Acaba farkında mıyız?

15.03.2014 12:01:07
A+ A-

Dünyanın neresinde olursa olsun, toplumlar aynı şeyleri paylaşıyor, yiyor, içiyor, seks yapıyor, çoluk çocuğa karışıyor, başa gelen felaketlere üzülüyor, sevinçli olaylarda mutluluk duyuyor.

Bencillikleri ağır bastığında böbürleniyor, bildiğimiz, ama inanmadığımız masalları, kimseyi ikna edemeyen içi boş lafları etrafa anlatıp ömür tüketiyorlar…

Maddi paylaşımlarda da müşterek noktaları yakalıyorlar. Hiç kimse verici olmak istemiyor.

Algılamalar ve değerlendirmelerdeki fark da aynen sürüyor!

Doğrusu bu ya, ben hiç de bir değişim olduğunu düşünmüyorum.

Dindar görüntüsü veren ve belirli bir amacı olan insanlarla, inançları olmayan veya olup da tatbik etmeyenlerin bir olay karşısında takındıkları tutumu masaya yatıralım.  

Şöyle ki; doğru-yanlış ayrımının yapılmasının gerektiği toplumsal bir olayda, birbirine zıt görünen grupların gösterdiği tepkiler hemen hemen aynı.

Bunu anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz; ama durum bu.

Biraz daha açık söyleyeyim:

Belirli bir kültür birikimine sahip bireyler ile inandıklarını yaşadıklarını söyleyenler arasında kişisel bir etki-tepki hususunda pek bir fark görülmüyor.

Ortak bir noktaları daha var: Gelecek Korkusu

Hemen her birim, kendisine ve yakınlarına  geleceğe ait plânlar yapmakla meşgul.

Size soruyorum?

Bana istikballe ilgili detayları/hayalleri olmayan, yarınını düşünmeyen, çocuğunun geleceğini dert edinmeyen tek bir fert/aile gösterebilir misiniz acaba?

Özellikle, din mensubu olanlar için söylüyorum bunları.

Güya sıcak bir kişilikleri var. Evrenselliğe adım atmak istiyorlar. Yaptıkları çalışmaların anlamından bihaberler. Bir şeyin algılanıp yapılmasında farkındalık alanına düşen mananın pfc tarafından değerlendirilmesinin hiç önemi yok onlar için.

Ayrıca bunlar, basit bir kulluk görevi. Sadece bu kadarını yapmakla bir yere varılamaz, denmiyor mu?

Anlaşılan, bir bakıma, meselenin sadece ibadet yanı ile ilgileniyorlar. Yapılanlar, yaşamlarına zerre kadar yansımış olsa “eh buna da şükür” diyeceğim.

Ama nerdee!?

Din sevdalıları/inanç sahipleri böyle yaparsa, gerisini siz bir düşünün artık.

Gördüğünüz gibi, büyük bir heyecan içinde, ama bilinçsizce/arınmadan, sözüm ona kardeş kardeş yaşayıp gidiyorlar.

Şayet ölüm olmasa, bir anlamda yaşam boyut değiştirmese bu hal sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor.

Çünkü, yaşamda var olan bir değişikliğe, gerek dindar gerekse dindar olmadığını itiraf eden kesimlerin itirazı büyük oluyor.

Hatta şiddete varıyor.

Yani mantık aynı.

Hele kimileri herkesten farklı büyük olmayı, kimseyi dinlemeyecek kadar olgun ve yetişmiş olmayı, asla küçük olmamayı, herkesin kendine hayran olacağı kadar değişik olmayı kabulleniyor ve bunun aksini yaşamının merkezine koymayı düşlemiyor ise işler tümüyle başkalaşıyor.

Dindar olanın veya olmamanın getirisi bu mu? diye tereddüt içinde kalıyorsunuz.

En azından, ‘yazık yahu! Bu adam bir şey alamamış, yaşayamamış da’ diyebiliyorsunuz.

