Bir Süryani'nin Mardin'le ilk buluşması...

05.08.2014 10:21:07
A+ A-

Mardin Seyahatnamesi

 

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Mardin Havalimanı'na indik.

İlk durağımız Deyrul Zafaran Manastırı oldu, orda biraz gezdik dua ettik mum yaktık oradaki görevli arkadaşlarla sohbet etme imkanı bulduk 1990 yılından 2000 yılına kadar zorlu bi arazi süreci yaşadıklarını ve bu mücadeleyi kazandıklarını söylediler bu bizim için sevindirici bi haberdi, akabinde restorasyon çalışmalarının başladığını söylediler ve bizim gördüğümüz yenilenmiş hali gayet büyüleyiciydi. Ordan Mor Şimoni Kilisesine geçtik oranında her Kilise ve Manastır gibi kendine has bi aurası büyüleyici bir atmosferi vardı kendimizi o atmosfere kapatıp dua edip mum yaktık, hala işlevde ve her Pazar günü Ayin yapılmakta. Ordan çıkıp Kırklar Kilisesine geçtik. Mardin merkezde olan kilisemizde yönetim kurulu başkanı İliye Kırılmazla beraber gezip dua edip sohbet ettik, sağ olsun bizimle çok ilgilendi ta son gün dönene kadar. Kırklar Kilisesinde Suriye'den gelen insanlarımızda vardı onlara da imkan doğrultusunda sığınacak yerler verilmiş. Oradan çıkıp Mardin'in dar sokaklarında biraz gezindik, inanılmaz duygular yaşıyor insan o sokaklarda her yerde olduğu gibi insan duygulanıyor atalarının dedelerinin bu sokaklarda anıları geliyor insan canlandırıyor hafızasında kalanlarla. Mardin turundan sonra açlık bastırdığından Cercis Murat Konağında akşam yemeği yedik, sanırım en duygulandığım anların başı burada başladı kendi topraklarımızda Mezopotamya, Turabdin Vatanımız Topraklarımız da "Misafir" sıfatıyla karşılanmak biraz üzücüydü, lakin yemek ve hafif bir fasılla keyifler en lezizzz noktaya ulaştı.

 

2.Gün

Mor Gabriel Manastırına gittik insanı büyüleyen atmosfer hala devam ediyor. Nereye giderseniz gidin o büyü sizi bırakmıyor. Mor Gabriel Manastırında görevli arkadaşların candan, samimi en önemlisi güler yüzleriyle bizi karşılaması uzun zamandır görmediğimiz sevgiyi dışa vurdu kucaklaştık. Mor Gabriel Manastırın da Mor Gabrielin İnzivaya çekildiği yere kadar çıktık dua ettik, ziyaret ettik ki bu alan normal gezi amaçlı gelen kişilere kapalıdır, sağolsunlar bize hemen yardımcı oldular dar geçitlerden geçip yukarı çıkıp ziyaretimizi gerçekleştirdik.Akabinde Rahiple sohbet ettik,Melfonolarla (öğretmenler) sohbet edip Mor Gabriel arazileri hakkında bilgi sahibi olduk,davanın korucular tarafından değil devlet tarafından açıldığını öğrendik. Oradan Bereketimizi alıp bahçede biraz tur atıp büyülenmeye devam edip Meryam Ana Hah Kilisesine geldik.

Meryem Ana Kilisesi bizim tarihimizde ilk kilisemiz diye söyleyenler de var daha detaylı araştırılabilir,dış kubbede ki işlemeler bizi bizden aldı, oranın muhtarı Habib Doğan bizi karşıladı lakin turist bir kafile gezdirdiğinden selamlaşma dışında bir sohbetimiz olamadı malum acelemiz vardı vakit kısıtlıydı,fakat orda ki görevli hanımefendi bize Meryem Ana Kilisesinin karşısında bulunan Mor Sobo'nun hazine topraklarına dâhil olduğunu söyledi 2006 senesinde. Sonradan Cem Gürdal kardeşimizin görüşmüş olduğu Abunemiz bu durumun olma imkânı olmadığını söyledi bizde tam net bir fikir oluşturamadık ama benim şahsi kanaatim hazineye dâhil olduğu kanaatindedir. Yolumuza devam edip Hasankeyfe geldik.

Hasankeyf. Baraj altında kalacak olan bu bölge tarihin en büyük kervan ticareti merkezlerinden biriydi, kapalı olduğundan bölgeyi gezme imkanımız çok olmadı gezebildiğimiz kadar gezdik ve Yol Geçen Han'da yemeğimizi yedik, bu bölgenin baraj suları altında kalacak olması çok üzücü bunun içinde mücadele vermek gerek, orada sorduğumuz sorulara insanlar barajın ömrünün 30 ile 40 sene arasında olduğunu söyledi. Lakin bu tarih çok eski ve insanlar bu tarihi görmek için Dünyanın birçok yerinden geliyor. Maalesef üzülerek veda ediyoruz Hasankeyfe.Herhalde Dünyanın hiç bir yerinde bizim ülkemiz kadar tarihine topraklarına sahip çıkmayan bir ülke yoktur....

Midayata geçiyoruz Mor Hobil Mor Abrohom Manastırına burada yine her yerde olduğu gibi sevgiyle açıyorlar kapılarını bize burada da büyüleniyoruz ziyaret edip sohbet ediyoruz içerdeki görevli arkadaşla, "Suriye'den gelenler için yapılan kamp arazilerimizin üstünde bir sıkıntı var mı?" diye sorduğumuzda "yok" cevabını alıyoruz "sivil halk onlar da savaştan kaçmış canlarının derdinde ne sorun teşkil edecek" cevabını alıyoruz ve biraz daha mutlu oluyoruz bu insani duygularla yapılan yorumdan.

