Roman eleştirisinde yeni bir kuram: Argo

17.02.2016 21:53:38
A+ A-

Murat Bardakçı, Habertürk'teki köşesinde Orhan Pamuk'un son romanı Kırmızı Saçlı Kadın hakkında bir yazı kaleme almış. demek isterdim. Ancak kaleme almış demek, biraz klişe bile olsa ciddi değerlendirme yazıları için kullanılan bir tabir. Murat Bardakçı'nın yaptığı kaleme almak değil de ağzına geleni söylemek olmuş biraz.

Yazının bir yerinde kendisinin de bahsettiği üzere hayal etmek ve kurgulamak ile ilgili bir tür roman. Orhan Pamuk da bu türün son yıllardaki iyi olduğu büyük oranda kabul gören ve okunan bir temsilcisi.

Bir edebî eseri teknik, muhteva veya iki açıdan da beğenmemek mümkün, eleştirmek ise her okurun hakkı. Ancak özellikle köşe yazarlarının eleştirilerinin daha nitelikli olmasını bekliyor insan. Bir insanın her yazısının, adeta bu adamın neden bir köşesi var sorusuna yanıt niteliğinde olmasını bekliyor insan. Fazla şey değil, kendisine ayrılan köşenin hakkını versin isteniyor aslında.

Akademik bir bilinç ve entelektüel bir altyapı ile desteklenen eleştiriler, romanın hem anlaşılması hem de yeniden okunması noktalarında ciddi anlamda yol gösterebilir okuyucuya.

Orhan Pamuk gibi yakın zamanda ülke genelinde siyasi konularla ilgili açıklamalar yapmak suretiyle destekçileri kadar hatırı sayılır ölçüde sevmeyenlerinden oluşan bir kitle de yaratmış olan kimseler hakkında Çüş, Oha, Yuh şeklinde başlıklar atmak popülizmin basındaki tezahürü olsa gerek. Zira, söylendiği gibi yıllardır bu mesleğin demek istemiyorum ama, işin içindeki birinin olabilecekleri öngörmesi mümkündür diye düşünüyorum; zira kendisinin Orhan Pamuk'a son romanındaki ifadeleri sebebiyle çektiği Çüş, sosyal medyada romancının yaptığı yakın tarih ile ilgili ifadelerin hortlamasına yol açtı.

Orhan Pamuk'un maruz kaldığı "köşe linçi" romanında geçen ensest ilişkiler üzerine bina edilmiş. Edilmiş de. Kitaptan ilgili köşe yazısına alıntı yapılan kısımda bir "ilişki"den değil, tecavüzden bahsediliyor. Annesine tecavüz ederken babasına yakalanan, bu yüzden babasını öldüren oğullardan ve oğlu askerdeyken gelinine tecavüz eden, bu yüzden oğulları tarafından öldürülen babalardan bahsedilen bu cümlelerden ikisinde de kadının rızası dışında gelişen olaylar temele alınıyor. İlişki başka bir şey, bu ifadelerdeki ilişki değil, tecavüz.

Murat Bardakçı da romandaki bu ifadelere karşı çıkıyor. Evet evet, "romandaki ifadelere karşı çıkıyor". Her gün üçüncü sayfa haberlerinde okuduğumuz kadın cinayetlerine, transseksüel cinayetlerine, nefret cinayetlerine değil, bunların aile içi olanının bir kitapta kurgu içerisinde dile getirilmesine karşı çıkıyor.

Gazeteciler, halkın haber alma özgürlüklerine karşı konulan yayın yasaklarına karşı çıkmalarıyla bilinir, takdir edilir. Bir romanda dile getirilen bir kurguyu Çüş gibi argo ifadelerle eleştirmeleriyle değil.

Bir romanda dile getirilse de getirilmese de ensest tecavüzler var, bunu kapatmak için işlenen cinayetler var, bunların haberlere yansıyanlarının, yansıtılmayanlarının çeyreği kadar olduğunu da söylüyor aslında bize yazı. Ne kadar acı çektiğimizi, susturulduğumuzu, ne kadar öldüğümüzü, öldürüldüğümüzü bizden saklamanıza gerek yok Murat Bardakçı. Bizim bunun için romanlara konu olmamıza da gerek yok. Bu ülkenin kadınları neler yaşadığını biliyor zaten.

Dünyanın yandığı haberleri sıcacık evinde izledikten hemen sonra Survivor'da desteklediği yarışmacının akıbetini merak etmeye başlayan ve "milli hassasiyetleri sadece yazarlara ve akademisyenlere karşı kabaran", romanın tamamı yerine yalnızca yazıda alıntılanan kısmını okuyacak bir toplum kesimine, ilgili romanın yazarını hedef göstermek adil görünmüyor.

Neden bu kadar uzun yazdığımı da anlamadım. Sonuçta başlığında Çüş, içerisinde Oha ve Yuh ifadelerini kullanılan bir yazıyı nitelikli bir roman eleştirisi olarak kabul etmek mümkün görünmüyor.