Neden oy vermeyeceğim?

21.03.2015 16:31:34
A+ A-

Sırf AKP gitsinde kim gelirse gelsin mantığı ile oy kullanmam.. Çünkü AKP gitse bile mevcut sistem yerinde duracak ve belki daha da kötüye gidecektir. Mevcut sistemi değiştirecek bir parti olmadığı için, AKP düşmanlığı üzerinden yapılan politikalarla zaten amacın düzeni  değiştirmek değil, AKP'yi yok etmek ve devlet nimetlerinden yararlanmak olduğunu geçmiş yıllardan beri sayısız kez yaşadık. Seçim öncesi hava da uçuşan vaatlerin seçim sonrası unutulduğunu ve her iktidarın kendi yandaşını doyurup zenginleştirdiğini sayısız kez yaşayarak görmedik mi?

AKP karşıtı medya mensuplarının seçim öncesi sürekli "mutlaka sandığa gidin,   gidin ki vermediğiniz oy'unuz AKP ye gitmesin. "mesajları ardından da "biz tarafsızız ve kime oy verip vermediğiniz de bizi hiç ilgilendirmez. Bizim isteğimiz yeterki sandığa gidip oyunuzu özgürce kullanmanızdır. " palavrası ardında bu yolla belki AKP yıkılır hayalleri vardır. Oysa aynı medyacılar AKP yıkılsa yerine gelecekler ne yapacaklar ve bu kokuşmuş sistemi nasıl değiştirecekler konusunda tek kelime etmezler. Çünkü amaç sistemi sorgulamak, değiştirmek değil, sadece ve sadece AKP'den kurtulmaktır. Ve hala bunu anlamak istemeyen ya da anlamak işlerine gelmediği için sandığa gitmeyen milyonlara "kararsızlar"diyerek bunların sandığa gitmeleri halinde ve AKP'ye oy vermeyecekleri hesap edilerek oy kullanmaları halinde seçim sonuçları aritmetiğinin değişeceğini söyleyenlere demek isterim ki evvela bu milyonlar kararsız oldukları için değil, onları temsil eden bir partinin olmadığı için sandığa gitmiyorlar. Yani bu kutuplaşma aşamasında ve ikiye bölünmüş bir Türkiye de, birilerinin istekleri olsun diye sandığa gidilmez.

Sandığa gitmek için sebep iktidardaki AKP'yi devirelim, ya da falan partileri iktidara getirelim de AKP'den kurtulalım mantığı ile değil, ülkenin genel gidişatına bakarak ve bunu kökten düzeltecek birilerini seçmek için sandığa gidilmelidir.

Peki böyle bir parti var mı?

Ya da insanlar iktidarlardan hesap sormak için mi sandığa giderler?

İnsanlar birilerinden hesap sormak için sandığa gitmezler. İnsanlar ikiye bölünmüş, böldürülmüş ve buradan besleyip beslenenleri daha fazla beslemek için sandığa giderler. Demirel'in kıratına karşı meydanlara inen Özal'ın arısı devrinde Demirel'cilerin "At olmazsa kim taşıyacak onca yükü"ne karşılık "biz ne güne duruyoruz arı bol bol bal yaptı mı bize dağlar bile vız gelir"masalı ile sandığa giderdi büyüklerimiz.

Seçime az bir zaman kala sokaklar adeta düşmanlık kokuyor ve insanlar birbirleriyle doğru dürüst sistemi konuşmak, tartışmak ve dinleyerek ve anlayarak karşılıklı saygı içerisinde  olmak yerine tamamen nefrete dayalı söylemlerle oy verecekleri partileri savunuyorlar. Nefrete dayalı ve bölünmüşlüğe dayalı söylemlerle sandığa gitmek bu ülkeye nasıl bir fayda sağlayacaktır?

Gitmemek sağlar mı? derseniz, en azından bu nefrete ve bölünmüşlüğe dayalı kokuşmuş sisteme ortak olmayız. Çünkü bu kokuşmuşluk toplumun hala aynı yerde saydığı ve sorgulamadığı bir yerde sandığa gitmekle bugüne kadar  hiçbir şey değişmemişse, bugün de değişmeyecektir. Değişen tek şey ise oyuncular olmuştur ve olmaya da devam edecektir.

