Game of Thrones’un paralel hikâyeleri: Daenerys Targaryen ve Jon Snow

04.01.2016 17:20:17
A+ A-

A Song of İce and Fire serisinde ilk kitaptan bu yana iki karakterin hikâyesi hissettirmeden, birbirine paralel ilerliyor: Jon Snow ve Daenerys Targaryen. George r r Martin'in başlangıçta üçleme olarak planladığı ancak 7 kitaba tamamlamaya karar verdiği seri uzadıkça, hikâyenin tarihi ve siyasi derinliği arttı. Bu uzamanın neticesinde karakterlerin hikâyelerinin benzerliği gözden kaçırılmaya müsait bir hale geldi. Ancak Daenerys ve Jon povlarına bakarsak iki karakterin gelişim süreçleri ve aşamalarının ne kadar benzeştiğini görebiliriz.

Bu yazıda Daenerys'in Ölümsüzler Sarayı'nda gördüğü buzdan bir duvarda açan mavi gül imgesinin Jon'u temsil etme, serinin adındaki buzun Jon Snow, ateşin Daenerys olma veya en olmazı ikisinin evlenme ihtimalinden falan bahsetmeyeceğim. Zira bu iki karakter hiçbir zaman bir araya bile gelmeyebilir. Kara roman diyebileceğimiz A Song of İce and Fire serisinden iki sevilen karakterin evlenip diyara birlikte hükmetmesi gibi masalsı bir son bekleyemeyiz değil mi? En fazla birlikte aynı düşmana karşı mücadele edebilirler veya kim bilir belki birbirleriyle mücadele ederler ve bu mücadelede ölebilirler. Bu yazıda bu tür teorilere değinmek şöyle dursun, tamamen serinin iki pov (anlatıcı) karakterinin paralel ilerleyen hikâyesine değineceğim.

Hayata 1-0 geride başlamanın bile anlatmaya yetmeyeceği bir sefaletle giriş yapıyoruz ikisinin de hikâyesine. Jon Snow nispeten daha güvenlikli bir ortamda. Catelyn Tully'nin kendisinden nefret etse de onu uykusunda boğmakla ilgili planlar yapmadığını biliyoruz. Daenerys ise yürüyebildiği günden bu yana İşgalci'nin hançerinden bir adım önde olmak için sürekli kaçıyor.

Jon Snow'un hayatı tehlike altında değil belki ama ne olursa olsun o bir Snow. Annesinin kim olduğu ismen belli değil ancak mesleğine dair Jon'u incitecek söylentiler her zaman var ve Jon sağır değil. Bununla birlikte kimse onun Kışyarı Lordu olmaya kalkışmayacağını biliyorsa da yaşı ilerledikçe kalede tam olarak hangi pozisyonda olacağı tartışmalı. Jon Kışyarı'nda bir hayaletti, şeffaftı, hiçbir şeydi. Kötü değildi, iyi değildi, meşru değildi, en iyi ihtimalle bu yaşına kadar görmezden gelinmiş bir çocuktu.

Doğumla kimlik kazanamayanlardandı Jon, hiçbir şey bilmiyor değildi, hiçbir şeydi. Bir şey olabilmek, kimlik kazanabilmek, hiç değilse Snow olmaktan, gayrı meşru olmaktan kurtulabilmek için gidebileceği tek bir yer vardı, Jon da oraya gitti: Sur!

Daenerys; hanesinin devrildiği, ailesinin katledildiği bir sırada Ejderha Kayası'nda doğdu. Sadık kalan son hizmetkârları tarafından Ağabeyi Viserys'la birlikte Braavos'a kaçırıldı. Hiçbir zaman bir evi olmadı, Viserys'tan başka bir ailesi olmadı. Kaçmalarına yardım eden Sir Willem Darry'nin ölümünden sonra sığındıkları evden atıldılar. Viserys'in adı kısa sürede Yalvaran Kral'a çıktı. Anneleri Kraliçe Rhaella Targaryen'den kalan tacı da sattıktan sonra iyice akli dengesinde gelgitler yaşamaya başlayan bir ağabeyin siyasi hırsları ve çılgınlarının arasında sıkışıp kalan çocuk bir Daenerys. 40 bin atlı ordusu için Khal Drogo'ya satılan 13 yaşında çocuk bir Daenerys.

Jon'un aksine Daenerys'in bir soyadı vardı ancak dönemin en tehlikeli ve en makbul görünmeyen soyadı: Targaryen. Bir zamanların en makbul ancak doğduğu dönemde, İşgalci için çocuk olmasına rağmen hakkında ölüm fermanı çıkarılmasına yetecek bir soyadı. Belki gayrı meşru olmayı bile tercih edebilirdi.

İkisi de ilk sayfalarda mevcut kötü durumlarından "yeni ve kritik durumlara" geçiş yaptılar.

