Benim adım kemer

01.08.2014 00:47:16
A+ A-

 
Kesin olmamak kaydıyla Mimar Sinan tarafından yaptırılmış olduğum kabul edilmektedir. Fakat kesin olan birşey var ki ; o da dizilerde gösterildiği gibi Koca Sinan'ın, dehasını platonik bir aşkın esaretine kurban ettiği bir niyetle yapılmadığımdır.
Bunca yıllık bir Sapanca'lı olarak ne yazlar, ne kışlar, gördüm geçirdim.
Onca yılın unutturduğu şeyler de oldu, onca yıl unutmaya çalışmama rağmen unutamadığım şeyler de.
Bir zamanların dünyasında doğuyu batıya ulaştıran İpek Yolu'nun, Sapanca'daki güzergahıydım önceleri.
Dünyanın faniliğini gösteren bir abideye dönüştüm sonradan.
Önümden geçip giden öyle büyük kervanlar ve öyle çok insanlar oldu ki; artık sayısını ben de unutmuş durumdayım. Onları şimdilerde kurumaya yüz tutan Sapanca derelerindeki sularla kıyaslasam öyle sanıyorum ki çokluk açısından ağır basarlar.
Dedim ya eskiden bir kerterizdim uzun bir yol üzerinde. Şimdi ise çok kısa bir yolculuk olan hayatın faniliğinin bir hatırlatıcısıyım. ( tabi anlayana ).
Hemşerilerim içinden bunu farkedip burda kalacak olanın sadece iyi hatırlanacak bir isim olduğunu farkedenler de oldu; kefenin cebi olmadığını unutup, gittikleri yerde bunu acıklı bir şekilde öğrenenler de.
Vadesini doldurmuş yaşlı yolcuların da son durağı oldum. Kaderinde genç yol almak vakti olanların da. Hastalıktan kazadan vesaireden gidenler olduğu gibi, incik boncuk hesaplardan birbirini vurup tüm insalığı öldürdüğü gerçeğini ıskalayanlar da oldu. Ben yine de herbiri için çok çok üzüldüm.
Son yolculuklarına kalabalık kortejlerle de gelseler, bir hoca, birkaç yakın da gelseler gidecekleri yerde bu dünyada yaptıklarıyla başbaşa olacaklarını bildiğim içim pek aldırmadım kuru kalabalığa da, kesif tenhalığa da.
Fakat şunu açık bir şekilde gördüm ki; cenaze alaylarının safahat ve gösterişi, ölülere saygıdan çok dirilerin benlik hırsından ileri geliyordu.
Ama dikkatimi çeken değişmez birşey vardı ki onu söylemeden geçemeyeceğim: Yüzyıllardır buradaki uhrevi hava, ölüm hakkındaki en ilginç şeyin hayatta neyin gerçek olduğunu insanlara hatırlatması oldu. Fakat dışardaki dünyeviliğe kapılıp gitmek için yolun karşısına geçmeleri bile yetti de arttı onlar için. Daha Cami Cedid'e varmadan düşüldü hırsların ihtirasların içine.
Dedim ya çok kervanlar geçti önümden konvoy halinde. İçlerinde " dara diri dara diri " yapan düğün konvoyları da vardı; Kurtuluş Savaşı'nda kahramanca Anadolu'ya silah kaçıranları da.
Memleket düşmandan temizlenince de; yeni yuvalar kurulunca da aynı sevinçle gülümsedim içimden. Çok depremler, pekçok yangınlar gördüm. Herbirinde inadına ayakta kaldım. Çünkü burda olduğum sürece gördüğüm insanlar memleketin bölünmez bütünlüğü için ölürlerdi.
Öldüler de tabi ki.
Lakin şimdilerde aynı memleketin bölünmez betonlaşması için yaşıyor olduklarını gördükçe keşke o depremlerin birinde yıkılıp gitseydim de bu hali görmeseydim dediğim olmuyor değil.
İsyanım her bir taşımın, her bir sıvamın yere yıkılmasını isteyeceğim kadar büyüyor. Ama yaşamak gerçekten çok güzel. İnadına yaşamak. Çünkü bazen hayat karşısındaki çaresizliğin, yeni doğmuş tayın ayağa kalkma konusundaki çaresizliğini kıskandıracak kadar büyük olabileceğini öğrendim. Ve susup yaşamak zorunda olduğumu anladım. O nedenle memleketin yeni halini kabulleniyorum çaresizce.
Geçenlerde önümden geçip giden bir arabadan gayet normal birşeymiş gibi buruşturulmuş bir gazete attılar tam da dibime.
Gençten bir çocuk ve komik bir şekilde modifiye edilmiş bir arabaydı.
Üzerinde Namık Kemal'den alıntılanmış bir mısra vardı dikkatimi çeken. Aynen şöyle diyordu büyük vatan şairimiz: " Cihangirane bir  devlet çıkardık bir aşiretten. Bıraktık bir aşiret bu Cihangir devletten." 
Kaç yüzyıllık Sapanca'lı bir hemşeriniz olarak bir ricam olacak. Şöyle bir etrafınıza bakın. Ve sonra, ne bulup ne bıraktığınızı bir gözden geçirin.
Burdan bakınca çok şey görülüyor çünkü.


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.