Ülke menfaat ve ülke insanının iyi yaşamı , geleceği düşünülmesi gerekirken sanki ülke de bir tek Erdoğan yaşıyormuş gibi tüm siyaset onun üzerinden yapıldığı bir ülke de maalesef her alanda ve anlamda büyük bir çöküntü, ayrışma ve parçalanma vardır.

Bu parçalanma, adeletsizlikler, talan, kayırma ve kollamaları, eğitim ve sağlık alanındaki sorunları ve bu kokuşmuşluğu sandıklar düzeltemez. Çünkü sandıklar düzeltme mekanizmaları değil, sadece  birilerinin beslenme kilerleridir.

Benim yaşımda ve benden yaşlı olanlar iyi bilirler. Bizler 50 yıl bu sandık palavralarıyla uyutulduk ve soyulduk.. .

Basit bir örnek: Kendilerine gelince asgari ücretin 2 kat fazlası zam yapan Vekiller vatandaşa gelince 3 simit parası zam vererek dalga geçer gibi "bu zam ile bol bol da geçinilir. Geçinemiyorsanız Allaha yalvarın demiyorlar mı?"

Diyelimki bunu diyen AKP iktidarı seçimi kaybetti ve CHP ile MHP ortak iktidar oldular. Siz şimdi onların bu kokuşmuş sistemi değiştirip örneğin, asgari ücreti 1600 TL, emekliye insana yaraşır maaş, yolsuzluklara, adaletsizkliklere, torpile, rüşvete, kayırma ve kollamaya, talana son vereceklerine inanıyor musunuz?

50 yıl geriye baktım ve böyle birşey görmedim.

Gördüğüm tek şey ise her iktidarın kendi zengini yarattığdır.. .

Bir partiye oy vermek için yeterli neden görmedim ve hala da göremiyorum. Bu ve benzeri yüzlerce nedenden dolayı hiçbir partiye oy vermeyeceğim.. .

Kısacası ben ne bir kurbanım, ne kömür, makarnaya ya da işe oyunu satan, ne yandaş, ne de nefret ile oy veren, ne de birilerinin beslenme kaynağı değilim, olmadım ve de olmayacağım.. .

Bir zamanlar Demirel'in has adamlarından olan ve Bakanlık yapmış birisi olan Cavit Çağlar'rın tirilyonları götürdüğü halde, aç karnını doyurmak için ekmek, simit çalandan bile daha az ceza aldığı ve hırsız damgası yemediği ve üstelik ödül olarakta ceza indirimi aldığı bir ülke de o tarihlerde ve sonrası kaç kez sandığa gidildi de sistem mi değişti de biz görmüyoruz?

Bugün büyük götürenler nasıl korunup kollanıyorsa o gün de aynı şekilde korunup kollanıyordu. Trilyonları götüren Çağları ziyaret eden Demirel çıkışta gazetecilere", "Çağlar 9 ay 9 gündür Hazret-i Yusuf diyarındaydı"demişti.

Bunları bilmeyenlerin, bugün olup bitenlere şaşırması ve "AKP'den kurtulalımda kim gelirse gelsin" demeleri AKP'den kurtulsalar bile sistemden kurtulamayacaklarının göstergesidir.

İktidarlar kalıcı değildir, fakat yolsuzluklar, talan, kayırma kollamalar, adaletsizlikler, yandaş yaratma hep kalıcıdır. Ve hiçbir yeni iktidar bir önceki iktidardan meydanlarda yıllarca bağırdıkları gibi "iktidar olalım mutlaka hesap soracağız"dedikleri gibi hesap sormamış ve iktidar olduktan sonra kendi yandaşlarının ceplerini doldurmaktan başka bir dertleri de olmamıştır.

AKP nasıl geldi?

"AKP gelecek tüm sorunlar bitecek"demediler mi?

Dediler.. .

Ya sonra?

Yandaş kanalların birinde yandaş gazeteci kılığına girmiş adam diyorki" insan istediği kadar, isterse 500 isterse 700 ve 800 bin dolar evinde bulundurabilir. Bu suç değil ki! Kim buna karışabilir?"

Demirel Cumhurbaşkanı ve gazeteciler yegen Murat'ın Azerbeycan'daki bankayı nasıl açtığı sorulunca" kendine has konuşması ile hem de gururlanarak" evet imzayı ben bastım"diyerek cevaplamıştı.

