Dibe vurmuşluk

25.06.2015 12:00:07
A+ A-

Memlekette siyaset geçmişte hep olduğu gibi şimdi de dibe vurmuş. Bu dibe vurmuşluk siyasetçilerin sayesinde vatandaşın iliklerine kadar damardan pompalanmış. Dahası bu kirli çekişme öyle bir hal almış ki, memleket meseleleri yerine kişiler arasında ki çatışmalar ön plana çıkmış ve bu çatışmayı daha da ateşlendirmek için tarafların tarafı olan medya gücü kullanılarak toplumu hesap sorma, sorgulama yapma, hak arama yerine bu çatışmalara odaklandırıp uyuşturma ve böl, parçala yönet yöntemiyle buradan nemalanma amaç edinilmiştir.

Halkını umursamayan ve tamamen kin ve nefret üzerine kurulu bir siyaset anlayışının hüküm sürdüğü bir ülke de, siyasi sorumlular vatandaşa artık net olarak şunu söylemektedirler: Muhalefet partileri, " Halinizden memnunsanız iktidara oy verin, yok memnun değilseniz bizi oy verin ki sizi bu dertlerden kurtaralım" deyip kolayca kaçarlarken, iktidar partisi ise aynı şekil de" halinizden memnunsanız bizi desteklemeye devam edin, yok memnun değilseniz  (ekmeğinizi de kaybetmek istiyorsanız) buyrun muhalefet partileri orada" diyor.

Burada görüyoruz ki siyasilerin yıllarca yaptığı bu kin, nefret, ayrıştırma, kutuplaştırma ve "bana oy vermezsen  makarnaya devam edersin, bana vermezsen makarnadan da olursun" anlayışı toplumun büyük bir bölümün de panik, korku  ve baskı yaratmaktadır.

Böyle bir ülke de hukuktan, gelişmişlikten insana deger den bahsetmek mümkün müdür?

Bu çağ da siyasi rant uğruna yaratılmak istenen insan tipi "boyun eğen,  sorgulamayan ve korkan"insan tipi ile çağdaş ve gelişmiş ülke seviyesine ulaşmak nasıl mümkün olacaktır?

Basit bir örnek vermek gerekirse,

bir üniversite bitirmiş sonra bir yolunu bulmuş işe yerleşmiş vatandaşın biri bir  yolsuzluk esnasında sadece gördüklerini bile işimi kaybederim korkusu ve idare baskısı sonucu korkup söyleyemeyecek kadar cesaretsizdi. Korkunun yarattığı yeni nesil...

Daha sonra bu vatandaşa aynen şunları sordum: "Hani sen çok dürüst, 5 vakit namazını kaçırmayan, haram yemeyen, haksızlıklara karşı duran... Bu söylemlerin nerde?" deyince "daha yeni işe girdim. Yeni evlendim ve bir çocuğum var. İşimi kaybedersem ya da beni Hakkari'ye sürerlerse ben ne yaparım?"

Çok korkmuş olan dostum aynı zaman da çok utanmış ve bir kaçış olarak "kim ne yaparsa yapsın. Her koyun kendi bacağından asılır. Ben çalmıyorum ki korkum olsun"demişti.

Ona şunu söyledim: Senin hırsızlara ortak olmadığını bilyoruz. Fakat onlara göz yummakta bir ortaklıktır. Ve bunun da hırsızlıktan farkı yoktur"

Bu üniversite mezunu vatandaş bilinçli bir seçmen midir, yoksa makarna seçmeni mi? Siz karar verin.

Bu ülke de milyonlar yıllarca at'a, arı'ya, ok'a, bakarak oy kullanmışlar. Bu gün de aynı. Semboller ve toplum aynı değişen tek şey oyuncular.

Çürüme, siyasi ahlaksızlık, ikiyüzlülük, yalancılık adeta toplumda kol geziyor. Sistem iyi olanı eleyip kendinden yana olanı koruyup kötü olanı öne çıkarıyor.

Hal böyleyken bu kokuşmuş sistemin değişmesinin imkanı var mı?

Çürüme, siyasi ahlaksızlık, ikiyüzlülük, yalancılık adeta toplumda kol geziyor. Sistem iyi olanı eleyip kendinden yana olanı koruyup ödüllendirerek kötü ola­nı öne çıkarıyor.

Adalet insanoğlunun en temel ve yaşamsal erdemlerinden birisidir Adaletin çöktüğü ülke dibe vurmuş demektir. O ülkede ne kadar çok gökdelen, alt geçit, üst geçit, köprü, karayolu, kavşak, tünel, ithalat ürünleri olursa olsun hiç fark etmez, adalet yoksa o ülke bitmiş demektir. Çünkü adalet devletin ve toplumun en temelinde olan kavramdır. Toplumsal yaşam ancak adalet, eşitlik ve özgürlük olduğu sürece anlamlı olabilir. Bu kavramlardan bağımsız bir toplumsal model olamaz.

Bu bağlam da siyasilerin yıllardır biribirleriyle olan kavgaları ve o kaba saba çirkin söylemleri, bunlara ayırdıkları zaman ve verdikleri boş emek yerine,  ülkelerinin sorunlarına biraz nefes harcamış olsalardı bugün bizler başka türlü konuşmuş olacaktık.

Kim ülkesinde huzur için de insana yaraşır bir şekil de yaşamak istemez?

iki gün önceydi sanırım Hürriyet Gazetesi dünyanın en yaşanabilir on ülkesini internet sayfasına taşımıştı. Göz gezdirirken bir yorumcunun bu konu da yazdıkları çok anlamlıydı.Bakınız vatandaş ne yazmıştı: "Biz Türkler bu ülkelerin yaşam standartlarını, gelişmişliklerini görüp oralarda yaşamayı hayal etsek bile, biz Türkler kaos ortamlarına çok alışık olduğumuz ve bu hayatımızın bir parçası olduğu için kavga, karışıklık, düzensizlik, ayrıştırma, nefret olmadığı yerlerde canımız sıkılır."

Haksız mı?

Bu dibe vurmuşluk toplumu bölerek ki amaçlan da budur, sırf tarafı oldukları siyasi parti ve düşüncenin arkasına takılıp gidenlerin yapılan tek bir yanlışa bile "yanlış yaptılar" diyemeyecek duruma gelmeleri toplumun ahlak yapısının çürümüşlüğünden başka nedir?
 
Siyasetin bir dayatma ve baskı aracı olduğu bir ülke de "oy verirseniz yaparız,  vermezseniz yapılmaz" anlayışı ile adeta tehdit edilen ve buna boyun eğen toplum yapıları az gelişmiş ve Kabile toplumlarında görülmektedir.
 
"Hırsızlık yapma özgürlüğü ve çalıyorlar ama çalışıyorlar" gibi söylemler buna en çirkin örneklerdir.

"Bir toplum ahlak ve hukuk içinde olmadığı zaman, vatandaşlar kendilerini bir çıkmaz

içinde bulurlar. İnsanlar ya ahlaki değer yargılarını veya hukuka olan saygılarını

yitirirler." Frederic Bastiat



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.