scorecardresearch.com 30 Mart balkon konuşması - serhat ovayolu - Radikal Blog

30 Mart balkon konuşması

25.03.2014 03:23:04
A+ A-

Sosyal medyada, sosyo- kültürel yapıya bağlı olarak yoğun bir şekilde AKP’nin oy kaybedeceği, Ankara’yı kesin kaybedeceği ve İstanbul’da da başa baş yarış neticesinde de Sarıgül’ün kazanacağı konuşuluyor. Bu temenni olduğu gibi, çoğunlukla toplum okuması gibi yöntemlere dayanıyor. Peki, 30 Mart akşamı böyle mi olacak?

Yazının başlığı için bir diğer alternatif de “duruma göre 30 Mart balkon konuşması alternatifleri” olabilirdi. Çünkü ya Tayyip Erdoğan oyunu konsolide ederek, sandıktan yeni bir zaferle çıkacak ya da önemli bir oy kaybı ile yüz üze gelecek. Elbette yine bir balkon konuşması mümkün ama ikinci alternatifte sanırım mekân bir salon olacak ve coşku olmayacak gibi.

Peki, bu alternatiflerin gerçekleşmesi oranı ne? Ya da üçüncü bir alternatif var mı? Bu sorulara cevap aramaya çalışmak, seçimlere son düzlükte yaklaşılırken önemli olabilir.

İlk alternatifle başlayalım; bence olması kuvvetli olan bu. Başbakan MİT krizi ile başlayan, 17 Aralık süreci ile doruğa çıkan süreç neticesinde, Tayyip Erdoğan her Türk siyasetçisinin yaptığı gibi; “dış güç, komplo, montaj, lobi” gibi bildik argümanlara sarıldı. Tipik Türk siyasetçisi tipolojisi kesinlikle suç kabulü olmamak üzerine kuruludur, Başbakan da bunu en iyi uygulayan örneklerden biri. AKP tabanı olduğu gibi biat ve onun sonuçlarına vurgu yapan bir siyaset kültüründen yetişmeler ve tek adam mitosu onlar için olmaz ise olmaz. Bu bağlam da Başbakan oyunu konsolide etmek için bu fırsatı kaçırmadı. Örneğin Berkin Elvan’ın ölümünde bile bu stratejiyi bırakmadı zaten tatilde olan vicdanına rağmen acılı bir anneyi yuhalattı ve Berkin’i terörist ilan etti. Bunun gibi örnekleri ucu kendine ve mahdumuna dokunan 17 Aralık soruşturması ile de sergiledi. Ama hiçbir zaman inkar etmedi; beni bile dinlemişler diyerek bilerek ya da bilmeyerek yaptığı gafı montaj, şantaj diyerek kitlesine yedirdi. Kitlesi öyle ya da böyle acayip bir şekilde arkasından gidiyor gibi görünüyor.

Elbette oy kaybına uğrayacağı aşikâr ama ben bunun nedenini yolsuzluk ya da bu yazı yazılırken daha ses olmayan ama sıklıkla dillendirilen “kişisel zaaflar” tape’i nedeni ile olacağını düşünmüyorum. AKP’nin asıl oy kaybını yaşayacağı nokta barış sürecine tabanının bir kısmının verdiği tepki. Bu noktada AKP’den MHP’ye bir oy kaymasının olacağı bir gerçek. Ancak bu sol demokratik güçler ve Kürtler açısından iki ucu güllü değnek bir durum olmayacak anlaşıldığı üzere. Bunun iki olası sonucu var: birincisi MHP bir güç elde edecek ve olası bir AKP çözülmesinde hükümet ortağı olması en kuvvetli olacak parti; diğeri ise oy kaybının yüksek olması nedeni ile felaket senaryosu sayılabilecek barış sürecinden dönüp, demokrat özgürlükçü gruplar üzerinde var olan baskının arttırılmasıdır.

Ama sanırım bu oy kaybı çok fazla olmayacak gibi, daha doğrusu Erdoğan’ın arkasında çekilebileceği alan çok. Bu yarışa %50 oy oranı ile başladığı ya da en azından geçen yerel seçimde aldığı oy oranı olan %38’i hedeflediği kendi beyanlarından da aşikâr. Onun için hikâyemizde ki bu olasılıkta, büyük ihtimal balkona çıkacak ve yine ben herkesin başbakanıyım minvalinde bir konuşma yapacak ancak kocaman bir ama ile bu konuşmayı bitireceğini söylemek için müneccim olmak gerekmez sanırım. Bu ama büyük ihtimal halk bize güvendi şimdi “bu Türkiye düşmanlarını” bertaraf da edeceğiz şeklinde olacaktır. Çünkü kendisini über persona olarak gören ve buna göre davranan Başbakan aldığı mührün gereği olarak “milli güvenliğimizi” tehlikeye atan bu oluşumları bertaraf etmeyi yeni misyon belleyecektir.

 Kim bu oluşumlar, peki? Yaygın kanı “Pennsylvania” cemaati olduğu. Ancak Başbakan başlamışken oy kaybına sebep gördüğü kesimler için (Kürtler, Dini nedenlerle husumeti olduğu Aleviler, lobici olarak gördüğü ve buna inandığı belli olan solcular vs) de çeşitli sürprizler hazırladığı hiç de şaşırtıcı olmaz. Zaten buna şimdiden başladı; Twitter ve Google DNS yasaklamaları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkında yapılan sözde demokratik iyileştirme, HSYK dizaynı gibi. Bu süreç hızlı bir gözaltı ve tutuklama ve polis şiddetinin daha da acımasızlaşması şeklinde olacak şekilde eviriliyor.

