Tuba Büyüküstün Emmy'de

23.11.2014 17:29:01
A+ A-

Bir Kerem Deren - Pınar Bulut çalışması olan 20 Dakika'nın başrolü Tuba Büyüküstün, bu dizideki Melek Halaskar performansıyla 42. Uluslararası Emmy En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterildi bir ay önce. Bu gece New York'ta yapılacak ödül töreni ile Emmy sahibini bulacak. Sonuç her ne olursa olsun Tuba Büyüküstün dünyanın çeşitli yerlerinden 100 kadar akademisyenin oylarıyla belirlenen listeye göre Tuba Büyüküstün'ün Melek Halaskar performansı en iyi 4 performanstan biri olurken Emmy'ye ilk kez bir Türk oyuncu aday gösterilmiş oldu.

Tuba Büyüküstün'ün daha önce Asi, Gönülçelen, Ihlamurlar Altında ve Çemberimde Gül Oya'da gösterdiği performanslardan farklı olarak ilk kez dibine kadar gri ve güçlü kadın rolüyle ekrana çıktığı 20 Dakika'nın sadece oyuncunun biyografisinde değil, yerli dizi tarihimizde de farklı bir yeri var. Kadının yeşillik olarak arada sırada ekranda görünüp ağladığı ve pencereden bakıp uzun uzun aksiyon peşinde koşan erkeğini beklediği; erkeğin aksiyon sonrası biraz keyiflenmek için yatağına aldığı veya namusum deyip nikahına aldığı işlerden farklı olarak 20 Dakika, kadın kahraman etrafında şekillenen aksiyon-polisiye türünün bizdeki belki de ilk örneği. Daha önce bizde, kadın hikayesi üzerine kurulu bir aksiyon-polisiye yapılmaması bir yana yapılanların kara murat çizgisinde bir erkek kahraman prototipi çizmesi diğer yana konulduğunda 20 Dakika daha ilk bölümde afallatıyor seyirciyi.

Dibine kadar gri bir karakter Melek Halaskar. Geçmişine dair doğru düzgün bir bilgi bulunamıyor. Bugünlerine dair ser verip sır vermiyor ve en önemlisi cezaevindeki kötü koşullara karşı kadınca direniyor. Evet, kadınca direnmek mevzuu önemli, zira aksiyonel bir kadın karakteri erkekleştirmeden anlatmak Kerem Deren-Pınar Bulut ve Tuba Büyüküstün'ün kariyerlerindeki en büyük başarıdır. Cezaevi müdürü herkesin Muavin diye seslendiği bir kadın ve Melek Halaskar kadınca direniyor erkekleşmiş Muavin'e karşı. Yemekhaneye lezzet getiriyor mesela, evlilik yıldönümünde pasta yapıp dağıtıyor resmi listeye başkaldırarak, sonucunda hücreye gideceğini bilmesine rağmen. Yine erkekleşmiş Akrep'e karşı kadınca mücadele ediyor, başlangıçta uzun süre savunmada kalarak. Oyunu kurallarına göre oynamasını biliyor yani, ama Melek'liğini koruyarak.

İyi-kötü çatışması üzerine kurulan dizinin neredeyse tek gri karakteri Melek, son üç bölümde adalet için kötü olmayı seçtiğini ve bunu da tam olarak başaramayıp iyilik için kötülük yaptığını itiraf ediyor. İyi-kötü dengesizliğinde ilk olarak kötülüklere karşı nötr kalmayı seçen Ali'yi iyiler safına çekiyor ve bu en az bir beş bölüm gerektiriyor. Oysa biz ilerleyen bölümlerde anlıyoruz ki Ali'nin eğitimi yıllar önce başlamış.

Melek, yıllar önce güzel-çirkin dengesizliğine ''mana''yı ekleyerek, şimdi de iyi-kötü dengesizliğine ''vicdan''ı ekleyerek sağlamayı çalışıyor adaleti. Ali'nin eğitimi tam da böyle bir süreci izliyor dizi boyunca. Melek tüm bunlar yaşanırken safını değil, iradesini belli ediyor ve dizinin bitimine üç kala safını açıklıyor: ''Bu dünyanın bir kuralı var ki değişmez, kötüye bir şey olmaz, ama iyiler unutulur. Kötüler kendini unutturmamayı iyi bilir, iyiler unutulup gitsin diye uğraşırlar. Oysa kötülüğün hafızası yoktur, her gün yeni bir hedef bulmaktır kötülük. Kötülüğün çağrısını kolay reddedemez kimse, çünkü ilk çağrıda tanınmaz kötülük. Kötüler daima kazanır, kötüye bir şey olmaz... Hayır! Bu hep böyle gitmek zorunda değil, biz iyiler bunu değiştirebiliriz.''

