Kara Para Aşk mı? Elmer mi?

19.12.2014 12:17:54
A+ A-

Son birkaç haftadır kara para aşk’ta yolunda gitmeyen bir takım gelişmeler var. Geçtiğimiz sezon, mart ayında yayın hayatına başlayan ve Çarşamba akşamlarının gediklisi Muhteşem Yüzyıl’a kafa tutan, kıl payı farkla ikinci olup cihan padişahı’nı tahtından etmeye aday olduğunu belli eden dizi, yeni sezona kan kaybı ile başladı. Hayır, bu kayıp sanıldığı gibi Zerrin Hanım değildi, zira Zerrin Hanım çok daha önce diziden ayrılması gereken bir karakterdi. Kaşesi yüksek bir oyuncu tarafından canlandırılması da cabası. Aileyi bir arada tutma görevini daha ilk bölümden beri babasından devralan kişi Elif Denizer olduğu için Zerrin karakteri işlevsiz olmanın yanı sıra iyi ve kötü taraflar arasında herhangi bir yerde de konuşlandırılmamıştı. Taner’in ölümü ise hikâyenin geleceğinde Pınar’ın vereceği karalarda büyük rol oynayacak bir hamleydi, bu yönüyle önemliydi. Kan kaybı tam olarak senaryonun ana hattan çok çabuk çıkmasındaydı.

Sezonun ilk iki bölümünü geçiş bölümü olarak kabul eden seyirciler geçtiğimiz sezonki tadı alamasa da başrol oyuncuları Tuba Büyüküstün ve Engin Akyürek arasındaki uyuma doyabilmek için diziyi izlemeye devam etti. Senaryo da kendisini kısa sürede toparlayıp yeniden zirveye çıkmayı başardı, değişen reyting sistemine rağmen üstelik. Oysa senaryo toparlanmış gibi görünse de sezon başında yapılan kritik hatalardan dönüş yapmak kolay olmadığı için kopuk sahneler ve karakterler arasındaki çelişkiler hemen iyileşme gösteremedi tabii. Şu an hala sezonun ilk iki-üç bölümünde yapılmış olan yanlış hamlelerin düzeltilemediğini, düzeltilmesi için de herhangi bir çaba sarfedilmediği görülüyor.

İyi ve kötülerin saflarını sadece seyirciye değil, birbirlerine de alenen ilan etmeleri diziyi kısır bir döngüye itti. Buna kısaca çatışma eksikliği de diyebiliriz. Daha doğrusu dizide var olan çatışmanın kullanılamamasından kaynaklanan gerginlik eksikliği demeliyiz. Peki nedir bu çatışma?

Bu dizinin esas çatışması Tayyar-Elif ve Tayyar-Ömer arasında. Ama Tayyar-Ömer en son dört hafta önce bir araya geldi ve orada da restleşip kendi taraflarına çekildiler. Bunu bir nebze anlayabiliriz, zira Ömer bir polis olarak zaten başlı başına bir taraf teşkil ediyor kara para ve organ mafyası çetesine karşı.

Oysa aynı durum Elif için geçerli değil. Elif her ne kadar bir süre sonra Ömer’in sunduğu kanıtlarla ikna olup Tayyar’ın kirli tarafını görse de bunu Tayyar’a da belli etmesi dizinin esas çatışmasını yaraladı, ikili bir daha görüşmemek üzere koptu birbirinden. Bu izleyiciyi zinde tutacak esas çatışmanın etkisini azalttı. Çünkü seyirci, arasında çatışma olan karakterleri aynı karede görmeyi, onların el altından restleşmesini izlemeyi sever. Kara Para Aşk’ta ise taraflar saflarını hemen belli edip mevzilerine çekildi ve artık bir araya dahi gelmiyorlar. Hal böyle olunca seyircinin şimdi ne olacak, acaba ne yapacak, ne diyecek, ne ima edecek gibi onları kumandadan uzak tutacak ve zamanın nasıl geçtiğini unutturacak merakları kalmıyor. Bu tür sahneler dünyada ve ülkemizde her zaman iş yaptı bugüne kadar. İlk sezon Elif ve Tayyar Dündar'ın bu şekilde bir sürü sahnesi vardı, gerçi o zamanlar Elif bilmiyordu Tayyar'ın içyüzünü. Hatta Ömer bile bilmiyordu. Şimdi bu şansları kalmadı senaristlerin. İki taraf da birbiri hakkında son kararını verdi ve artık bir araya gelmiyorlar.

Elif ve Tayyar'ın restleşmeleri olmadığı sürece diziden reyting beklemek doğru değil. Zira yapay gerginlik değil doğal bir gerginlik görmek ister seyirci. Şimdi buna benzer bir doğal gerilim şansı Arda-Hüseyin-Pelin arasında olabilir. ArPel, Hüseyin'in içyüzünü çözecek ama ona belli etmeden iz sürecek. İşte bu reyting yapabilecek bir hamle.

