Gazeteciler plazalarda tutukluyken...

29.09.2014 21:02:00
A+ A-

Ulusal ve yerel basından gazeteciler olarak geçtiğimiz günlerde soluğu Ada'da aldık. Avrupa'dan gazeteciler,  meslek örgütü temsilcileri, akademisyenler ve siyasetçiler de aramızdaydı.  Hepimizin ortak bir derdi vardı: Özgürlük!  Özgürce konuşmak,  özgürce yazmak... 

Mesleğimizin sorunlarını konuşmak ve çözüm yolları aramak için 23-26 Eylül tarihleri arasında Heybeli Ada'da bir otelin konferans salonuna kapandık.  Meslektaşlarımız sınırda, ateş altında görevlerini yaparken, biz de başka bir ateş hattında can çekişen gazeteciliği kurtarmaya çalıştık.

Avrupa Liberal Forumu'nun Friedrich Naumann Vakfı ile düzenlediği  "Özgür Medya: Demokrasinin Vazgeçilmez Unsuru" başlıklı  çalıştayda, özgür bir medyanın nasıl mümkün olabileceği sorusunun yanıtını aradık. Ana akım medyadan, muhalif-sol basından, azınlık gazetelerinden,  yerel basından gazeteciler olarak bir masa etrafında toplandık.  Kimimiz henüz yolun başındayken, kimimiz de yıllarını vermişti bu mesleğe.  Genç ya da yaşlı hepimiz siyasi iktidarı ve baskısını iyi tanıyorduk. Bundandır ki, özgür  bir basın özleminde ortaklaştık. 

Yaptığı haberler ve yazdığı kitaptan dolayı iktidarın hedefi haline gelen ve tutuklanan gazeteci Ahmet Şık da aramızdaydı. Şık'ın "Sınırı olan bir hapishaneden çıkıp, sınırı olmayan hapishaneye girdik" cümlesi, Türkiye'de gazetecilerin içerisinde olduğu durumu özetler nitelikteydi. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) eski Başkanı Ercan İpekçi ise çalıştay boyunca bizi yalnız bırakmadı.  İpekçi de Şık gibi önemli bir soruna dikkat çekti ve "Sadece hapiste değil,  gazeteciler medya plazalarında tutuklu" dedi. Ercan İpekçi önemli bir sorunu daha dile getirdi,  Türkiye'de iktidarın sendikal örgütlenmenin önünü kapattığını söyledi.

Gazeteci Ragıp Duran, Andrew Finkel,  Avrupa Parlamentosu eski üyesi Joost Lagendijk, Hollanda'daki De Telegraaf TV'den Kamran Ullah, Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu,  Doç. Dr. Ceren Sözeri'nin aralarında olduğu pek çok kişi, gazetecilik ve sorunlarına yönelik çeşitli sunumlar gerçekleştirdi.  Ragıp Duran," Mesleğimiz bunalımda" diyerek, Türkiye'de basının ve gazetecilerin içerisinde bulunduğu durumu anlatırken, çatışma ve şiddet ortamına da dikkat çekti, "Şiddetin bu denli yoğun yaşandığı bir yerde gazetecilik yapılamaz" dedi.   

Sunumlar,  tartışmalar, çözüm önerileriyle üçüncü günün sonuna geldiğimizde,  otele ilk geldiğimiz günkü gibi değildik.  Söyleyecek sözümüz çoğalmıştı.  Çözüm önerilerini maddeler halinde sunarken, tüm sınırları zorlamıştık.  Aslında basını  özgürleştirirken, tüm toplumu özgürleştirmiştik.  Özgür bir basının ancak demokratik ve özgür bir toplumda mümkün olabileceği gerçekliğine rağmen, karamsarlığa kapılmadık.  Sırtımızda çantalarımız, yüreğimizde umutla Ada'dan ayrıldık.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.