Annemle Hayat

11.05.2014 00:23:49
A+ A-

Doksan dört gün, doksan dört gece, doksan dört hayat geçti. Sensizim. Doksan dört milyar yıl acıdı içim. Doksan dört sonsuz zaman kalbimde milyar tane iğne, çivi, kırık cam var. Seni sonsuz özledim, Anne. Doksan dört zaman oldu " Anne " diyemedim. Dünyada iki çeşit insan yaşıyormuş meğer; annesini kaybedenler, annesini kaybetmemişler. Dikiş ipliğinin üzerinde millerce yürümek kadar güç, ağır, sancılı. Hayatta en sevdiğini kaybetmek, dünyanın en zor saatleri, günleri, geceleri, hayatları. Her eşya evde aynı, Anneciğim. Hiçbir eşya yer değiştirmedi, çiçekli çaydanlığımız, kahve fincanlarımız, çok sevdiğin çiçekler, minyatür eşyalar, mor çiçekli koltuğun, gözlüğün, yeşil cüzdanın, inci küpelerin... Ama çok şey değişti. Canım yok. Sen beni dünyada her yanlışımla seven, karşılıksız affeden, sonsuz gerçek seven, bana güvenen tek gerçektin. Çocukluğumdun. Artık nasıl bir çocuk olduğumu anlatabilecek hiç kimse yok. Sen yoksun. Eve dönüşümü merak eden yok. Üşüyüp üşümediğimi umursayan da. Ölmeden aylar önce yün İskoç battaniyesini hurçlarda arayıp bulmak isterken sensizliğinde her zamankinden daha çok üşüyeceğimi biliyordun. Çok sevdiğim minyatür kavanozları, senin çok sevdiğin minyatür tencerenin yanına mutfağa bırakırken, bunlar yan yana kalsın derken, yakında gideceğini biliyordun. Aşık Veysel'i dinlerken benden ayrılacağını bilerek uzaklara, çok uzaklara dalıp ağladın. Ben de biliyordum. Yıllarca seni kaybetme korkusuyla yaşamışken, nasıl da hazırlıksızmışım. Her gece bir gün daha yaşaman için dua ederken aslında hazır hayatla başa çıkamayacğımı biliyor muydum yoksa bilmezden mi geliyordum bilmiyorum. Öyle tuhaf ki, hayat aynı hayat değil, caddeler, bu hep aynı binalar, bildik yüzler, akan trafik, koşuşturmalar, konuşmalar, hiçbir şey aynı değil Anne. Yaz meyvelerine yetişemedin bu sene. Kirazı çok severdin. Her kış, yaz meyvelerine ömrün yetsin diye dua ettim. Bu kış bir yerlerde hata yapmışım. Bir şeyler yanlış gitti. Bu yaz yoksun Anne. Hikayelerime, kalbime, bana sonsuz inandığın için sana teşekkür ederim, en tek dostum. Ben sadece annemi kaybettim sanıyorlar, ben hayatımı, en yakın arkadaşımı, dünyamı kaybettim. Ben Güllük caddesindeki çocukluğumu kaybettim, ben şımarıklıklarımı kaybettim, ben çocuk olma hakkımı kaybettim, yaş günlerimi kaybettim, sınırsız sevilme şansımı kaybettim, beni hiç yargılamadan dinleyen dostumu kaybettim, sonsuz tuhaf düşlerimi, hayallerimi bütün kalbiyle inanarak dinleyen kalbimi kaybettim. Şimdi, ben sadece annemi mi kaybettim ? Kalbim şimdi parçaları eksik bir yapboz Anne. Sen benim hayranlık duyduğum yaşama gücüydün; onca ağrıya, ameliyatlara, acıya rağmen bir kahve kokusuyla mutlu olan dünyadaki en ideal ve en kolay mutlu olan ruhtun. Bir çift yapay inci küpeyle saatlerce mutlu olan sonsuz zengin iyi kalpli annemdin. Ne kadar mutsuz olsam, ne kadar başım sıkışsa, ne kadar çıkılmaz bir durumda olsam, hayatta yaşayan dünyanın en güzel annesine sahiptim. Şimdi her şey benim için sonsuz kat daha zor anne. Sen yoksun. Her şeye mutlaka bir çözüm bulurdun, sonsuz dinlerdin, ucunda ölüm yok ya derdin. Ucunda ölüm var, Anne. Sen öldün. Kalbime dokun, bir atıyor, bir atmıyor, saatlerce sağnak yağışlı, gök gürültülü, sancılı bir gece. Geçen sene on Mayıs'ta doğum gününü kutlarken uzaklara bakıp, sonra dönüp bana baktığında bu sene doğum gününde çok ama çok uzaklarda olacağını biliyordun. Ben ve sen, Anne hem her şeyi hissediyorduk hem de hissedemiyorduk. Gideceğini, çok ama çok uzaklara gideceğini seziyordum ama tuhaf olan