Peki, ikinci alternatif gerçekleşirse ne olur? Mümtaz’er Türköne bu konuda yazdı; ona göre AKP çözülme sürecine girecek ve toplu kopmalar olacak. Bu hem de yakın bir gelecekte, nisan ayında gerçekleşecek. Tabi ki bu senaryoda yine AKP’den kayan oyların MHP ve diğer sağ alternatiflere (CHP’de bu sağ alternatifler arasında) yöneleceği temel varsayım. Ancak bu kopma haddinden fazla olur ve AKP yine de meclis grubunu kontrol altında tutarsa genel seçimlere kadar sündürme yöntemini seçerek, oyunu yeniden konsolide etme yoluna gidebilir. Bu da yine aşırı otokratik ve baskıcı yönetimin kökleşmesi ve kurumsallaşması anlamına gelebilir. Tabi ki ortada bir cumhurbaşkanlığı seçiminin varlığı belki bir ihtimal Başbakanı durdurabilir. Ancak ikinci turda %50 yeteceğinden, kaçan Türk milliyetçisi oylar ile %50 potansiyeli taşıyacağı için Kürtleri kendine ortak etmek istemeyecektir. Zaten sürekli ağırdan alınan dialog sürecinin müzakereye ve yasal çerçeveye evirilmediğini gören Kürt siyasal hareketi ve temsilcisi BDP/HDP, Erdoğan ile hareket etmek istemeyecektir. Kaldı ki bu durum Kürt özgürlük hareketi için sosyalist ortaklarından ayrışma ile de sonuçlanabilir. Kürtler bunu istemeyeceklerdir, kısa vadede sosyalist blok ile ittifak Türkiye partisi olmanın teminatı, uzun vade de ise demokratik tutumun içselleştirilmesidir.

Ancak biten barış süreci deneyimi hiçbir kesime huzur getirmez (MHP hariç), tam aksine savaş tırmanarak devam eder ve cepheler genişler.

Esasen Kürtler ile bir Pax Romana yapmak sanırım dillendirilmesine rağmen Erdoğan için olası bir durum değildi ve bazı danışmanları açısından da siyasi intihar girişimi idi. Hatta buna göre ordu ve MİT dizayn edildi. Kürdistan coğrafyasında adı kimyasal Necdet’e çıkan, hakkında savaş suçu iddiaları olan Necdet Özel’i aslında savaş komutanı olarak göreve getirdi. Ama konjonktür elinden bu fırsatı aldı ve Arap baharı adı altında Orta Doğu kaynamaya başladı. Daha düne kadar Fenerbahçe’yi Şam’a götürecek kadar “kardeşi” olan Esad’a aniden düşman kesildi. Onun için Kürtler ya barış umudu ile oyalanmalı ya da bertaraf edilmeli idi ancak kısa vadede barış umudu daha az maliyetli idi ve oy da tahvil ederdi. Ancak başta Abdullah Öcalan ve Kürtler boş vaatlere karşı afsunlanmış ve Oslo sürecinden öğrenerek çıkmıştı. Ve ister istemez Erdoğan taviz veren duruma düştü. Bunun içinde varlığı AKP varlığına endeksli olan cemaat Hakan Fidan’ı hedefe koydu. Ahmet Davutoğlu da Osmanlı etki alanı ütopyası ile bu durumdan Suriye’de hegemonya çıkarma sevdasına dört yıl sürecek macerayı başlattı.

Bu durumda okka altına gidecek ilk siyasi rakibin cemaatten çok Kürtler olduğu gün gibi açık. Ancak bu sefer Kürtler kendilerine biçilen elbiseyi giymemeye kararlı, Öcalan Newroz’da bunu açıkça beyan etti ama sürece olan inancını da naif bir şekilde dile getirdi. Sürecin yürütücüsü ve Kürtlerin fiili iradesi olarak Öcalan’ın endişeleri dikkate alınmalı.

Bu durumda konuşma balkonda değil daha formel bir ortamda olur. Yorgun ve kızgın bir ses tonu ile ayrıştırmanın tüm diyalektiği ile bezeli bir konuşma olur. Çünkü Erdoğan’a göre mutlak doğru kendisidir ve kendine karşı olanlarda düşmandır. Ve savaş başlar.

Ya üçüncü bir alternatif olursa; yine seçim kaybedilir ama birinci parti olunur ancak ben birinci parti oldum, halkın teveccühüne mazhar oldum, bunca saldırıya rağmen yıkamadınız beni de diyebilir. Erdoğan %30-35 ile birinci olmak aleni başarısızlık olmasına rağmen bunu yine allayıp pullayıp tarihi başarı olarak lanse edebilecek iletişim ve medya olanaklarına sahip. Yani alt yapı mevcut ama bu sefer de cumhurbaşkanlığı yalan olabilir.

Özetle 30 Mart akşamı hiç bir şey sonuçlanmayacak, aksine savaş baltaları cumhurbaşkanlığı için bilenecek. Benim tahminim seçimden başarılı çıksa bile balkondan kucaklayıcı bir konuşma yapmayacak Erdoğan. Çünkü artık Türkiye’nin başbakanı olmak yerine kendi kitlesinin başbakanı olmayı seçti.

YORUMLAR

sonu belli -

Başbakanı kureseller çizdi,bızım gıbı ülkelerde her devaluasyonda hukumet mutlak gıderçAKP son kararlarla %35 açık develuasyon yaptı. Ekonomı ve piyasa ıflasda sadece adı açıklanmıyor.İnşaatda iflaslar izlenecek.Son bır çılgınlık hıle olmazsa alacağı oy oranı %25 cıvarıdır Balkon konuşamsına gerek olacağını sanmıyorum,Biz aynı adamı melekde olsa 10 yıldan fazla kaldıramıyoruz.

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.