Çanakkale anısına, onbeşlilerin torunları...

18.03.2015 09:16:53
A+ A-

Okula bile gidip, gitmediğimi hatırlamadığım zamanlardı. Anadolu'nun ortasında bir köy. Sanırım, seksenli ve bizim memlekette elektriğin dahi olmadığı, sıfır teknolojinin olduğu yıllardı. Piyano kadar boyu olan pilli bir radyo, o da ajans dinlemek dışında pek açılmazdı. İşte o zamanlarda, annem komşu köyde yaşayan dedem ve ninemin yaşadığı köye, sık sık olmasa da arasıra götürürdü ben ve kardeşlerimi. Şimdiki gibi ulaşım imkanları olmadığından, mecburen gece yatıya kalırdık.

 

Gece uzun ve gaz lambası ışığında oturup ailecek sohbet etmek dışında yapacak bir şey yoktu. Rahmetli ninem bize saatlerce hikayeler anlatır, biz de daha önce hiç duymadığımız, yaşanmış hikayeleri bir masal gibi dinlerdik. O da ninesinden, dedesinden, annesinden duymuş ve duyduklarını bize anlatırdı. Okuma yazma bilmezdi zaten. Biz de, bazen hepsini uydurduğunu sanırdık. Küçüktük, aklımız ermezdi ama beynimizin bir yerine kaydedildiğini ilerleyen yaşlarımızda daha iyi anladık. 

 

Rahmetli ninem her gittiğimizde, hep farklı hikayeler anlatırdı ama her seferinde onun deyimiyle seferberlik zamanı hikayesini tekrar tekrar anlatmasını isterdik. Çünkü, ne zaman anlatmaya kalksa gözlerinden yaşlar akmaya başlar ve hikaye bitmeden, hadi herkes yatağına yatsın derdi. Anlatamazdı hikayesinin sonunu bir türlü. Ömrü de yetmedi zaten, tamamını anlatmaya. Ninemin hep yarım bıraktığı o hikayeyi, okula başlayıp, biraz tarih öğrenmeye başladığımda, annem sağken ona hatırladığı kadarıyla tamamlattım. O da okuma yazma bilmezdi, dolayısıyla, o da kulaktan duyma. 

 

Yer; Tokat ili, Erbaa Kazası, Çatalan köyü,

 

1.900'lü yılların başları. Net bir tarih yok. Seferberlik zamanları, 
Hikayenin kahramanı Nazife ninem 6-7 yaşlarında...
 
Eli silah tutan erkekler için, köye seferlik emri gelir. Ninemin babası yani dedem, ninemin defalarca anlatmaya doyamadığı o kır atının üzerinde yanına gelir ve "kızım ben Erbaa'ya gidiyorum, gelirken sana ne alayım?" diye sorar en son. Ve köydeki eli silah tutan üç - beş kişi ile birlikte arkalarına baka baka giderler. Geride kalan ninem ve diğerleri hep dönecekleri anı beklerler ama ne haber gelir, ne de kendileri. İşte onlar, gidipte bir daha geri gelemeyen, adına türküler yakılan onbeşlilerden sadece bir kaçıdır. "Çanakkale geçilmez" sözünü tarihe yazdıran dedelerimizden bir kaçıdır. 
 
Saygı, minnet ve rahmetle...
 
Cevdet Aykan Demir

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.