Aslında büyük bir insan olma arzusunun, diğer isteklere üstün gelmesinde yatıyor yaşananlar.

Bu nedenle, tam olması gerektiği gibi olmasa da sonuçta, fark getirmesi beklenen (büyük bir değişikliği beklemek, hele birkaç yıl içinde bana kalırsa asla mümkün değil) bir oluşumun neden beynin veri tabanına yerleşmediğini düşünmeden edemiyor insan!

Peki, yapılması gereken ne?

Yolların ayrıldığı noktalar saptanabiliyor mu?

İşte bu soruları iyi düşünüp irdelemenin zamanı…

Bari şimdi bunun farkında olalım.

 

Ahmed F. Yüksel

 

https://twitter.com/sufafy


https://twitter.com/AhmedHulusi


http://www.ahmedhulusi.org/

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

İnsanın canını acıtan.. -

Evrenselliğe adım atmak için kesinlikle, yukarıda anlatılan, alışılmış davranışlarda bulunulmamalı. Hatta düşünce dünyamızdan dahi sorumluyuz. Kendimi ele alırsam; bazı çalışmalar yapıyorum diyelim. Günde belirli zikirler çekiyor, bunların başında ve sonunda korunma dualarını da asla ihmal etmiyorum. (Merak edenler Ahmed Hulusi: Dua ve Zikir kitabına bakabilirler) Elimden geldiğince hologram ve kuantum fiziğini çözmeye çalışıyor, ilgili videoları www.okyanusum.com dan takip etmeye çalışıyorum. Buna beyini de eklemeyi unutmayalım; o en mühimi… Tasavvuf ile ilgili, eski- yeni kitapları da muhakkak okumaya çalışıyorum. Buna sosyal ortamlardaki, takip, söz ve yazıları da ekleyelim.. Eee peki, sonra ne oluyor? Bunca emek harca, uğraş, sonunda tepkilerin avam düzeyindeki kişilerle aynı olsun..! İşte bu insana çok acı koyar.. Çok can acıtır… Bu yüzden ilmi yaşamak dediğimiz olayı gerçekleştirmek ve farkı yaratmak zorundayız. Saygı ve selamla..olc.Ö

0 0
Öz eleştiri -

Özellikle din mensubu olanlar için söylüyorum bunları diyerek, bizlere de kendimize bir öz eleştiri yaptırdınız:)) Evet aslında gelecek korkusu taşımam etrafımdaki kişilere nispeten az sayılır. Ama, bunda bazı konularda tuzumuzun kuru olması da etken olabilir. Fakat aslında aile en zayıf noktamız diye düşünüyorum. Her ne kadar dua mekanizmasını ihmal etmemeye çalışsak da, içten içe kaybetme korkusu merkezli, yanıyoruz. Tüm bunlara rağmen tek bir konuda kendime iyi not verebilirim. Din mensubu olarak yani… O da; şiddet! Bu konuda sakinliği elden bırakmayan, sinirleri alınmış biri olarak bilinirim, etrafımda. Fakat bu konuda tasavvuf bakışlı din anlayışımın kesinlikle sonucudur.. İşte bu yüzden yazıdakilere katılmamak elde değil. Hatta samimi bazı inananlar ile, tasavvuf bakış açısı dışındakilerin bazıları etki- tepki konusunda, inançsızlardan bile ileri gidebiliyor. Oysa böyle olmamalı, bu çok yanlış ve tamamen çelişki.. Umarım fark eder ve toparlanırlar…fidanc//

