Kamburlu abi (öykü)

09.11.2015 23:48:56
A+ A-

"Ulu orta kalmıştı bakışların, sahipsiz bir dağ keçisi gibi ürkek adımlar.

Kim bilir kaç zamandır bu kaçmaların, tutunuşların yasaktı kaçak düşlerine ve amansız bir ince hastalık gibiydi geceler.

Kim bilebilir ki kaç zamandır böyle anlamsız uyanışlarını, karanlık mateminde göndere çektiğin hüzün bayrağını.

Zamansız gitmelerin zamanla ağırlaşan yükünün kamburu değil mi sanki senin böyle başını öne eğen?

Hangi vefalı yaprak kaldı, son demini yaşamaya başlamışken sonbahar.

Yine aynı yağmur bulutu değil miydi seni onsuz ıslatan?

Ve yine tekrar tekrar dinlediğin şarkının, sizi anlatan nakaratının hüzünle kesiştiği o ayrılık mısrası."

Böyle yaşamak olmaz olsun der dururdu, her aklına intihar etmeyi getirdiği zaman. O ayrılık gecesi çökmüştü üstüne, nefes alamadığı zamanları hatırladıkça intiharı hatırlıyordu. Onu kahreden zamanları silmek istiyordu beyin haritasından, ondandır böyle çok içmesi. Yoksa çakı gibi adamdı, şu belini büken kamburu ve gidip gelen hafızası olmasa. 

İşte böyle özetlenebilir ancak bizim deli aşık, kamburlu abi. Bir Notre Dame'in Kamburu olmasa da, ondan aşağı kalır yanı yoktu çektiği acıların. 

Neydi ki aslında hayat? Ya acı? Tarifi neydi ki bunların? İzahı olmayan şeylerin mizahını yapanlar, tarifi olmayan aşkı yaşatabilir misiniz? Bizim Kamburlu abinin itilmiş ve ötelenmiş hayatının izahını ve tarifini yapabilir misiniz? Aşkını anlatabilir misiniz ona, ya içinde kıvrandığı acıya merhem?

Aslında hepimiz bir Kamburlu abi değil miyiz? Terkedilmiş, dışlanmış, ötekileştirilmiş. Üstümüze bir rol geçirip girmek istememiz toplum içine, ve yığınla uğraşmalarımız, kabul görmeyen davranışlar ve ezilen benliğimiz... 

 

 Saygılarımla, Mahmut Doğru...



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.