüyle dikkat çekti. Bir kadınlar hapishanesinde geçen dizideki karakteri, klişe ve karikatür bir komedi öğesini değil de derinlikli bir trans kadının hikayesini anlattığı için takdir topladı. Time dergisindeki röportajında Cox, farklı olana toleransın düşük olduğu bir toplumda hem siyah bir azınlık olarak hem de trans bir kadın olarak yaşadığı mücadeleleri anlatıyor. Cox her bireyin hikayesinin, mücadelesinin farklı olduğuna vurgulaşa da dünyanın dört bir yanında röportajını okuyan trans bireyler Cox’un hikayesinde kendilerini gördüklerini ifade ediyorlar. Siyah bir annenin, Amerika’nın küçük ve tutucu bir kasabasında tek başına büyüttüğü Cox, sadece ırkçılık ve maddi sorunlarla değil,  kendisini ait hissetmediği bir bedenin içinde var olmakla da mücadele ediyor. Dayak yiyor, tehdit ediliyor, dışlanıyor, suçlanıyor, utanıyor ve birçok kez intiharı düşünüyor. Ayakta kalmasını sağlayan sebeplerden birisi internette kendisi gibi hisseden bir grup trans bireyle karşılaşması. Kendisiyle barışması, kendi bedeni içinde hissettiği gibi davranabilmesi New York’a taşınıp diğer trans bireylerle örgütlenmesi ile başlıyor.

Cox popülerleşmesiyle birlikte ana akım medyada sıklıkla görünmeye başladı. Diğer trans bireyler gibi, o da cinsel organlarını nesneleştiren ve gerçek hayat hikayelerini görmezden gelen medyanın sorularına maruz kalıyor. Bu röntgenci zihniyeti cesurca ve incelikle eleştirirken, isimleri ve hikayeleri duyulmayan trans bireylere görünürlük sağlıyor.

Son dönemde Türkiye’de de trans öznelerin sanatsal üretimlerinin yoğunlaştığını öğrendim. Cox’un hikayesi vesilesiyle yıllar önce kadın gruplarında karşılaştığım ve uzaktan da olsa mücadelesine şahit olduğum Esmeray’ı hatırladım. Esmeray yıllardır hem trans hem de Kürt bir kadın olarak karşılaştığı baskı ve ayrımcılıklara karşı mücadele veriyor. Hayat hikayesini anlattığı Cadının Bohçası adlı oyunu, gazete köşesindeki[5] trans bireylerin hikayelerine görünürlük kazandırdığı samimi dili ve bütün zorluklara karşı yaratıcı direnci ile ilham veriyor. Esmeray ve aşkla direnen bütün LGBTİ’lerin, Laverne Cox gibi takdir edilip, toplumsal görünürlük kazandığı günleri hayal ediyorum ama önümüzde uzun bir yol olduğu ortada.

Birkaç hafta önce Türkiye’de bir travesti cinayeti duruşmasında maktulun travesti olduğu gerekçesi ile suçlunun cezasında indirim yapıldı. Bu şekilde mahkeme bir travestinin ölümünün diğer ölümler kadar önemli olmadığı mesajını verdi. LBGTİ’ler hergün varlıklarının değersizleştirildiği homofobik bir dünyaya uyanıyorlar. Nefret söylemine karşı ısrarla aşk diyorlar. Onur Haftası 22. yılında zengin bir programla devam ederken, Türkiye LGBTİ hareketinin aykırı, isyankar, neşe dolu ruhunun nefreti aşka, düşmanlığı dayanışmaya dönüştürebilmesi umuduyla…

Onur Haftası kutlu mutlu olsun.

Aşk örgütlenmektir.

 


[1] LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks)

[2] 28 Haziran 1969’da polis New York’ta, LGBTI’lerin gittigi Stonewall Inn adli bara baskin duzenliyor. Bu baskina karsi orgutlenen direnis ilk acik baskaldiri olarak tarihe geciyor ve 44 yildir Haziran ayinin son haftasinda Onur Haftasi etkinlikleriyle kutlaniyor.

[3] Amerikan kongresine seçilen ilk açık eşcinsel Harvey Milk’in hayatindan esinlenen Milk filmi, LGBTI mucadelesinin San Francisco ayagi ile ilgili fikir sahibi omak icin gorulebilir

[4] Zeynep Miraç Aklımdaki SORULAR  |  Artık romanlar çok daha politik 11.02.2013 http://www.milliyet.com.tr/artik-romanlar-cokdaha

[5] Esmeray Taraf gazetesi yazilari: http://www.taraf.com.tr/yazar/esmeray/232/1/

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.