1 0
Az bir kesim var; Farkında olan.. -

Birçok konuda yazılanlara katılmamak, zaten mümkün değil. Bakıyorsunuz herkeste, gelecek korkusu var; inançlı ya da inançsız dinlemiyor. Ya da bahsettiğiniz gibi; aile fertlerine düşkünlük, öfke, şiddet, yargılama vs. Fakat gene de benim gözlemlediğim, rastladığım, bazen de arkadaşı olmaktan gurur duyduğum az da olsa bir kesim var ki; bu bahsettiğimiz konularda alışılmış ve yanlış tutumlarda değiller. Ne güzel ki; tahkikle dini benimseyen ve sorgulayarak, iman edenler, neyi nerede ve nasıl yapmaları gerektiğini bilip, uygulayan bu elit kişiler sayesinde dünya dönüyor, rahat bir nefes alıyor diyebilirim. İşte böylelerinin acaba farkında mıyız ve yozlaşanlarla aralarındaki farkı yakalayabiliyor muyuz? İşte bütün mesele bu..! ünal

0 0
Allah indindeki İslam ile bugünkü müslümanlık anlayışı aynı mı? -

Dindar olmak ne demek? İşte bu sorunun şu günkü gelinen noktada cevabı,toplum olarak Rasulallah(s.a.v) tarafından bildirilen İslam'ın ötesinden berisinden geçemediğimizdir. İnanan da inanmayanda olaylar karşısında aynı tavrı sergiliyorsa, aynı kin, aynı ötekileştirme, aynı ego açığa çıkıyorsa, aslında "UYANIN" hükmü üstümüze iniyor da basiretsizlikten göremiyor muyuz diye soruyor insan kendine? Açıkçası bugün gelinen noktada herkes DİNden ne anlıyor ve yaşam haline getirdiği İSLAM mıdır, tekrar tekrar üstünde düşünmeli. Cesur bir öz eleştiriye ihtiyacımız var. Dışsallıktaki ŞİRK batağından kurtulup, içselleştirme zamanı. Herkes Allah indindeki yaratılış sebebini eda etmekte iken, görevini yerine getirmekte iken kavga kiminle, farkında mıyız? Allah indindeki İslam ile bugün şahit olduğumuz müslümanlık anlayışı arasındaki fark nedir? Cevaben paylaşmak isterim: http://www.ahmedhulusi.org/kitap/islam.htm

1 2
Taklitle dindar olunmaz ki.. -

İlginç saptamalar barındırıyor yazınız. Gene, gözlemleyerek yazdıklarınıza ben de katılıyorum. İtiraf etmeli ki, sizin yazılarınızda hep bana bu oluyor! Aslında gözlemlerken, fark ettiğim, hissettiğim, ama, tam tanımlayamadığım bir algıyı, sizi okurken ortak paydada buluşturuyorum. Gerçekten de bakıldığında; DİNDAR olanla, DİNLE İLGİSİ OLMAYAN kesimin, temelde dışa vurumları aynı. Siz de dini referans alan bir yazar olduğunuza göre; eleştirinin ağır basan kısmı; herhalde; dindar olup da kısır ve kısıtlı davranış sergileyenlere olsa gerek..Oysa dindar olan grubun böyle olmaması gerekir. Bunda da en büyük etmenin hem sizin, hem de Sayın Ahmed Hulusi’nin, bıkmadan- usanmadan, biteviye hatırlattıkları şeyi unutmamız: TEFEKKÜR! TEFEKKÜR! TEFEKKÜR! Ve TAHKİK! TAHKİK! TAHKİK!..Artık taklitle ve yaşamımıza geçirmeden dindar olunmayacağını öğrenmemiz gerekir…snblolu

1 0
Kendini sorgula ve fark et! -

Dini hobi edinenlerle, edinmeyenler arasındaki farka dikkat çekmişsiniz! Samimiyetle bu olaya eğilenler ile, egosal tutkularını tatmin edenler arasındaki fark keza… Ve her zamanki gibi, sorgulamak zorunda kişiler bence. Sanırım sizden en çok bunu aldım, bir okuyucu olarak… Söz konusu din ve dindarlık ise; önce kendimizi sorgulamak. Hangi kavramsa düşünülen, konuşulan, tartışılan; sorgula kendini ve FARK ET! tanayolu//

1 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.