son aylar boyu bir sisin içinde yaşar gibi hareketlerim, hamlelerim, bütün hayatım ağır çekime geçmiş, kontrolü yitirmiş zamana uyum sağlamaya çalışıyordum. Hani bazı geceler karabasan çöker de, dua etmeye çalışırsın ama boğazın, duaların, sözlerin yumruk olur ya. Hiçbir şey yapamadım, Anne. Hayatı, hayatını, hayatımı sadece seyrettim. Çok sevdiğin bej yün ceketin yatak odanda. Üzerinde hala gerçek anne kokusu var. Ümit ediyorum bir hayat boyu üzerinde kalsın. Her yerde güzel yüzün var, her yerde sesin var, her yerde anneliğin var. İçimde koşan acının şiddetini ancak sen bilebilirsin, sen benim seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Sen beni küçük bir kız çocuğu gibi Anne, Anne diye ağladığımda, her zamanki gibi yargılamazsın. Ne kadar hayat yaşarsam yaşıyayım ben senin küçük kızınım. Hasta olma ihtimalimi, birilerinin beni üzme olasılığını, başıma kötü bir şey gelme mümküniyetini önemseyen Annemsin, canımsın. Göz göze geldiğimizde aklımdan geçenleri okuyan, bütün iyi ve kötü huylarımı bilen, beni ben olduğum için seven sonsuz güzel ruhsun. Kırmızı terliklerin koltuğunun önünde, içinde hala ayakların varmış gibi duruyorlar, ben dışardayken beni sürekli arayıp " İyi misin ?" diye sorduğun mor telefonun baş ucunda.Son aylarda beni gün içinde telaşla arayıp üşüdüğümü, hasta olduğumu söylediğinde, nasıl o an , o saniye çok üşüdüğümü bildiğini sordum. Anneyim dedin. Annesin. Sen dünyanın en güzel Annesisin. Son aylarımızı geçirdiğimiz, sabahlara kadar ben hikayeler yazarken, yanında olmak istiyorum deyip saatlerce düş kurduğumuz odaya şimdilerde giremiyorum. Hem sadece o odada olmak istiyorum, hem de o odada olamıyorum. Kapısı kilitli. Bazen girip seni, koltuğunda oturmuş kahve içerken buluyorum, uzaklara baktığını, bana gülümsediğini. Anne, bu iç acısı nasıl geçecek ? Sen her zaman her şeyi bildin, şimdi lütfen bunu da bil, içim bu doz, bu milyar yıl, bu sonsuz hayat ne zaman acımayacak ? Seni bu denli özlemekten ne zaman vazgeçeceğim ? Ne zaman, Anne, ne zaman ? Hangi sene, hangi gece, hangi hayat sensizliğe biraz alışmış olabilirim ? Doksan dört gündür seni ziyarete geliyorum, dualar ediyorum, pembe güllerin arasında ol istiyorum, benim için üzülme istiyorum, mutlu ol istiyorum. Ben aslında seni yanımda istiyorum, Anne. Mümkün değil, mümkün değil, mümkün değil. Biliyorum, biliyorum ama içimden geçen büyük sevgi yazgıyla kavga halinde. İmkansız olduğunu biliyorum ama bir çocuk gibi seni istiyorum. Çocukluk bu, onu da biliyorum. Ama, Anne ben seni çok ama çok özledim. Doksan dört hayat seni arıyorum. Öldüğün ilk gün, inanamadım, bütün odalara, kapı arkalarına, dolaplara, yatak altlarına baktım, seni her dip bucak köşe aradım. Sen gitmişsin gerçekten. Şimdi sokaklarda, evde, hayatımda iki nefes dolaşıyorum, Anne. Biri senin nefesin. Seni ben çok ama çok, öteki dünyalar kadar çok seviyorum. Son konuştuğumuzda, yoğun bakımda, gözlerin çok uzak, benden hikayeler yazmaya devam etmemi istedin. Sakın bırakma dedin. Bu karşılıklı son gerçek konuşmamız oldu. Ben her gün, her gece, her hikaye, her hayat seninle yıllarca konuşuyorum, Anne. İçimde milyon hayal var, her hayalimin bir sene öncesinde, bir sene sonrasında, bir hikaye öncesinde, bir hikaye sonrasında, bir hayat öncesinde, bir hayat sonrasında sen varsın, Anne. Bütün hayallerimde iki nefes dolaşıyoruz. Ben seni hiç ama hiç bırakmadım, Anne. Senin de beni hiç ama hiç bırakmadığını bilerek... İki kalbim var, Anne; benim kalbim yetmediği zaman senin kalbinle yaşıyorum.    

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.