scorecardresearch.com Davulcu Bekir'in Oğlu Halil - Salman Emrah Bozkuş - Radikal Blog

Davulcu Bekir'in Oğlu Halil

20.12.2012 23:02:37
A+ A-

Hayatımın en güzel yıllarıydı Maraş-Adıyaman ekseninde gidip geldiğim, düğünlerde topladığım parayla köyümüzün bakkalına soluksuz koştuğum o günler. Üzerimdeki mavi önlük, beyaz yaka ile küçük yaşlarda başladım çalışmaya, ekmek tutmaya. İlk işim de şimdikine göre daha zevkli ve farklıydı diyebilirim. En azından aklıma geldiğinde tebessüm ettiğim günler olduğunu içtenlikle söylüyorum kendime. İlk işimde işverenim babam Davulcu Bekir idi. Babamı bu şekilde ifade etmemin nedeni Maraş Adıyaman arasında kime söylesen tanımasıydı. 'Davulcu Bekir dedim mi herkes bilir'' derdi babam. Ben ne mi yapardım? Babamın kırmızı kayıklı motorunda onunla birlikte sabah akşam dolaşır gittiğimiz düğünlerde gelinin, damadın, misafirlerin üzerine atılan parayı toplardım yerden. Beyaz bir kesem vardı. Tüm marklar dolarlar orada toplanırdı. Bizim kırmızı kayıklı motoru babam çalıştırdığında tüm köye sesi gider yine bir düğüne gittiğimizi cümle âleme duyurmuş olurduk. Ben motorun kayığına oturur davulu, zurnayı tutardım. Yakın köylerdeki düğünlerde babama eşlik ederdim, yol arkadaşı, meslektaşı olurdum diyebilirim. Bazen tokmağı elime alıp ağır halayları çaldığım olmuştur.

 

 

 

Yaz sezonunda yurt dışından gelen misafirlerin sayesinde düğünler bollaşırdı, şen olurdu, keyifli olurdu. Onun için bu yörede düğünlerin planı yurt dışındaki misafirlerde teşrif etsin diye yaza denk getirilir.

 

Benim ilk işim olması dolayısıyla öğrendiklerim, yaşadıklarım,  yaşamımın geri kalanında çizeceğim  yolda etkili oldu diyebilirim. En azından memleketin kodlarını ilk olarak düğünlerde çözdüm ve ekip ile çalışmanın keyfini ilk olarak düğünlerde çıkardım.

 

 

Ağustos ayının ortaları bize zulüm olurdu diyebilirim. Sıcaklar kafamızın ta tepesine vurur, ne soğuk su fayda eder ne de ağaç gölgesi. Tam da o günlerin birinde babamla Adıyaman'ın bir köyünde düğüne gittik. Köy uzak olduğu için düğün sahipleri ayna gibi, beyaz doğan slx marka arabayla ile gelip evden aldılar bizi. En keyifli kısımlardan biriydi arabaya olan ilgimin sonucu olarak.

 

Bir iki saat içinde vardık köye. Evler arasında iplerin üzerine ampuller dizilmiş geceye hazırlık devam ediyor, davetliler yavaş yavaş geliyor, yemek hazırlıkları yapılıyor, ortalık şenlik anlayacağın. Biz tabi başladık çalmaya. Babam ve arkadaşları misafirleri davul-zurna ile karşılamaya başladılar. Bende arkadaş edindim düğün yerinden, çocukluk işte... Onlarla garip garip oyunlar oynuyoruz, koşuyoruz. Unuttum bir an gecenin uzun olduğunu ve çalışacağımı. Düğün başlar başlamaz benim mesaide başladı anlayacağın. Hemen hemen her halay kurulduğunda, her çiftetelli oynandığında pür dikkat oyun alanına kesilir paraları takip ederdim. Karnımda acıkmadı değil, yemek  arasını merak ediyorum. Ne zaman verilecek cacık, bulgur pilavı ve eti yiyeceğim diye.

 

 

Nihayet masalara tabaklar inmeye başladı bizde ara verdik davula zurnaya. Hem davulun gerilmesi lazımdı hem de zurnacı dayının da  nefes alması... Çalgıcılara özel bir hürmet olurdu yemek esnasında. Gözüm doymuyor desem yeridir ama karnımda doymadı ne yapsak ki! Tabağımı bitirdiğimi gören babam ''kalk yemekleri veren teyzeden bir tabak daha al, bak orada yemek kazanların yanında'' dedi. Çekingenliğimi aşamadığım yılları, ürkekliği yaşıyorum o dönemler açıkçası. Gidip gitmemekte kararsızım. Babam bana dönerek ''Davulcu Bekir'in Oğluyum de bir tabak daha al'' dedi. Tabi düğünlerde hazırlanan yemekler belli bir sayıya göre yapıldığı için yemek dağıtan teyzede terazi gibi gözleriyle misafirlere bu konuda yardım ediyordu. Ama kabul etmek lazım elimdeki boş tabakla o teyzeye yaklaşırken ürkmüştüm. Hani acıkmasam gitmezdim yanına o yüzündeki kırışıklığın beni ürküttüğünü bile bile. Benden önce yemek sırasında olan yaşıtlarım bana cesaret verdi aslında. Onların yemek isteme üslubuna göre belki de kendimi ayarlayacaktım. Birinci çocuk ''ben Ayfer'in kızıyım ''dedi tabağı doldurdu. İkinci çocuk ''Ben Şerif  Ağabeyin Yeğeniyim'' dedi tabağı doldurdu. Sıra bana geldiğinde Davulcu Bekir'in Oğluyum demek o an aklıma gelmedi. ''pilav ve  et verir misin '' dedim. Tabağımda daha öncede yediğimin belirtilerini gören teyze  hadi sıradaki gelsin dedi. Sanırım o gün yiyemediğim bir tabak pilav hayatımın en değerli tabağı oldu. O da kendine göre haklıydı. Sırada yemeğini yemeyen bir sürü insan vardı ama ben bir tabak daha istiyordum tıpkı benden önceki  iki yaşıtım gibi. Babamın yanına geldiğimde söyleyemedim de sıradan resmen kovulduğumu. Yemek bitmiş dedim, oturdum. İlerleyen yıllar bana o günden farklı bir hayatı yaşamadığımızı, o teyzenin farklı şekillerinden, farklı cinsiyetinden binlerce olduğunu ve birinin oğlu-kızı olduğunu söylemeden bir şeyleri istemenin, talep etmenin zor olduğunu bana öğretti. Ama zoru başardım desem yeridir. O günden sonra Davulcu Bekir'in oğlu olduğumu hiçbir talep ve isteğimden önce kullanmadım...


Kullananlara...

Salman Emrah



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.