Dinlemeyi bilmek

18.03.2014 09:39:32
A+ A-

Dinlemediğiniz şeyi ölçemezsiniz.                                                           Anlayamadığınızı denetleyemez, evrensellikle ilişkisini kuramazsınız.                             Bir toplumda  dinleme ne kadar hasassa o toplum o kadar gelişmiştir denebilir.

Bu dinleme işlevi siyaset/ekonomi de olduğu gibi; duygu, değerler, performans, yeterlilik vb. şeyler üzerinde de gerçekleşebilir.

Bir toplum sıralamalarda hep gerilerde kalıyor, susmasını bilmiyorsa ve bundan hiç rahatsız olmuyorsa gerçekten bu hal utanılacak bir durum yaratıyor demektir. Ve hala övünecek şeyler bulunabiliyorsa, bunu önleyici çözüm yolları üretilmemişse, durum gerçekten vahimdir.

Ülkemizde bunca konuşan, eleştiren ahkam kesen ve kendisini bilgili sanan insan var ama dinlemesini bilen bir elin parmakları kadar az.

Dinleyiciler onları adeta mumla arıyor.

Bahsedilen şeyin nedeni hiç kuşkusuz eğitim sorunu!

Sevgili okurlar!

Unutulmamalı ki;

Toplumsal hareketlerin gelişimi ve dönüşümü açısından bakıldığında üzerinde uzlaşılmış kriterleri anlatabilmek, büyük bir meziyet; ama inanın, dinleyebilmekte bir o kadar önemli olanı.

Kanaatimce, bu konuyu enine boyuna düşünmek masaya yatırmak gerekiyor. 

Dinleme gücünü kullanabilenler herhalde ne demek istediğimi fark edeceklerdir.           

Örneğin, karşınızdaki kişiyi, hiçbir yorum yapmadan, beynin tüm alıcı devrelerini açık tutup sadece anlatılan konuya yönlenmek, dünyadan kendinizi soyutlamış bir halde, gülmeden, el kol, kaş göz işaretleri yapmadan, yanınızdaki ile konuşmadan, onu dürtmeden, hatta hiç hareket etmeden, sadece ve sadece dinlediğiniz oldu mu?

Şayet bu uzun soruya "evet" diyebiliyorsanız, mantıken siz sıkı bir dinleyicisiniz demektir.

Kuşkusuz onurlu, etrafındakilerin hislerine tercüman olan, uygar/kültürlü insanlara özgü bu tutum, beni en çok etkileyen davranışlardan biridir.

Dinleyebildiğimiz zaman, bize hitap eden kişinin konuşmalarını beyin hemen kayda alıyor, bir an içinde farkındalık alanına getirebiliyor ve yansıtılanlar birikim yaparken yenileri içinde ayrıca bir zemin açılıyor.

Bu model, gerçeği olduğundan farklı biçimde yorumlanmamasını temin ediyor.

İlk önce algılama süreci içinde pasif olabilmek, konuşulanları hissetmek şart.

Bu durum, bireyin önce kendine, daha sonra etrafındakilere güven duyması anlamına gelir.

Dikkât ederseniz, bu niteliğe sahip olabildiğimiz sürece konuşmacının konuşmasına daha düzgün ve akıcı fırsat tanıyor, farkında olmadan saygısını kazanıyorsunuz.

Ama, bütün bu hususları bildiğimiz halde, çoğumuz yine de bir nedenle karşımızdakini dinlemiyoruz.        

Hele, yeniliklerden, yaratıcılıktan ve güven duygusundan yoksun, performansı düşük kimseleri de dinlemeye hiç itibar etmiyoruz.

Bazı insanlar vardır, iyi dinleyici olduğu gibi sıkı bir konuşmacıdır. Kimisi ise sadece dinler, ama konuşmaktan kaçınır. Zira kendisinde bilgi yeterliliği fazla değildir.

Bir süre sonra kesileceğini/duracağını bilir. Yani tükeniş noktası yakındır.

Bunu hissettiği için devreye girmekten imtina eder. Ya da kısa keser. 

Kimileri de konuşmasını uzattıkça uzatır, konu boğulup gider, dolayısıyla, dinlemenin bir esprisi kalmaz.

Bazen de, bir kişiyi dinler görünüp kafanızdan başka şeyler geçiriyorsa bu tavrınız hiç etik olmuyor. Zira düşündüklerinize takılıp kalıyorsunuz, suskun gözükmenize karşın, gerçekten kedini izleyenlerine vermiş olanları dinlememiş oluyorsunuz.

Dinlemeyi engelleyen bir başka etken de fikirlerimizin çok iyi olduğuna, diğerlerinin ise yanlış/aldatıcı/eksik beyanlarda bulunduğuna inanmamız.                                                

Kimi zaman da 'konsantre' olamayışımız nedeniyle dinleyemiyoruz.