Midyat Konuk Evine geçiyoruz (sıla dizisinin çekildiği ev) çok kalabalık olduğundan kısa bir tur atıp o büyüleyici Konaktan ayrılıyoruz. Midyat çarşısını geziyoruz telkariler içinde büyü devam ediyor el işçiliği göz nuru o takılar bizi bizden alıyor,hazır topraklarımıza gelmişken ev yapımı Süryani şaraplarımızı da bakmadan geçemiyoruz...

 

3. Gün

Diğer adresimiz Dara Antik Kenti oldu adı üstünde Antik Kent nasıl anlatsam bilemedim lakin o dönemlerde insanlar bu yapıları nasıl yapmış. M.S 6.yüzyılda yapılan bu yapıları Arkeologlar tarafından günümüze gün yüzüne çıkarılmış, büyülenmeye devam edip,darada hayatımda ilk defa tattığımız naneli yayık ayranını es geçmeden Dara Zindanlarına yada Depolarına geçtik o bölgenin ya zindanı yada deposu olarak geçiyor araştırdığım bilgiler doğrultusunda depo da çok kafaya yatıyor lakin o derece büyük bir depo o döneme sanki biraz fazla gibi, yapının yerden tavan yüksekliği ve bölümleri o dönemde imkan doğrultusunda yapılması insanın aklını alıp götürüyor. Dara'da en dikkat çektiğim nokta ise 10 12 tane çocuğun bir anda "hoş geldiniz" diyip "size bir şiir okuyayım mı?" yada "size burayı anlatayım mı?" diye peşimizde dolanmalarıydı, o yaştaki çocukların para ile olan ilişkilerinden haz almadım lakin tartışılır yanları çok.

Nusaybinde Bulunan Mor Yakup Manastırına geçiyoruz."Manastırımız aslında İlk Üniversitedir." Urfa'dan da önce bu bilgi yavaş yavaş kayıtlara geçmeye başlamış. Ziyaretimizi gerçekleştirip görevli arkadaşımızla sohbet ediyoruz Nusaybin de sadece 1 ailemiz kalmış o da görevli olan arkadaşımız bize tarihi hakkında verdiği bilgiden ötürü teşekkür ediyoruz. Mor Yakup Manastırının arazileri Suriye'ye kadar gidiyormuş zaten sınıra çok yakın Manastırdan baktığınızda karşınızda görüyorsunuz Suriye'yi.

Derken ömrümde bu kadar büyülenmediğim Mor Augin Manastırına geldik Dağın tepesine yapılmış bu Manastırımız hala dimdik ayakta duruyor, o manzara o yapı tarifi imkansız bi eser,1 abunemiz 2 rahibimiz ve 3 tane öğrenci kardeşimizle orda ayakta durmaya çalışıyor. Kilisemizin yerden tavan yüksekliği en yüksek olan yer bu Manastırımızdır. Abunemiz Fetros Gülçe de ordaydı oranın Abunesi ve 2 Rahibi ile sohbet edip ziyaret ettik. İlgi ve alakaları bizi çok memnun etti bizleri gördüklerinden dolayı çok memnun oldular ve inanılmaz ilgili alaka eşliğinde sohbetimizi ve ziyaretimizi tamamladık. Mor Augin Manastırının 1 Sorunu var. Arazilerinin bir kısmı hazineye dahil olmuş 2012 senesinde hukuksal hak arayışına başlanmış, elimizde 1951 senesine ait tapularımızda bulunmakta. Mardin Kilise Vakfı konuyla ilgileniyor Vakıf Başkanı Sayın İlie Kırılmaz ile sohbetimizde de konuşuldu. Yurt Dışındaki Avukat arkadaşlarımız da konudan haberdar ve ilgileniyor. Bizlerde bu konuyu burada olduğu her yerde dile getiriyoruz."Bizim Olan Toprakların Gasp Edilmemesi İçin Mücadeleye Devam Edeceğiz."

Beyaz Suda öğlen yemeği yedik doğal kaynak suyu olan bu su bir şelalenin hızında akıp gidiyor kenarlarında ister tahtta ister masada yemek yiyebileceğiniz bir ortam, alabalığı meşhur istek doğrultusunda et ve tavuk ta var. O güzel tabiat ana yine büyüledi bizi böylesi bir güzellikle içtiğimiz "ayran ve kola"larla sarhoş olup yolumuza devam ettik . Burada ilginç olan mekanların önünde "Şort"la girilmez "alkol" içilmez yazan büyük puntolu tabelalardı...

Oradan hareketle Mardin'e geri geldik çarşıda klasik ev istekleri onları alıp kalacağımız yere geçip akşam yemeği için hazırlanıp hemen çıkıp, Sur Han'da fasıllı bir akşam yemeği ile Mardin'in büyüleyici atmosferiyle gecemizi inanılmaz eğlenerek tamamlayıp sonlandırdık..

 

4.Gün

Mardin Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı İliye Kırılmaz bizleri evinde ağırlayıp kahvaltımızı çayımızı kahvemizi içip bizi yolcu etti.

Dönerken Mardin arkamızdan üzülmüş olmalı kum fırtınası çıktı Diyarbakır'dan dönmek zorunda kaldık 2 saat rötarla dönüşümüz gerçekleşti.

Konuşup sohbet ettiğimiz kişilerin isimlerinin hepsini aklımda tutamadığımdan buradan tüm Mardin Mezopotamya Turabdin bölgesinde yaşayan Seyidnelerimiz ve Ruhanilerimiz başta olmak üzere, Melfonolarımıza, görevli arkadaşlarımıza ve halkımıza ilgi ve alakalarından ötürü teşekkür ederiz.

 

Saygı ve sevgilerimizle....

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.