Game of Thrones: Beş yıldır beklenen Dans!

09.06.2015 20:52:42
A+ A-

Bir önceki yazıda Azor Ahai kehanetinden ve teorilerinden bahsederken hem Daenerys hem de Jon Snow üzerinde durmuş, Stannis'in neden kahraman karakter olamayacağını da belirtmiştim. Zira George r. r. Martin, Stannis'i diğerleri gibi pov karakter, yani anlatıcı olan karakter olarak kurmadığı gibi epik kahraman vasıflarından da bir miktar yoksun yaratmış. Neden?

 

Aslında seride Stannis diye enine boyuna tartışılabilecek bir karakter yok. Evet Robert'ın Stannis adında bir kardeşi var ancak bu dizide gösterildiği kadar ön planda değil. Serinin yazarı, öyle görünüyor ki Stannis'i bizlere Melisandre'yi tanıtmak için kullanacağı bir karakter olarak yaratmış. Zira seri taht adayları üzerine kurulu ve yazar ortaya hiçbir taht adayına yaslanmayan bir dini tanıtamaz, bu serinin kurgusunu bozmak anlamına gelir. Dolayısı ile Melisandre ve onun yaymaya çalıştığı Işık Tanrısı R'hollor'un seride kendine bir yer edinebilmesi için taht adaylarından birinin yanına eklemlenmesi gerekiyordu. Starkların eski dine, Güneylilerin ise Yedi İnancı'na bağlı olduğu biliniyor. Melisandre'nin halihazırda güçlü olan bir lorda yeni bir dini yayması mümkün görünmüyordu. En güçlü zamanlarını yaşamakta olan Lannister, Tyrell gibi haneler yeni bir manevi güce tutunma ihtiyacı içine girmez, oysa tahtı almak için kanının son damlasına kadar mücadele etmeye yeminli olan ama hiçbir lord tarafından desteklenilmeyen Stannis, yeni bir dine tutunma zaruriyeti içindeydi. Doğal olarak tıpkı Samwell'in ilk sezonda Sur'daki yemin töreninde söylediği gibi bir de bu dinin tanrılarına seslenmek istedi Stannis, belki bunlar sesini duyardı. Stannis'i Samwell'e benzettiğim için Samwell hayranlarından özür dilerim, öhöm. Sadece benzetme yaptım. Yoksa elbette ben de farkındayım Stannis'in din için adam yaktığının ve taht için kızını bile gözden çıkardığının. Ancak bu, Stannis için yeni değildi.

 

Stannis ilk hatasını 2.kitapta yaptı. Işık Tanrısı R'hollor'a Yedi İnancı'nın heykellerini kurban verdi, heykeller alev alev yanarken kazandı ilk kez Westeros'un nefretini. Ancak o dini yaymanın değil kullanmanın peşindeydi. Yedi İnancı ona bir ordu bağışlamamıştı, ama şimdi alevli kalp taşıyan askerleri vardı.

 

Stannis'in bir diğer hatası, zaten savaş alanında karşı karşıya geleceği kardeşi Renly'i, savaşı beklemeden Melisandre'nin önerdiği bir yolla, yani hile ile öldürmesiydi. Hile sadece Tywin Lannister'ın kullandığı bir yol değil, Stannis de kardeşini hile ile öldürdü. Burada Stannis'e kızsak da öfkemizi büyütmeyen tek şey iki tarafın zaten savaş alanında karşılaşacak olmasıydı. Sadece birkaç küçük lord tarafından desteklenen Stannis'in Renly'nin devasa ordusuna yenilme ihtimali çok yüksekti ve bu riski bertaraf etti dedik, korkak dedik geçtik. Savaştan kaçan ilk komutan değildi Stannis.