Bu da bizdeki eğitim ve kişisel gelişim eksikliğinden kaynaklanıyor. Minik minik cümleler kurarak konuşanın lafını hiddetle kesmeyi pek de güzel beceriyoruz.

Galiba insan içsellikle kendini dinleyemiyor.

Bildildiklerimizi ve düşündüklerimizi ilk fırsatta kusmanın hiç gereği yok.

İnsanlık basamağına adım atanlar kısaca kendinden emin olanlar dinleyerek konuşuyorlar hep böyle yapıyorlar.

 

 

Ahmed F. Yüksel

 

https://twitter.com/sufafy


https://twitter.com/AhmedHulusi


http://www.ahmedhulusi.org/



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Dinlenememenin ince sızısı... -

Son aylardaki en çok kullanılan kelime: Dinlemek..! Elbette o dinlemenin buradakiyle hiiç ilgisi yok. Allah o tip dinlemelerden korusun hepimizi. Gelelim burada bahsedilen güzel bir erdem olan dinlemek olayına… Benim kanımca konsantre olamamanın büyük bir önemi var. Özellikle son on yılda gelişen teknoloji- sanal ortamlar- sanal arkadaşlıklar, elimizin altında tek tuşla her yere uzanabilmek, normal hayatta birbirimiz dinlememizi önlüyor. Özellikle son neslin bu konuda en büyük handikapı bu konsantre olamamak olabilir. Zaten iyi bir dinleyici sessiz de dursa rol yapamaz, anlatan bunu hemen fark eder. Benim en şikayet ettiğim hassas olduğum bir konu; dinlemek. İnanın dinlendiğini hissettiğin kaç kişi var deseniz, neredeyse yok gibi. Hele de yakın aile bireylerinde tamamen: sıfır! Annem telefonda dahi sürekli sözümü keser, bu yaşıma rağmen:)) Babam zaten konuşmamı bile istemez:))) Eşler malum zaten, ben de ekstra talihsiz olanlardanım:))) Sadece gele gele fikirlerime hayranlık duyduğum benden 4-5 yaş büyük olan bir arkadaşım geldi. O da zaten başka bir ile taşındı.. Ben de dinlenmeyi hayal ettiğim bir dünya ile baş başa kaldım; sanırım çoğumuz gibi…Işınay.Ö.

1 0
Her insan dinleme eğitimi almalı -

Konuşmak ne kadar önemliyse, dinlemek de o denli önemlidir. Aslında bu iki özelliği yerinde ve zamanında kullanan insanların özel olduğunu düşünürüm. ‘’Söz gümüşse sükût altındır’’ sözünü çok kullanırız. Fakat, bakıyorum da bunu hep susmayı anlatsın diye, ya da boş konuşmaları yapmamak için kullanıyoruz. Aslında iyi bir dinleyici, boş boş susmaz. Etkin bir dinleme yapar ve bunu size hissettirir. Aslında konuşma ve dinleme bir madalyonun iki yüzü gibidir. Buna rağmen iyi konuşmacıların sayısı fazla iken(özellikle günümüzde) dinleyicilerin sayısı aşırı derecede azdır. Hatta uzman konuşmacı çağıran sunucular bile, bunu yapmıyor ve izleyiciyi bunaltıyorlar. Açıkçası eski TRT spikerlerini özlüyorum. Şimdikiler, tam biz uzmana fokuslanmışken, onlar da anlattıklarına, sunucu pat diye kesmiyor mu, işte en sinir olduğum durumlardan birisi…Görüldüğü gibi, dinlemek en zor olandır ve her insan bu eğitimden geçmelidir..gürbüz//

1 0
İç sesimiz ve vehim... -

Sonlara doğru olan o mink cümle bence işin özeti gibi: ‘’ Galiba insan içsellikle kendini dinleyemiyor.’’ Zaten gelmiş geçmiş bütün bilge kişiler hep bunu anlatmadılar mı? Kalabalıklar onlara bir zaman sonra, bir şey ifade etmeyince; iç seslerine kulak vererek, değişik yollar denediler. Bunların başında zaten Nebiler geliyor. Daha sonra da veliler, filozoflar vs. Hatta sanatçılar, yazarlar da bu kategorilerde yer alabiliyor. Dönem dönem iç sesimi dinlemediğime pişman olduğumu hatırlıyorum. Fakat o zaman emin olamıyorsun. Ne zaman ki olayların üzerinden vakit geçiyor, işte o zaman resim netleşiyor. Sanırım, bu vehim kavramıyla ilgili.. Beynimiz tam arınamadığından, vehim- vesvese devreye giriyor, parazitli bir yayına teslim olan beynimizde biz iç sesimizi tam algılayamıyoruz. İşte bu yüzden belirli bir aşamaya gelene kadar; dinlemeyi; özellikle Allah Dostları’nı dinlemeyi bilmek gerekiyor! olc.Ö