Bugün olanlara özellikle geçmişi bilenlerin şaşırmasına ben şaşırıyorum ve bunların  inandırıcı olduğana da inanmıyorum. Çünkü bu siyasi söylemler tamamen Erdoğan üzerine yapılıyor. Yani  amaç memleket meseleleri falan değil, Erdoğan'dan kurtulmak.. .

Bu alttaki yazıları buraya aktarmamın nedeni bu dönem AKP'yi yolsuzluklarla suçlayanlar gibi o dönemlerde de aynısı yapılmıştı fakat 3-5 kişi haricinde kimse ne yargılanmış,  ne de gereken cezayı almıştı. Hatta bugünkü gibi o günlerde de soyguncular kendi iktidarları tarafından çok iyi korunup kollanmıştılar.
Şimdilerde "iktidar olursak hesap soracağız" diyenlere inananlar belki o devirleri bilmezler diye bu alıntıları yaptım.  

İnterbank Davası'nda Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk yargılama sonucu 3 Aralık 2002 tarihinde tüm sanıkların beraatine karar vermiş, Yargıtay 11. Ceza Dairesi, suçun sabit olduğu gerekçesiyle kararı bozmuş, hükmün sanıkların kasıtlarının yoğunluğuna göre kurulması gerektiğine işaret etmişti.

Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma sonrası yargılamada, 20 Aralık 2004 tarihli kararıyla Cavit Çağlar, Mustafa Çağlar, Şükrü Şankaya, Şenol Şankaya ve Ergun Evcil'i 'Dolandırıcılık' suçundan 3 yıl 10 ay 20'şer gün, diğer sanıkları 1 yıl 7 ay 3'er gün ağır hapis cezasına, tüm sanıkları ayrı ayrı 189 trilyon 69 milyar 962 milyon 757 bin lira ağır para cezasına mahkum etmişti.

Karar, 14 Nisan 2005'te Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmişti. Yerel mahkeme, yeni TCK'nın yürürlüğe girmesiyle Cavit Çağlar ve oğlu Mustafa Çağlar, Şenol ve Şükrü Şankaya ile Evcil'in cezalarını 1 yıl 6 ay 22'şer gün hapse, para cezalarını 208 bin 300 TL adli para cezasına çevirmişti. Mahkeme, diğer 29 kişi hakkındaki hapis cezasını da 1 yıl 15 güne, para cezasını da 106 bin TL'ye dönüştürmüş ve cezalarını ertelemişti. Yargıtay, 2006'da verilen bu kararı da bozmuştu. (CİHAN)

Mar 27, 2002 - DEMİREL, 6 Şubafta cezaevinden çıkan işadamı Cavit Çağlar'ı ziyaret etti. Demirel, "Çağlar 9 ay 9 gündür Hazret-i Yusuf diyarındaydı"dedi. Kimse de ona "Hazreti Yusuf hangi devletin bankalardan sorumlu devlet bakanıydı, ya da hangi bankayı dolandırmıştı?"diye sormamış sormaya cesaret edememişti.

Türkiye'nin ilk hayali ihracatçısı olarak tanınan eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel (52) vefat etti.

Yahya Demirel'in Türkiye gündeminde birincisi sırayı oturması 1975'te karıştığı hayali ihracat olayı oldu. Mobilya ihracatı yapanlara verilen yüzde 75 vergi iadesini kötüye kullanan dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel bu sayede haksız kazanç elde etti.

Demirel'in, 1975 yılında 20 milyon lira para kazandığı ortaya çıktı. Yeğen Demirel'in henüz 25 yaşında elde ettiği bu kazancın sırrı çok geçmeden anlaşıldı.

Yahya Demirel'in ceviz yatak odası diye ihraç ettiği ürünlerin sunta parçaları olduğu ortaya çıktı. Hatta mobilyaları ihraç ettiğini beyan ettiği İsviçre firmasının da gerçekte olmadığı anlaşıldı.

Yahya Demirel, ismi 90'lı yıllarda bu kez de banka yolsuzluğuyla gündeme geldi. Demirel'in Kıbrıs Yatırım Bankası adıyla KKTC'de kurduğu bankanın hayali olduğu ve böyle bir bankanın izine rastlanmadığı ortaya çıktı.

