Gül, Arınç, Çelik ve Ergün’ün AK Parti için anlamı

12.02.2016 10:44:06
A+ A-

AK Parti, 14 Ağustos 2001 yılında kurulmuş bir siyasi partiden çok öte, bu coğrafyada çok uzun yıllardır mücadele eden, sonunda da "muktedir" olan bir yapı...

Jön Türkler ya da İttihat ve Terakki karşısında padişahı savunan, gelenekçi olan... Tek parti döneminde devrimlere direnen; Osmanlı'yı, dini yönetimi özleyen... Demokrat Parti ile nefes alan... Milli Görüş ile hedeflerini ve arzularını saklamayan... Sonra da iktidar olan...

Sormak gerek:

Neye karşı mücadele etti bu ideoloji?

Bir: Seküler yapı...

İki: Devletçi yapı...

İlki, kamusal alandan dini çıkarırken, ikincisi de ekonomik açıdan devleti söz sahibi yapıyordu.

Misal, Demokrat Parti'nin köylülere vaatleri sadece ve sadece köylülerin arazi sahibi olması manasına gelmiyor, aynı zamanda cumhuriyet devrimlerini içselleştirmemiş bir kitlenin seküler yapı ile daha güçlü mücadele etmesinin önünü açıyordu. "Milletin efendisi" ifadesi köylü için tek parti döneminde değil, -alınan oylara bakılırsa- Demokrat Parti döneminde vuku buluyordu.

***

Ve fakat Türkiye'deki İslamcı kesim, Demokrat Parti döneminde rahat ettiğini düşünse de, ilke ve programının Milli Görüş modeli ile hayata geçeceğini düşünüyordu.

Örgütlenme alanları Milli Görüş partileri, liderleri ise Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dı. Fakat ne aldıkları oy, ne de Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar, Milli Görüş partilerinin büyümesine izin veriyordu. Partiler kapatılıyordu, hareketin önderleri yargılanıyordu. Milli Güvenlik Kurulu, Milli Görüşü "irtica tehdidi" olarak görüyordu.

Ve sonuç olarak Türkiye tarihini, siyasetin geldiği noktayı çok iyi analiz eden Milli Görüş içerisindeki teorisyenler, hedefe ulaşmak için Demokrat Parti'nin "liberal-demokrat", Milli Görüşün ise "muhafazakar" yanlarını alarak ilerlemek istiyordu. Ve AK Parti, kendisini "muhafazakar-demokrat" olarak tanımlıyordu. Milli Görüş gibi AB-ABD karşıtı ütopik bir model yerine küreselleşen dünyaya ayak uyduran muhafazakar parti...

Çünkü "liberalizm" her ne kadar bir ekonomik model olarak sayılsa da, aynı zamanda "özgürlük" demekti. İslamcılar, hedeflerine ulaşabilmek için liberal olmak zorundaydılar.

Bu nedenle direttiler liberalizmde...

Güçlendiler, özgürleştiler...

"Muktedir" oldular...

***

Ve de isimleri sayayım:

Abdullah Gül...

Bülent Arınç...

Hüseyin Çelik...

Nihat Ergün...

Onlar kim biliyor musunuz?

Onlar, bu coğrafyadaki akımlar, Türk siyaseti, Türk siyasetine dünya konjonktürünün etkisi ve kendi hayatlarındaki deneme yanılmalardan yola çıkıp önce teori yazan, daha sonra da o teoriği pratiğe dönüştüren, sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen politikacılardan sadece dördü...

Peki, ne diyorlar?

"Başarıya ulaşmış bir pratikten vazgeçip, yeniden Soğuk Savaş Milli Görüşçülüğüne dönülmesin."

Bu kadar...  

Fakat görüyoruz, onların alın teri ile inşa ettiği evde keyifle oturanlar, bugün onları "hain" ilan ediyor. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.