0 0
Cenab-ı Hak'kın dışında herkesi dinlemişler:)) -

Her ne kadar siz gerçek anlamıyla ve toplum olarak zaafımız olan bir kavramı: ‘DİN’lemek; ele almışsanız da ben işin başka tarafını ele almak istedim. Biraz da gülmek için … Özellikle son zamanlarda canım ülkemin haritası kocaman bir KULAK olabilir. Malum cemaat denilen paralel yapı hepimizi bir güzel dinlemiş... Bu çok önemli ve tehlike arz eden bir durum. Aslında bu konu seçim ortamında kim vurduya gidiyor! Sev, ya da sevme; senin ülkenin Başbakan’ını ve gizli konuşmalarını dinlemişler. Üstelik bunları başka ülkelere servis etmişler!!! Bu yaşımdayım(56), böyle bir şeyi ilk kez duyuyoruz ve şahit oluyoruz.. Üstelik bu suçlama yapılan kişi, hala boy gösteriyor, basında, televizyonlarda.. Neyse, siyasetten uzak bu köşeyi, meşgul etmek istemem açıkçası. Fakat son günlerde twitterden yakaladığım bir karikatürdeki söze bayıldım, paylaşmak isterim, izninizle: ‘’Cenab-ı Hak’ın dışında herkesi dinlemişler. O’nu dinleselerdi, böyle olmazdı!’’ Nasıl? Harika değil mi?.. Tebessümlü günlerle…fidanc/

2 0
Dinlemek: Sınıfta kaldığımız konu! -

Toplum olarak sınıfta kaldığımız konuların başlarında dinlemek gelir. Daha doğduğumuz evde başlar bu. Anne ve babalarımız çocuklarını dinlemedikleri gibi, sürekli dinlenmediklerinden yakınırlar. Hatta kimin sesi daha çok çıkarsa o dinlenir sokaklar da.. Derken okul hayatımız başlar! Kabusun büyüğü ordadır işte. Öğretmenler öğrencilerini dinlemedikleri gibi, dinleme kültürünü- eğitimini de vermeden mezun ederler bizi( bazı değerli istisna öğretmenleri muaf tutalım hemen). Bu arada zaten büyümüşüzdür. Kimimiz hatta evlenmiş, kimimiz de iş hayatlarına başlamıştır. Eee bunca ‘dinlenilmeden’ bugünlere gelen birisi, bu saatten sonra ben de dinlemiyorum der ve bu kısır döngü böylece devam eder. O yüzden benim en özel bulduğum kişiler dinlemesini bilenlerdir. En azından rahatlar, sizi anlama gayreti gösterdiklerini yüzlerinden okursunuz. Bu arada belirtmek isterim ki, dinlemek, asla her anlattığınıza kafa sallamak değildir…ünal//

1 0
Dinlemede hassasiyet, gelişmeyi getirecektir -

Çok önemli bir konuyu ele almışsınız. Sayın Yüksel, dinlemenin önemini anlatan bu kısa- konsantre yazı için teşekkür ederken, ben de kendi fikirlerimi paylaşmak istedim. Özellikle eğitimli ve hayatı tahkikle yaşamak isteyen ve karşılarındakine saygı ve sorumluluk duygusu yüksek bireylerin bu konuda iyi olduğunu düşünüyorum.. Yani birçok şeyde olduğu gibi; benciller, hep ben diyenler, ilgi çekmek isteyenler ve günü kurtarma esprisiyle yaşayanların iyi bir dinleyici olacaklarını sanmıyorum. Girişte belirttiğiniz gibi; bir toplum ne kadar gelişmişse, DİNLEME o kadar hassastır, yani yüksek ve kalitelidir…gülay

1 0
iyi Dinleyici -

Yazınızdaki iyi dinleyici tarifi, dinlemenin aslında bir yönelme davranışı olduğunu hissettirdi. Bırakın kafanızdaki düşünceleri, mimik v.s. gibi hareketleri dahi araya katmadan benliğinizden sıyrılıp sadece dinleyebilmek, aslında O mahale yönelebilmek demek oluyor anladığımız kadarıyla. Öyleyse yöneldiğimiz anlarda dinleyebilmek lazım tıpkı, namaz/Salat eda ederken tüm düşüncelerden arınıp yalnız kalmak ve o kalpten gelen sesin TEK’liğine kendini bırakmak gibi…  Öyle dinlemek lazım tüm evreni, Hükmünü Süren’in  “dinlendiğinin” ve “dinlediğinin”  farkındalığıyla… Es- Semî olarak algılayanın Basîr ismi ile sonuçlarını oluşturacağının farkındalığıyla

2 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.