Demirel'in hayali banka ile devleti milyonlarca dolar dolandırdığı saptandı. Bu dolandırıcılık, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun Halk Bankası tarafından Kıbrıs Yatırım Bankası ve Everest Bank nezdinde açılan ve daha sonra kapatılamayan milyonlarca dolar tutarındaki depo hesaplarıyla ilgili soruşturmasında tespit edildi.

Kurul, Everest adlı bankaya açılan 2 milyon dolarlık depo hesabının kapatılmadığını ve teminat olarak gösterilen iki adet 10 milyon dolarlık senedin karşılıksız çıktığını tespit etti.

DİĞER YEĞEN DE BANKA BOŞALTTI

Demirel'in aynı isimli diğer yeğeni de bankanın içini boşaltmaktan hüküm giydi. Demirel'in kardeşi Şevket Demirel'in oğlu Yahya Murat Demirel, 1998’de Egebank’ı alarak en genç banka patronlarından biri oldu. Ancak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) 1999’da Egebank’a el koydu.

Murat Demirel’in bankaya el konulacağını önceden öğrendiğine ilişkin iddialar, o dönemde önemli tartışmalara neden olmuştu. Bankayı hortumlamak suçundan tutuklanan ve iki yıl sonra tutuksuz yargılanmak üzere bırakılan Murat Demirel, 2004'te Bulgaristan’a kaçarken yakalandı. Üzerinden iki farklı ülkenin pasaportu çıkan Demirel 2005’te tekrar tutuklu yargılanmak üzere cezaevine girdi. Demirel, 2012’da 17. 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

İktidarı elinde bulunduran bir ya da bir kaç siyasi parti her daim birileri ile "ahbap çavuş" ilişkisi içinde olmuşlardır ve sistemin işleyişi ve devamı gereği de olmak zorundadırlar. Bu kirli menfaat ve çıkar ilişkileri dün de vardı bugün de var ve yarın da olacaktır.

Erdal Atabak'in Cumhuriyetteki yazısını okuyalım:

Kime  oy vermeliyim ve neden?.. 24 Mart 2014 Pazartesi

Önce, neden oy verdiğimi düşünmem gerekiyor?

Kendime yakın gördüğüm partiye oy vermek mi istiyorum?

Partiye kızdığım için mi oy vermek istiyorum?

Partimi artık beğenmediğim için mi oy vermek istiyorum?

İktidarı değiştirmek için mi oy vermek istiyorum?

Bir görev duygusuyla mı oy vermek istiyorum?

Yoksa oy vermek içimden gelmiyor mu?

Önce bunu bilmem gerekiyor.

***

Kararım:

İktidarı değiştirmek için oy vermeliyim.

Oyumu duygularımla değil, akılcı ve soğukkanlılıkla vermeliyim.

***

İşçi Partisi’ne oy vermeli miyim?

İşçi Partisi’nin enerjisi yüksek. Üyeleri canla başla çalışıyor.

Gençlik örgütleri çok çalışkan.

Seçim stratejilerini eleştiriyorum. Sola yönelik eleştirilerini hem içerik, hem üslup bakımından yanlış buluyorum. Eğer Meclis’e girme şansları olsa düşünülebilir, ama bu seçim sistemi ile olanaksız görünüyor. Ona vereceğim oy AKP’nin işine yarayacaktır.

***

TKP en ilkeli siyasal kuruluş olmalıdır. Öyle midir, değil midir, yakından bilmiyorum. Ona verilecek oy da AKP’nin işine yarayacaktır.

***

CHP’ye oy vermeli miyim?

CHP, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde “kitle partisi” olma stratejisi izliyor. Yalnız kendi oylarını değil, öteki partilerin oylarından kendi söylemlerine gelecek oyları da istiyor. Kitle partisi bu demek.

Kitle partisi olarak kurguladığı seçim stratejisi ve buna bağlı söylemleri ilkelere çok bağlı yandaşlarının eleştirilerine yol açıyor. Elbette Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine aykırı bir CHP düşünülemez. Ancak vurgular, zaman zaman beklentilerden farklı yerlere kayabilir, kaymaktadır da.. .

AKP’nin CHP’ye yönelttiği ve el altından solu da kışkırttığı eleştiriler, ABD ile anlaşma ve Fethullah Gülen cemaatinin desteğini alma konusu içeriği olmayan seçim malzemeleridir.

