Geçmişimizi böyle de hatırlayanlar var...

24.04.2015 14:57:08
A+ A-

Osmanlı'yı hiç hayırla yâd etmemiş, onun hakkında olumlu tek söz ettiklerine tanık olunmamış kimseler 1915'te, yani imparatorluğun bitişinden üç yıl önce olanlar için ondan söz ediyorlar. Hem de bu söz edenler, Cumhuriyet'le Osmanlı arasında devamlılık olduğu yaklaşımına bile uzak duranlardan...

Osmanlı karşıtlığı, Osmanlıyı olumsuz olarak anma tavrı bizde, bilindiği gibi, resmî ideoloji gereği ve etkisi ile hüküm sürdü yıllarca. Bunu değerli Osmanlı tarihçileri de teyid ederler. Değerli dediğim Osmanlı tarihçilerini şimdilerde 60-70 yaşlarında olanlar bile, ilgi duydular ise, ancak en erken 30-40 sene önce tanıdılar. Yani ilgi duyanlar 30'lu yaşlarında Osmanlı tarihini doğru dürüst, iyi eğitim görmüş tarihçilerden öğrenmeye başladılar. Ve şaşırdılar tabii. Osmanlı iktisat tarihçisi Mehmet Genç'in adını bilenler, tarihe birazcık merak duyanlar arasında bile çok çok azdır. İlber Ortaylı belki en tanınanıdır kitapları olanlar arasında. Ama onun adını duyanların sayısı da farklı sebeplerle en çok şu günlerde artmıştır. Çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde adı en yaygın olarak bilinen tarihçi (!), okullarda okutulanTarih kitabının yazarı gözüken kişi olarak, Emin Oktay idi.

Ama Osmanlı karşıtı olup Osmanlı'nın iyi hiç bir tarafı olmadığını düşünenlerin Emin Oktay kitabından etkilenmeyle alâkasız olarak da bir tür bilgiye ve bilince sahip oldukları ortada. "Osmanlı Devleti diye bir devlet olmasaydı, insanlık için bir eksiklik veya kayıp söz konusu olmazdı, bir şey farketmezdi" mealinde bir yazısında fikir beyan eden bir profesörümüz bile oldu; ki o kişi kendi dalında ünlü bir bilimcidir.

"İttihad ve Terakki" adını çok kişi telaffuz eder fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yönetimde bulunmuş bu cemiyet hakkında çok çok az kişi sahih bilgi sahibidir. Hakkında toptancı ve tek bir yaklaşım ve kanaat sahibi olanlar çoğunluktadır. Bunlar o cemiyet hakkında tamamen olumsuz veya olumlu düşünenlerdir. Onlara göre her dönemde İttihad veTerakki aynıdır. Bilgi sahibi olanlar arasında bile farklı yaklaşımlar olabilir. M. Şükrü Hanioğlu'na göre bu cemiyet Osmanlı Devleti'nin yönetimini üstlendiği yıllarda dönemsel olarak farklı tavır ve tutumda olmuştur. 1908-1912 arası olumludur sözgelimi. 1912 sonrası ise giderek olumsuzlaşan tavır ve tutumu yansıtır. En kısa ve kaba olarak okuduklarımdan söyleyeceğim bu.

Her türden medyada yazanlar, konuşanlar arasında Nisan 1915 olayını yorumlayanlar, değerlendirenler, bu olaya ilişkin görüş açıklayanlar, hüküm verenler bol. Ve hepsi iddialı. Konuyla ilgisi olan akademisyenlerden, hukukçulardan ve siyasetçilerden daha iddialı ve çok bilmiş oldukları kesinlikle söylenebilir. Radikal blog yazarları arasında bile kendinden emin bir şekilde, ne olup bitmiş, kesin bilgisi varmış edasıyla yazı kaleme almış olanlara rastladım. Yani, diyeceğim, bu işi tarihçilere de, siyasetçilere de, hukukçulara da bırakmasak, o olayla ilgili kaleme aldıkları yazılarına bakarak, bu derece kesin bilgi ve kanaat sahibi oldukları izlenimini verenlere bıraksak nasıl olur? Netice alınmak isteniyorsa, kanaat önderleri olmasalar da, kanaat sahibi bireyler, hem de eli kalem tutan, ağzı lâf yapan bireyler olarak hemen sonuca varırlar. Arşivlerden açık olanlar, henüz açılmamış olanlar, arşivlere girip çalışan tarihçiler, arşive girmeden çalışan tarihçiler, bu işi tarihçilere bırakalım diyen siyasetçiler, hayır bırakmayalım biz biliyoruz zaten diyen siyasetçiler, bu mesele tarihçilere bırakılmamalı diyen tarihçiler vs. ... Bu kafa karışıklığı dayanılmaz bir şey değil mi? Bakın ne kadar berrak bir biçimde yazıyorlar, konuşuyorlar bu mesele hakkında, bir şekilde biliyorlar meselenin ne olduğunu, o dönemde neler olup bittiğini; nasıl bildiklerini sormayın, biliyorlar ya! Yazılarına, konuşmalarına bakın anlarsınız. Hiç şüpheleri, tereddütleri var mı!  Ne kadar eminler! Daha ne istenir!
Bu ironi yansıtan ifadelerle bitirmiş olayım yazıyı.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.