Evet, Melek Halaskar durağan ve amaçsız bir iyilik değil, aksiyonel ve dönüştürme gücü olan bir iyilik tanımı yapıyor. Bu radikal sözleri duyduğumuzda Ali'nin eğitiminin tamamlandığını ve Melek'in yaptıklarının, yapmaya çalıştıklarının alt metnini özümsemiş oluyoruz.

Kerim Solmaz'ı öldürmeye teşebbüs edip etmediği ile ilgili bulmaca hem komiser Ozan, hem de seyirci tarafından çözülmeye çalışılırken suçlu olup olmadığına dair bize asla gözle görülür elle tutulur bir ipucu vermiyor Melek. Daha doğrusu Tuba. Evet, oyunculuğu özellikle bu dizide acımasızca eleştirilen Tuba Büyüküstün, rolünün gereğini yapıyor ve senarist yazana kadar bize asla işte ipucu diyebileceğimiz bir ipucu vermiyor. Malum, bizim milletçe oyunculuk anlayışımız, oyuncularımızın yüz ifadelerinin birer spoiler olarak demokles'in kılıcı gibi senaryonun önünde durmasıdır. Yıllarca en çok bu, sonu birinci bölümden söyleyen abartılı mimiklerden çekmiş olan Türk seyircisi, ilk kez son bölümlere yaklaşıldığında gerçekten şaşırıyor ve Melek'in Kerim'i bıçakladığı sahne dizinin reytinglerinden daha fazla 'tık' alıyor. Zira, bizdeki 'son odaklı' seyirci yıllara meydan okurcasına değişmiyor. Ne olduğuyla 'nasıl' ve 'neden'lerinden daha çok ilgilendiğimiz için de sebebini senariste bırakıp sonuca bakıyoruz. Katilin kim olduğu, Melek'in 20 dakikada hapisten kaçıp kaçamayacağı soruları üzerine yoğunlaşan dizide kadın cezaevinde kadınca direnmek temalı bölümler sadece o gün o saatte diziyi izleyenlere ulaşmakla yetinmek zorunda kalıyor.

Tuba Büyüküstün'ün senarist yazmadan asla spoiler vermeyen oyunculuğu 42.Uluslararası Emmy Ödülleri tarafından aday gösterilip finale bırakılarak takdir ediliyor şimdi. Verdiği o ince ipuçları da dizi ikinci kez baştan sona izlendiğinde bir anlam kazanıyor. Oysa daha birinci bölümden suçlu olduğunu bir bakış, bir gülüşle tereddüde yer bırakmayacak şekilde belli etseydi dizi rekorlar kıracak ve Tuba içimizdeki büyük oyuncu olacaktı, oysa o senaryoya ve role sadık kalıp Tuba değil Melek Halaskar olmayı seçti ve rol kesmek yerine Melek olmayı tercih etti, hatta o kadar Melek Halaskar oldu ki, dizinin post-modern havası içinde ön plana çıkmak yerine olması gerektiği gibi iyice şeffaflaştı, flashback sahnelerinde önceki sezonun Melek'ini izliyor hissi bıraktı. Oysa tek sezonluk bir işti; tadı damakta bırakarak ve bize harika bir kadın aksiyon kahramanı Melek Halaskar'ı kazandırarak gitti. İyi-kötü çatışmasını iyilerin lehine çevirmek için teraziye ''adalet''i koyan Melek Halaskar yıllar sonra bile Büyüküstün'ün biyografisinde zirvede kalacak ve belki de ona bu gece Emmy getirecek, ama en önemlisi Tuba bu performansıyla kısa yoldan daha birinci bölümde bir oyuncu olarak parlamayı değil son bölüme kadar karakteri parlatmayı seçtiği için her zaman övgüyle anılacak.

Melek Halaskar ve Tuba Büyüküstün'e olan saygı duruşumuzu Ali'nin eğitiminden anladıklarını özetlediği şu son cümleyle bitirelim: ''Bütün yaşadıklarından ne öğrendin derseniz, şunu öğrendim: Her insanın içinde bir melek bir de şeytan var. Önemli olan hangisini seçeceğiniz. Ben ''melek''i seçtim, kendi meleğimi. Siz de içinizdeki meleği seçin, onun için savaşın, ayağa kalkın, direnin. Çünkü hayatınızı değiştirmek için yıllara gerek yok. Kaç dakikaya ihtiyacınız olduğunu biliyorsunuz: 20 Dakika...''

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.