 

Ama 05x09'da kızı Shireen'i din için yakıp Işık Tanrısı'na kurban eden ve bu yolla kendisine krallık yolunun açılacağı inancında ve yanılgısında olan Stannis bu kez herkesin nefretini kazanmayı başardı. Yani Stannis hem din için hem de krallık için yakmış oluyor kızını. Krallık yolunda Işık Tanrısı'ndan yardım almak için kızını ona kurban veriyor. Fikir Melisandre'nin olabilir ama onay verip uygulayan Stannis. Seride bunun ipuçları verilmişti, dizide de serinin yazarı George r. r. Martin, bu sahnenin kitap çıkmadan önce dizide gösterilmesine onay vermiş. Tıpkı Akgezenler konusunda spoiler yediğimiz gibi.

 

George r. r. Martin'in Stannis'i kahraman yapmadığı gibi antikahraman da yapmaması, yani aslında hiçbir şey yapmaması muhtemelen bu sahnelerde önemsiz olmasından kaynaklanıyor. Stannis tarafında önemli olan Stannis değil Melisandre ve hizmet ettiği Tanrı. Dolayısı ile Kuzey'de Stannis - Bolton savaşını da önemsemiyor yazar, Melisandre'yi ve R'hollor'u bize tanıtabileceği uygun ortamlar hazırlıyor sadece. Bir dinin savaşta nasıl kullanılabileceğinden ziyade bir dinin yayılmak için bir savaşı nasıl kullandığını okuyoruz / izliyoruz.

 

Gelelim 05x09'un yıldızına: Daenerys ve Drogon!

 

05x08'in yıldızı tartışmasız Jon Snow'du. Yıllardır beklenen Daenerys-Tyrion buluşması bile ikinci planda kaldı ve Akgezen şokunu atlattıktan sonra konuşulmaya başlandı. Tam Daenerys-Tyrion ortaklığının keyfini çıkarırken bu kez bambaşka bir sürprizle karşılaştık.

 

Devrimci Khaleesi'nin Burjuvazi ile imtihanını daha önce şurada yazmıştım: http://blog.radikal.com.tr/medya-televizyon/devrimci-khaleesinin-burjuvazi-ile-imtihani-64343

 

Bu mücadelede Daenerys çok önemli bir eşiği atlatıp Meereen'de köleliği kaldırmayı başardı; ancak bu devrime çizik atan durum şehrin duvarlarının dört bir yandan köleliği geri getirmek için savaşmaya hazır ordularla çevirli olması. Üstelik bu ordular da kölelerden ve paralı askerlerden oluşmakta.

 

Alejandro Jodorowsky'nin o ünlü sözü geliyor akla meereen denince: ''kafeste doğan kuşlar, uçabilmenin bir hastalık olduğunu düşünür''. daenerys ise öğrenilmiş çaresizliği ''insanlar zincirlerini sevmeyi öğrenir'' sözüyle tanımlamıştı.

 

Daenerys en azından kendi şehrini korumak için Meereen dışındaki şehirlerdek devam eden köleliğe karışmayacağına dair içinden değilse bile dışından efendilere(!) söz verdi. Meereen geleneklerine saygı duyduğunu ispatlamak için de onların usulüne göre onlardan biriyle evlendi ve daha önce kapatılmasını emrettiği Dövüş Çukurları'nı açtı. Bunlar Khaleesi Devrimi'ni zedelese de zamanla tüm bunları yeneceğine dair bir inancı vardı.

 

Daenerys'in kendi povlarında Meereen'i bırakıp Westeros'a gitme teklifini Barristan gelse bile reddetti, cevabı netti: Köleliği tamamen kaldırmadan, bana anne diyen insanları yüzüstü bırakıp gidemem. Öyle de yaptı, gitmedi. Köle Körfezi'ni hedeflerken sadece Meereen'deki köleliği kaldırabilmişti ama işe küçük zaferlerle başlaması gerektiğini de öğrenmişti, povlarında Dövüş Çukurları'nın açılış törenine giderken içinden sürekli tekrarladığı şey şu küçük zaferlerdi. Köleliğin kaldırılması zaferdi ama Dövüş Çukurları'nın yeniden açılması yenilgiydi, yine de bundan sonra daha temkinli gitmesi gerektiğini öğrenmişti. Devrimler halk içindi ama statükonun direnciyle karşılaşıyordu ve statüko ölüm için yapılan Dövüş Çukurları'nı halka 'gelenek' diye yutturmayı başarmıştı. Meereen hakı eziliyor olmalarını 'gelenek' zannediyordu ve geleneğe saygı duyuyordu.

