Kahraman memeler

08.08.2015 10:05:33
A+ A-

 
“Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde...
 Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra... 
Sonrası iyilik güzellik”
Cemal Süreya 
 
Kate Murray imzalı o fotoğrafı gördüğümden bu yana, yukarıdaki dizeler çakıldı kaldı aklıma...
Fotoğrafa ilk baktığımda elim refleks olarak sağ mememe gitti. Zihnimde şaklayan kırbaçla, parmak uçlarım bir kitlenin peşine düştü, fotoğrafa baktığımda elim sağ mememe gitti. Birkaç ay sonra dünyaya sağlıkla gelmesini dilediğim bebeğimi besleyecek olanlardan birine işte. Yaklaşık birkaç gün önce ilk sütün kokusunu duyduğum mememe... 
Sonra yeni bir sayfa açtım önüme ve  üç kelimenin ardına takıldım. Hamilelikte meme kanseri. Hiç yana yana gelmez gibi duruyor değil mi? Hamilelik ve kanser... Hücre hücre bir mucizenin inşa edildiği beden, aynı zamanda tekinsiz, çok tehlikeli, yolunu kaybetmiş hücrelerce yıkıma uğratılmaya çalışılıyor. 
Hiç yanyana gelmez gibi duruyor değil mi? Çünkü hamilelik eşittir doğum eşittir yeni bir hayatsa, kanser...
Öğrendim ki o siyah beyaz resimdeki anne, meme kanserine gebelik döneminde yakalanan 3000 kadından biri.
İstatistik düşük bir ihtimal gibi olayı aksettirebilir, ancak bir kişinin bile bu durumu yaşaması konuyu ciddiyetle ele almak için yeterli bir nedendir. Ülkemizde bu durumu yaşayan kadınlarla yapılmış röportajlara takıldı gözüm mesela. Hiç de az değil. Hiç de kolay değil. Yalnızca bedeninizden sorumlu olduğunuzda karşılaştığınız o derin yükün ağırlığı hamilelikle binlerce kat daha artıyor. 
 
3000’den biri olmak ya da olmadığını sanmak
 
3000’den biri bensem eğer ne yaparım diye düşündüm bütün okuduklarım karşısında... Sonra... Nasıl davranırım öyle bir durumda. Neye yanarım diye düşündüm... Bilemedim, bulamadım. Oysa ben, şimdi hatırlamak dahi istemediğim bir tarihte, bedenime cinsiyetimin armağanı olan bir başka bölgeyi kurtarmak için savaş boyalarımı sürmüştüm. İstatistikler gelmişti önüme birkaç yıl içinde hiç de istemediğim bir noktaya varabileceğimi söylemişti doktorum. Çok uzak bir kıyıda da olsa sinsi sinsi gülüp selamlamıştı o hastalığın ismi. Sonrası, sonrası her seferinde aynı sonucu aldığım tetkikler, içimi acıtan bir biyopsi, ardı arkası kesilmeyen öfke nöbetleri, firar ve ardından teslimiyet. Buna da şükür diyeceğim bir müdahale ile o yolun başından dönmüştüm. Bütün korkuların yanında, bir de bir bebeğe hazırlayacak bir yataklık yer kalır mı içimde diye düşünüp ağladığımı da hatırlıyorum o zamanlar. 
 
Bu geldi ve geçti... İz bıraktı mı evet, bundan da alınacak dersimiz varmış diyerek yola devam ettim ve fakat bu fotoğraf... Sol göğsünü masada bırakmak zorunda kalan kadın bana hamileliğimi öğrendiğimden bu yana yapılan tetkikleri bir kez daha düşündürdü.  
 
Hamilelikte meme kanseri riskinin bir şeker yüklemesi, folik asit kullanımı, ikili, üçlü, dörtlü test kadar kayda değer yanı yok sanırım. Birkaç gazetecinin çabası dışında yapılmış röportaja ek olarak, özel hastanelerin haber yönetim stratejisiyle oluşturup gazetelere, internete servis ettikleri metinler dışında konuyla ilgili bilgilendirici bir çalışma yok. Konuyla ilgili tıbbı araştırmaları, yayınlanmış makaleleri ise anlamak çok zor. 
 
Oysa hamileliğimi öğrendiğim ilk zamanları anımsıyorum da.... İlk haftada 5 tüp kan ile bakılan testler, bağışıklık sorgulamaları, kurallar listesi,ultrasonu, testi, aşısı vs... Ancak gelin görün ki bu süreçte meme sağlığını soran sorgulayan kimse olmadı -ki ben ayrıntıya müthiş önem veren, ne sorsam bıkmadan usanmadan yanıtlayan, Pazar aradığımda, Pazartesi ‘nasıl oldunuz gelin kontrole alalım sizi’ diyen, insan yönü hekimliğinin çok ötesinde, şahane bir doktorla bu hamileliği nihayete erdirmeye çalışıyorum. Hadi o sormadı; yaş, genetik, alışkanlıklar, beslenme vs. vs. üzerinden hesap kitap yapıp, risk taşımadığıma karar verdi, suyu hiç bulandırmamayı tercih etti diyelim, e aile sağlığı merkezi? Kayıtlarda adım görünür görünmez beni arayıp, tetanos aşısı hakkında bilgilendiren, ben ve eşimin bütün bilgilerini kayıt altına alan Aile Sağlığı Merkezi! E onlara da bu bilgileri al demişler, hemşire hanım da görevini yaptı, peki ben? En son Eylül ayında yaptırdığım ve nurtopu gibi birkaç fibrokistle ayrıldığım rutin meme kontrolü raporlarını, doktora götürmeyi nasıl düşünemedim? Düşünemedim işte çünkü aklım beş karış havadaydı. Çünkü hamilelikte sağlığın günde bilmem kaç yumurta, şu kadar mililitre süt hesaplarıyla yürüdüğü bilgisi o kadar kodlanmış ki zihnime başka bir şeyi düşünmek mümkün olmadı. O çok bilmiş, yaşamış, görmüş, beni sinir hastası eden  über mükemmel hamilelerin bir tanesi bile, “arkadaş meme kontrolünü yaptırdın mı?,” diye sormadı. Bunun iki nedeni olabilir: 1) Kontrollerini yaptırdılar, sonuçlar iyi çıktı, paylaşma gereği duymadılar ki onlar hamilelikte kaka renginin tonunu bile kayıt altına alıp paylaşırlar, bu durumda nasıl sustular?. 2) Kontrollerini yaptırmadılar, çünkü bilmiyorlardı, çünkü benim başıma gelmez düsturuyla, hamileyken emzirince bütün kistlerim geçecek efsanesiyle yaşıyorlardı.
 
