"Derdim bana derman imiş"

25.10.2014 15:52:35
A+ A-

Niyâzî-i Mısrî'nin şu dizeleri meşhurdur: "Derman arardım derdime / derdim bana derman imiş"

'Derd'in insan için önemini vurguluyor bu, Anadolu'nun 17. asırda yaşamış büyük irfan ustası. Görünürde çok dert çekmiş bu Allah dostunun bu sözünü hep düşünmüşümdür. 'Derd'in, sıradan insanın yaklaşımı ve anlayışından çok çok ötede bir bakış ve kavrayışla, neticede insanın kemâli yönünde yararlı bir işlevi olduğunu anlıyordum fakat kendimi ve başkalarını bu konuda tatmin edici bir açıklamayı yapacak durumda değildim.

Dücane Cündioğlu'nun bir kitabındaki (Düşünce Düşlenir, s.93-95, Deneme, Kapı Yayınları, 2010) "Hak sizleri dertsiz bırakmasın" başlığı altında yer alan yazı bu konuyla ilgili olduğu için dikkatimi çekti; hem okudum, yararlandım, hem de ondan alıntılar da yaparak oluşturduğum bu yazıyla  Niyâzî-i Mısrî Hazretlerinin o sözünün anlamı üzerinde düşünme yaygınlaşsın istedim. 

Yazının bundan sonrasını söz konusu kitabın o yazısından alıntılar oluşturacak. (Tırnak işareti alıntılamaya başlarken ve alıntılama bittiğinde konmuştur. Bir kelimenin anlamını ben geçtiği cümlenin bitiminden sonra belirttim.)

"Bizim medeniyetimizden gayrı muhatablarına (hele hele dost bildiklerine) 'Cenab-ı Hak sizleri dertsiz bırakmasın' diye dua edebilecek şefkatte güzîde insanların yetiştiği başka bir medeniyet, başka bir toplum çıkmış mıdır bu yeryüzünde?

Laf olsun diye söylenmezdi bu söz. Âmiyâne tabirle kelime oyunu  filan yapmak niyeti de yoktu bu duayı yapmayı âdet edinmiş insanların. Gayet ciddi ciddi söylerler ve Hakkın kimseyi dertsiz bırakmasını istemezlerdi; yürekleri insanların dertsizlik beliyyesine düçar olmalarına tahammül edemez; Hz. İnsana şefkat ve muhabbetlerinden ötürü insanoğlunun dertsiz kalmasına  razı olmazlardı.     (beliyye: felaket, keder, kasâvet, tasa)

Sanılmasın ki bu söz, güç ulaşılabilir birtakım kitaplarda kayıtlıdır sadece. Kitaplarda değil bilakis yakın zamana kadar halkın, halkımızın dilinde de dolaşırdı bu söz. Mânâsı bilinmeksizin uluorta kullanılmaz; büyüklerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz bu duayı bile isteye yaparlardı.

Bir tek yazının kaldırabileceği bir yük olmamakla birlikte ve belki biraz da saded haricine çıkmak tehlikesine rağmen bu konuda bir iki hususa işaret etmek isterim:

Bilmek hayretle başlar; yani insan hayret etmedikçe bilemez; bilgisi hayretinin miktar ve keyfiyetine bağlıdır. bilmek için şaşırmak, şaşkınlık nimetinden yararlanmak lâzımdır kısaca. Çünkü insanoğlu bildiği şeyler karşısında değil, bilmediği şeyler karşısında şaşırır. Şaşırmak ise farketmektir. (...)  Hayret (şaşırmak veya farketmek) bu nedenle bilginin ilk adımı sayılır. (...)

Hayret'in mücerred şaşkınlık (taaccüb) olmadığına bu vesileyle işaret etmeliyim. (...)

Peki hayret'in evvelinde ne vardır?

Hayret'in evvelinde seyr (görmek), seyrin evvelinde de devr;(gezmek) vardır. Çünkü devretmeden (fikren gezip dolaşmadan, daha açıkçası mânen âlemi temaşaya çıkmadan); insan seyredemez, etrafını göremez. Bu bakımdan bilhassa tasavvuf edebiyatımızda, 'Devran olalım, seyran olalım, hayran olalım' meâlinde sayısız mısra yazılmış,, hayret için devr u seyrin önemine dikkat çekilmiştir. (...)

İşte derd ve ızdırabın önemi de buradadır. Dertsiz /gamsız insan, gaflet içinde demektir; zihnen hareketsizdir ve bu nedenle hayran olmak şansını yitirmiştir. Izdırab, bir nevi titremek, için için sallanmak, hareket etmek demek olduğuna göre, nefsin ızdırabı da onun hareketidir. (...)

'Cenab-ı Hak kimseyi dertsiz bırakmasın!' sözü, dert ve ızdırabdan yoksun kalıp gaflete düçar olan nefsin devran olmasını temenni etmektir. (Çünkü hereketin en mükemmeli dairevî olanıdır. Kişi başladığı yere dönmeyi  başarabileceği bir yola çıkmalıdır.) Devran olan nefis, ihtimal ki sadece hareket etmekle kalmaz, etrafını temaşa da eder. İşte hayret bu temaşanın, ilim de bu hayret'in mahsulü olacak ve böylelikle insan bilmediğini bilebilmek (marifet) imkânına kavuşacak.

Öyleyse HAK hiçbirimizi dertsiz bırakmasın!"



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.