Karanlık, soğuk, alabildiğine geniş

12.12.2013 08:47:12
A+ A-

 

Bense en çok “Karanlık soğuk” şarkısını severdim:

“Karanlık, soğuk, alabildiğine geniş…” diye başlayan:

“…Üşüyen, düşünen, bulaşıkçı bir kadın, onlar hep söylerler; ‘Ne yapalım ekmek parası…”

Yeni bir günün başlamasına bir saat kala çöpleri toplayan baba ve iki çocuğu gelirdi penceremin önüne…

Şakalaşmalara uyanırdım;

Küçük kız, küçük oğlana kartopu atar, oğlan ise kovalamaya başlardı kardeşini; düşerlerdi beraber; daha çok, bu defa daha çok duymaya başlardım seslerini…

Ayağına poşet geçirmiş ve bileğine yakın bir yerden onu lastikle bağlamış baba da bir parlamenter ciddiyetinde, özenle, tenekedeki poşetleri çıkarır; onların içine bir bir bakar, ardından da işine yarayacak malzemeleri çuvalına koyardı.

Şakalaşan çocuklar, boylarının çöp hizasına gelmesini ve babalarıyla beraber ellerini poşetlere yetiştirebileceği zamanları beklerdi.

Mezura ile değil, çöp tenekeleriyle ölçülürdü zira boyları…

Gece yarısına yakın; babalarının peşine takılıp bir çöp tenekesinden bir başka çöp tenekesine göçerlerdi;

Tıpkı ama tıpkı, bir adadan bir başka adaya giden armatöre ait geminin ağır ağır gri denizde süzülüşü gibi…

Çünkü dünya:

Kimilerinin bir çöp tenekesinden diğerine, kimilerinin de bir adacıktan diğerine göçtüğü bir yerdi.

***

En çok o şarkıyı severdim;

Ve bizim cenahta kimse yoktu o şarkıyı seven…

Şehirler geçiyordum:

Önce Bursa, sonra Çanakkele, ardından Tekirdağ, en güzel zamanların Isparta’sı; Kocaeli ve de…

Günübirlik-haftadabirlik İstanbul zamanları…

O zaman diliminde arşınlanmış tüm Marmara ve Ege kentleri…

Şehirleri geçerken büyüyordum.

Evler değişmiş, pencereler değişmiş, sokaklar değişmiş ve çöp tenekeleri değişmişti.

Çöp toplayıcı babaların şakalaşan çocukları büyümüş, çöp tenekelerini çoktan geçmişti boyları.

Bense, kahveli ve dumanlı odalarda dünyayı izlemeye devam etmekteydim.

Ne zaman havalar soğusa, dilime aynı şarkıyı takmaktaydım:

“Yaşamın karşısında, hiç durmayan zaman. Ve insanları coşturan kırmızı ışıkları. Hep görürsün bunları, hep anlarsın bunları. Bütün bunlar ne…”

Büyüdükçe daha yüksekten bağırıyordum:

“Bütün bunlar ne?”

Sokaklarda, caddelerde, kalabalık mahallelerin en yoğun zamanlarında bağırıyordum:

“Bütün bunlar ne?”

Gitarcılık yaparken söylüyordum:

“Bütün bunlar ne?”

Çığlık atıyordum:

“Bütün bunlar ne?”

Ve daha akşam olmadan panjurlarını kapatmış, gün doğalı birkaç saat olmuşken yeni yeni açmaya yeltenen bir insanlık ahalisi dinliyordu beni…

Bense bıkmıyordum:

“Bütün bunlar ne?”

***

Sınırsız, yaşsız, coğrafyasız, mevsimsiz bir adaletsizliği yaşıyordu dünya…

Ve en kötüsü;

Bırakın değiştirmeye yeltenmeyi, bu adaletsizliği dahi fark edemeyen bir insanlık cenahıydı dünyanın hakimi…

Onlar ise gün dönmeden çıkardı sokağa;

Boyu çöp tenekesini geçen, çöp toplayıcılar yurdunun en karizmatik çocuğu seçilirdi. Çöpten bulunmuş bir plaket sunarlardı ona; çöpten bulunmuş pastaya, çöpten bulunmuş mum diker; çöpten bulunmuş kibritle yakarlardı onu…

Çöpten çıkmış bir mutluluk hakim olurdu o ara; o yere, o yurda...

Neydi?

Bütün bunlar neydi? 

YORUMLAR

Bol şans -

Okurken duygudan duyguya geçiş yaptım nedense... Ellerinize sağlık.

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.