Kimseyi suçlayamam, hepimiz hatalıyız çünkü bu konuda. Bilmiyoruz, anlamıyoruz işte, aslolan hayatta kalmak. Aslolan bedenin hamilelikle sınırlı olmadığını, bu bünyeye daha epey bir ihtiyaç olduğunu bilmek. Önce kendi bedenimizin varlığına, mevcut durumun gidişatına odaklanmak lazım. Memelerin, rahim ağzın sağlıklı mı? Kistin şuyun buyun var mı? Bir bak. Hamile kalmak bir sağlık belirtisi iyi güzel fakat insan vücudu hakikaten çok enteresan. Bir yanın tıkır tıkır çalışırken diğer yanın başka bir konuda sinyal ya da savaş veriyor olabilir. Durum böyleyken önce beden önemli. Memede kist, rahimde miyom, rahim ağzında lezyon vs. var mı yok mu diye bir kez bile baktırmadan yola devam etmemeli. Onlar bir hallolsun süt de telafi edilir, yumurta da folik asit de.
 
Peki, nasıl bakılacak? Hadi bizler bütün stresine, yorgunluğuna, zorluğuna rağmen büyük kentlerde yaşadığımız için doktora, sağlık hizmetlerine, gücümüz yetiyorsa özele yetmiyorsa devlet hastanelerine erişebiliriz de bu ülke İstanbul’dan ibaret değil. Bu ülkede çocuklarını kuş uçmaz kervan geçmez bir mezrada doğuran kadın da var; karnındakine, kucağındakine, tarladakine aynı anda bakmakla mükellef kadın da... Hatta lohusa yatağı yerine hapishane ranzasında bebeğini emziren de. E, ne olacak? Oysa, hayat hepimizin hakkı. 
 
Memelere sağlık
 
Eğer, hamilelikte binde bir de olsa meme kanseri riski söz konusuysa yaklaşık 40 haftalık  gebe sağlığı tarama programlarına meme kontrolü de eklenmeli diye düşünüyorum. Smear testi bilinci nasıl yavaş yerleşiyorsa ve hamileliğin başında doktorlar tarafından isteniyorsa meme kontrolü içinde bir uzmana yönlendirme yapılmalı. Plansız gebeliklerde, kadın bir şekilde meme muayenesi için yüreklendirilmeli. 
 
Hamilelik sürecinde meme büyüdükçe, elle yapılan muayenelerde kadınların belli kitleleri ve olası değişiklikleri fark etmelerinin daha zor olduğu söyleniyor. Bu noktada hamileliğin rutin sağlık uygulamaları içine meme kontrolünün de alınması şart. Bu, üç beş özel hastanenin başlattığı dönemsel projeler kapsamında değil sağlığın geliştirilmesi ve hastalıkların önlenmesi başlığı altında standart hale getirilmeli. Hepimizi, bütün kadınları kapsamalı. Tarlada çalışanı da baby shower gününde hediye paketi açanı da... Sağlık Bakanlığı ve MEMEDER’den  bir kadın, bir anne adayı olarak ricamdır...
 
Bu konuda Sağlık Bakanlığı ve MEMEDER mutlaka elele çalışmalı. Meme sağlığı konusunda özveriyle çalışan MEMEDER’in hamilelikte meme sağlığına ilişkin bilinçlendirme sürecinde çok önemli bir rolü olacağını düşünüyorum. Hatta işe, web sitesinde yer alan Kanser Mitleri menüsüne bir başlık daha ekleyerek başlayabilirler. “Gebelikte meme kanseri olunmaz” şeklindeki yanlış yargı konusunda bilinçlenmeye ihtiyacımız olduğu kesin. (Eksiğim varsa düzeltin, ben web sitelerinde buna ilişkin bir bilgi göremedim) . Çünkü, bizim çevremizde kadın emzirirse kanser olmaz, sen bir doğur vücudun yenilenir şeklinde yaygın, insanı atalete sürükleyen bir inanış var. Sağlık Bakanlığı da kentten mezraya ‘hamilelikte meme sağlığı’ isimli başlığı acilen gündemine almalı. Hamilelik sürecini kayıt altına alan Aile Sağlığı Merkezlerinde hamileler ya da hamilelik planlayanlar meme sağlığıyla ilgili hekimlere, merkezlere yönlendirilmeli. 
Cemal Süreya’nın mısralarından ilham alırsak...  “Yüzümüzün bitip vücudumuzun başladığı yerde... Memelerimiz vardı memelerimiz kahramandı sonra... “ diyebilmek için. “Sonrası iyilik güzellik” diyebilmek için, hamilelik döneminde meme sağlığı gözardı edilmemeli. 
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.