AKP, bugüne kadarki bütün iktidarını bu iki etkene borçludur. ABD’nin desteği ve Fethullah Gülen ittifakı AKP iktidarının temel direkleridir. Şimdi bu destekle rakibini suçlamak gülünç. Türkiye’de iktidar olmak isteyen siyasal güç ABD faktörünü dikkate alacaktır. Burada önemli olan Türkiye’nin onurlu bağımsızlığının ve ülke çıkarlarının temsil edilmesidir ki AKP bütün iktidarında hiçbir zaman bu temsil görevini yapmamıştır.

CHP’nin Fethullah Gülen tarafından desteklenmesi savı da 17 Aralık operasyonundan sonra ortaya atılmıştır. 17 Aralık operasyonunun önemi, kim tarafından ortaya atıldığı değil, ortaya nelerin çıktığıdır. Bu sürecin Gülen cemaati tarafından başlatılması önemini azaltmaz. Bunu söylemek de kimseyi “cemaatçi”yapmaz. Rüşvet ve yolsuzluk olaylarını kapatmak için Fethullah Gülen’e ve cemaatine saldırmak ise AKP’yi bu töhmetten kurtarmaz.

CHP, elbette sonuna kadar bu yolsuzlukların peşinde olacaktır.

***

DSP için ne düşünmeliyim?

DSP’nin varlığını neden sürdürdüğünü bilemiyorum. Geçmişte varlığının nedenleri -tartışmalı olsa da- olabilirdi, ancak bugün bir neden göremiyorum ve bulamıyorum.

***

MHP’ye gelince. AKP’nin Kürt politikasına en açık muhalefeti yaptığı için oyları artmaktadır ve artacaktır. Çünkü, AKP’nin politikasının sonu, özerk Kürdistan’dır ve bu görülmektedir. Buna karşın, şimdiye kadar ne zaman AKP’nin başı sıkışsa MHP yardımına koşmuştur, bu da güven kırıcıdır.

***

BDP, bölgesinde ve artık başka bölgelerde de “etnik milliyetçiliğe dayalı” politika yapmaktadır ve şimdiye kadar çok başarılı olmuştur. AKP ile kimi zaman ittifaka kimi zaman tehdide dayalı bir ilişki ile bölgede güçlenmiştir. ABD ve AB ile de dış destekleri vardır. AKP ile pazarlığı sonuna kadar sürdüreceklerdir.

***

Kararım:

Siyasal iktidarı değiştirebilmek için,

Oyumu CHP’ye vereceğim.

Vereceğim oy kurumsal oydur ve adaylarla ilgili olmayacaktır.

Eğer CHP, bir yerde kendi dışında bir sol partiye verilecek oylarla kaybederse ve orada AKP kazanırsa bu durumun tarihsel bir sorumluluğu olacaktır.

Bu seçimde oy vermenin tarihsel sorumluluğunu hiçbir bilinçli yurttaş unutmamalıdır.

Bugünün sorumluluğu budur.. . Erdal Atabek  Cumhuriyet

"Siyasal iktidarı değiştirmek için CHP'ye oy vereceğim"diyen Atabek CHP'nin tek başına iktidar olamayacağını adı gibi bilmesine rağmen, olsa bile mevcut sistemi değiştirmesinin asla mümkünü olmayacağına göre ve Atabek'in de bundan dolayı değil, sırf AKP gitsinde kim gelirse gelsin zihniyeti ile "oyum CHP'ye" demesi geçmişten hiç ders almadığını ve AKP karşıtı nefreti ile tıpkı AKP'lilerin CHP nefreti ile haraket etmeleri gibi hareket ettiğini anlıyoruz.

80 sonrası aynı söylemlerlerle siyasal iktidardan yani Demirel'den kurtulalım diyenler, sonra Özal için, sonra , Yılmaz ve Çiller için de aynı şeyleri söyleye söyleye bugüne kadar geldik.

Ne değişti?

Sistem aynı sistem, sadece seçimden seçime bazı oyuncular değişiyor, götürene hem iktidarlar hem de Allah daha çok verirken, vatandaş aynı vatandaş.. . Al birini vur öbürüne.. .

Benim oy vereceğim parti din, dil, ırk, inanç, zengin, fakir, alt, üst, siyasi düşünce ne olursa olsun  hiç bir konu da ayrım yapmadan toplumun tamamını kucaklayan partidir.

Siyaset; doğru hayaller üzerine söylenen, yalanlardan oluşur. Algernon Sydney

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.