Senaristler en büyük hatalarını Elif üzerinde yaptılar gibi görünüyor. Elif elbette Ömer'e inanıp Tayyar'ın suçlu olduğunu görmeliydi ama bunu cümle âleme hemen ilan etmemeliydi, hele Tayyar'a hiç hissettirmemeliydi. Üstelik senaristlerin elinde bu tür sahneleri başarıyla oynayabileceğini 20 Dakika’da Melek Halaskar üzerinden tescilleyen bir Tuba Büyüküstün vardı, oyuncunun bu güçlü tarafını değerlendirmemek de Eylem Canpolat ve Sema Ergenekon’un tasarrufu. Yardımcı senaristlere de aynı uyarıları yapmak gerekebilir, belli ki dizinin büyük bir kısmını yardımcı senaristler kaleme almakta.

İşin aslı bu hatadan dönmek artık mümkün değil, zira Tayyar'la Elif en son saflarını birbirlerine ilan edip mevzilerine çekildiler ve tatlı sert bir gerginlik için geç kalındı. Elif, Tayyar engel olmasa tokat atmaya bile yeltenmişti ona, buradan dönüş imkansız oluyor artık. Oysa ikili arasındaki husumetlerden başlı başına bir sezon çıkabilirdi. Tayyar’ın Elif’in babasına yaptırdıkları, kendisine yaptırdıkları, nezarette çektirdikleri, Nilüfer’e yaptıkları var, Ömer'i vurdurması var. Tayyar’ın da Elif’e kin beslemek için kendince sebepleri var; Tayyar'ın işine çomak sokması, kendisine karşı gelmesi, evi terk eden oğlu Mert'i kanatlarının altına alması var.

Fatma ve Melike karakterleri üzerinden reyting arttırabileceği yanılgısına düşen senaristlerin, dizinin esas çatışmasını teşkil eden Elif ve Tayyar’ı unutması, onları aynı cemiyet içindeki insanlar olmasına rağmen asla karşılaştırmaması, Elif’in nezarette yaşadıklarından sonra kendisine bunu yaptıranın Tayyar olduğunu bilmesine rağmen asla hesap sorma peşine düşmemesi, Tayyar’ın sadece böbreği üzerine kurulu bir hikayeye hapsolması ve tüm bunlar olurken birçok ülkede dizinin izlenme sebebi olan Elmer çiftinin yaşlarına göre çok basit kaçan bir sınıflar arası farktan kaynaklanan klişe bir soruna maruz kalması dizinin temposunu yüksek gösterse de seyircinin tansiyonunu arttıran sahneler olmaktan çok uzağa düşüyor. Şu halde dizide Elif ve Ömer çiftinin bakışmaları ve öpüşmelerinden başka tansiyon yükselten gelişme yaşanmıyor. Bu sahnelerin de oyunculardan kaynaklı olduğunu göz önüne alırsak senaristlerin ve dizinin belki de büyük kısmını yazan yardımcı senaristlerin tam olarak diziye nasıl bir imza atmayı umduklarını tekrar sorgulaması gerekiyor.

İlk sezona yüksek tempoda giren ve fırtına gibi esen senaristlere duyduğumuz güven azalsa da elbette bitmiyor. Kara Para Aşk’ı yardımcılarından devralıp tekrar eski ihtişamlı günlerine dönebilirler. Zira bunu yapabilecek kalemleri olduğunu defalarca kanıtladılar. Hem şu anda asıl önem verdikleri ve özene bezene yazdıkları Karadayı’da hem de Kara Para Aşk’ın ilk sezonunda herkes kendilerinin ne kadar yaratıcı hikâyeler oluşturabildiğini ve kalemlerinin üst düzeyde güçlü olduğunu gördü. Önemli olan dünyanın dört bir yanındaki seyirciler diziden kopmadan evvel bunu yapmaları. Bir daha belki yıllarca bir araya getirilemeyecek ve dizinin pazarlanmasının esas sebebi olan çiftin daha uzun süre izlenebilmesi için ve dünyanın dört bir yanında gösterimde olan bir yerli yapımın itibarı için sanırım biraz daha özen göstermek gerekiyor. Ekibin ilk sezonda çok iyi bir iş çıkarıp çıtayı yukarıya taşıması da beklentileri yükseltiyor. Bir yandan da seyircilerin toptan diziyi mi yoksa yalnızca Elmer çiftini mi izlediği gibi bir merak oluşuyor! Oysa Tayyar Dündar cephesiyle açıktan çatışmak yerine pasif çatışmaya bir süre daha devam etmeleri şu an yaşanan aşk ve sınıf farkı gibi gelişmeleri seyirci gözünde daha normal bir duruma getirebilirdi. Tüm bunlara rağmen başta Tuba Büyüküstün, Engin Akyürek, Burak Tamdoğan, Saygın Soysal ve Erkan Can olmak üzere tüm oyuncuları gösterdikleri performanslar için tebrik etmek gerekiyor. Yıllar sonra Tuba, Engin ve Erkan Can'ı birarada izlemiştik diyebileceğimiz bir işi bize sunmaları elbette güzel, devamının gelmesini dilemekten başka da elden  bir şey gelmiyor.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.