 

Drogon artık hepimizin bildiği üzere o an çıkıp geldi. Daenerys yıllarca aradan sonra ilk kez yeniden kanında ejderha kanının ısındığını hissetti ve vakit geldi isminin birincisi Daenerys Targaryen denildi. Eski Valyria Tanrıları artık yanındaydı, Daenerys Drogon'un sırtına bindi, ona hükmetti ve uçup gitti. Daenerys Targaryen ilk sezon finalinden beri herkesin beklediği o sahneyi nihayet hediye etti izleyiciye; ejderha bu kez binicisi ile kanatlandı.

 

Spoiler... Spoiler... Spoiler...

 

Daenerys ile Jorah'ın Dövüş Çukuru'ndaki el ele tutuşması sahnesini Gri Hastalık(taş adamlar) başlığı altında değerlendirip hüzün denizlerine gark olanların içine naneli limonata serinliğinde bir ferahlık verelim:

 

Her Targaryen değil; ama, Ejderhakanı taşıyan Targaryenler hasta olmuyor, hastalık kapmıyor. Yani Viserys'ın ısıdan etkilenip ölmesi ama Daenerys'in ateşlerin içinden yeniden doğması gibi düşünebiliriz. Her Targaryen değil, ama ejderhakanı taşıyan Targaryenler hasta olmuyor. Serinin Altıncı Kitabı olan ''A Dance with Dragons''ta Daenerys, Meereen'de bulaşıcı ve öldürücü olan kanlı ishal hastalığıyla mücadele eden hasta kamplarını ziyaret etmiş, hastaların elinden tutup yerden kaldırmış, onlara eliyle yemek yedirmiş, su içirmiştir. Bu esnada da herhangi bir şekilde hastalık kapmamıştır. Buraya bakarak Daenerys'in Gri Hastalık kapma ihtimali yüzde bir diyebiliriz. Yüzde bir dememizin sebebi tahmin edebilirsiniz; George r. r. Martin'in kaleminin ucundaysanız ölmek de yeniden doğmak da mümkün.

 

Gündeme Dair...

 

Yandaş medya biz gençlere koalisyon hükumeti fikrinin ne kadar da kötü(!) bir şey olduğunu anlatmak için olmadık yollara başvuruyor iki gündür. Neredeyse istedikleri partiye oy atmadığımız için cahillikle suçluyacaklar hani. Oysa istediklerini söylemenin doğru yöntemi bu değil. Daha doğrusu 'korkutma ve tehdit' etik bir ikna yöntemi değil. Koalisyonu ekonomi ile tehdit etmek demokrasiye ihanettir. Yandaş medya koalisyon hükümeti kurulursa ekonomik istikrarın bozulacağı manipülasyonu ile halkı canevinden yani cebinden korkutuyor ve bu aslında demokrasiye olan inancı zedeliyor. Halkı demokrasiden soğutmak diye bir suç olsaydı kendilerinin bu suçu işlediğini söyleyebilirdim ama etik olmadığını söylemekle yetinmek durumundayım. Demokrasi çok güzel yandaş medya, sen de gelsene. Herkesin temsil hakkına kavuştuğu bir meclis yetmez, herkesin temsil hakkına ulaştığı bir hükumet isteriz. İsteriz, ama sizin gibi olsun diye korku salmayız, isteriz ve bu yönde oy kullanırız. Olursa olur, çok güzel olur; olmazsa sandıkta mücadeleye devam ederiz. Chp, Mhp ve Hdp'nin de temsil bulduğu bir hükumet ile meclis gerçekten bir yasama organı olmaz mı? Kararların danışılarak alındığı bir ortamda gerçekten çokseslilik duyulmaz mı? Koalisyondan korkmayalım, bize önceden kötü diye tanıtılanlarla Gezi'de tanıştık kaynaştık biz, koalisyonu ilk orada sevdik, kendi kendimize. Yoksa oradaki sinerjiyi gördünüz de ondan mı bu çekinceniz?

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.