Jon'un daima bir Snow olarak hor görüldüğü Kışyarı'ndan bir kimlik kazanabilmek umuduyla Sur'a gidip Gece Nöbetçileri'ne katılması ile Daenerys'in Yalvaran Kral'ın kardeşi olarak sürekli insanlara el açarak ve kaçarak büyüdüğü ortamlardan Dothraklara gelin olarak gitmesi bu iki pov karakterin mevcut olumsuz durumlardan yeni ve kritik durumlara geçişleriydi. Ancak bu yeni konumları, onları rahatlatmak şöyle dursun iyice karmaşık ve zorlu yeni maceralara itti.

Jon, Sur'a gayrı meşru bir çocuk olarak geldi, içlerinde bir yabancıydı. Çünkü gayrı meşru bile olsa bir Lord'un oğluydu ve bu kâğıt üzerinde değilse bile bakışlarda, konuşmalarda bir statü farkı kazandırıyordu, ne var ki bu onu üstün kılmaktan öte diğer Gece Nöbetçilerinin gözünde kıskanılan ve dolayısıyla itici olan bir konuma düşürüyordu. Jon'un kendini Sur'daki arkadaşlarına kabul ettirmesi hayli zamanını aldı.

Daenerys Dothrakların arasına nispeten iyi bir konumda, Khal'ın hatunu olarak katıldı. Ancak Khaleesi olarak anılması yeterli değildi. Çünkü Dothrakların gözünde kadın, erkeklerden ve atlardan sonra geliyordu. Üstelik Daenerys, Targaryenlere özgü menekşe gözleri(romanda), platin saçları ve nazik tavırlarıyla Dothraklardan hayli farklıydı ve Vaes Dothrak şartlarına uyum sağlayamayacak kadar narindi. Uyum sağlamak için her şeyi yaptı ve zaman alsa da kendini onlara hem bir insan hem de bir kadın olarak kabul ettirdi.

Jon bir yaz çocuğu olarak geldiği Sur'da acemilikten çıkıp yemin ettiğinde yeni bir kimliğe büründü. Yeni kimlik, yeni ve zorlu görevler demekti. Sur'un ardına giden kafilede, Lord Kumandan'ın hemen yanında yer aldı ki zaten onun kâhyasıydı. Daenerys'in Khal Drogo'nun hemen yanında at sürmesi gibi Jon Snow da Lord Kumandan'ın yanında yetişti. Ve Lord Kumandan ölürken Jon'a büyük ve zorlu bir görev bıraktı. Daenerys ise Khal Drogo öldüğünde ondan kalan halkın takip ettiği bir lidere dönüştü. Jon ve Daenerys için yeni durumlar yeni görevler manasına geliyordu ve bir kapı mutlaka daha zorlu yeni bir kapı açıyordu.

Jon Snow için en kritik görev Özgür Halk ile Sur arasında bir orta yol bulma çabasıydı ki barış müzakereleri iki tarafı savaşma zahmetinden kurtardığı gibi memnun etmeye de yetmiyordu. Özgür Halk Jon'u tuzak kurmakla; Nöbet kardeşleri ise işbirlikçi olmakla suçluyordu. İki tarafı da güvende tutmak isterken kendi güvenliğini sağlamanın bir yolu yok gibi görünüyordu. Ve Jon Snow böyle bir ortamda Üstad Aemon(Targaryen) ve Samwell(Tarly)'nin destekleriyle Lord Kumandan olarak seçildi. Gelebileceği en iyi konumdaydı artık.

Daenerys Targaryen fethettiği birçok şehir ve özgürlüğüne kavuşturduğu insanlarla büyük yürüyüşüne devam ediyordu ve gelebileceği en büyük konuma Meereen'de geldi. Daenerys artık sadece bir Khaleesi değil, aynı zamanda Köle Körfezi'nin en büyük şehrinde hüküm süren Meereen Kraliçesi'ydi. Köle ticaretinin kalbinde kölelikle mücadele ediyordu. Eskinin köle tüccarları ile azat ettiği kölelerden oluşan halk arasında orta yolu bulmaya çalışırken hayli zorlandığı zamanlar oldu. İki tarafı da memnun etmeye çalışırken kendisinin ve adamlarının güvenliğini sağlamanın kolay bir yolu yoktu. Jon Snow'un Özgür Halk ile Sur arasında kalmasının bir benzerini Tüccarlar ile Halk arasında kalan Daenerys yaşıyordu şimdi.

İkisi de gelebilecekleri en iyi konumdaydı ancak bu yeni konum öncekilerden çok daha zorlu bir görevi beraberinde getirmişti. Aynı dönemde farklı coğrafyalarda hor görülmeyi, sonra kendilerini kabul ettirmeyi, mücadeleye etmeyi, yere düşüp ayağa kalkmayı, direnmeyi, kazanmayı ve şimdi de yönetmeyi öğreniyorlardı. Bir sonraki yazıda Daenerys ve Jon Snow'un birbirine paralel ilerleyen hikâyelerine sahne sahne daha yakından bakalım.