Onun hikayesi - beşinci bölüm (ilk öğretim öğrencileri için uzun hikaye)

16.12.2014 16:34:36
A+ A-

  • Bu sırada da konuşuyordu. Çorbayı koyunca "Bundan sabahları azar azar gaynadıp yer. Öğlen de peynir ekmek bi şeyler yer. Bekmez goydum, onu da banar banar yer. Aşam da ekme ısıdır, bakkaldan Vita yağ falan alır, sürünür yer." dedi, "Oğlana para falan bırakdın de mi?" diye sordu.

  • Adam götüreceği şeyleri paketlerken "Bırakmamın, iki buçuk lira godum. Haftaya gidince gine veririn." dedi. "Bundan keri oğlana çalışcez." diyecekti, kasabada herkesin oğlanı okuttuğu için kendine söyledikleri aklına gelince utandı. "Tabii garı, oğlan okuyuncuya gadar ne gerekiyosa yapıcez, icabında ganımı satıp oğlanı okuducen." dedi. O an kamyondaki pazarcının söyledikleri aklına gelmiş, hafiften gururlanmıştı.

  • Kadın kocasının en son "İcabında ganımı satıcen, oğlana okuducen." dediğini duyunca içinden kocasına karşı bir sıcaklık duymuş, canı da acımıştı. Ama adamın bıraktığı parayı da az bulmuştu. Saklıca biriktirdiği paradan yüz elli kuruş daha yanına alıp oğlana verecekti. Çünkü ne olur olmaz, oğlan gurbette "dımdızlak" galmasındı. Kızların aklı hâlâ siparişteydi. Herkes kendi kafalarındaki kaygılarla çabucak gidecek ne varsa hazırladılar.

  • Bu sırada küçük çocuk da uyanıp gelmiş, babasına "balon" soruyordu. Adam o telaşının içinde cebinden balonu çıkarıp oğlana verdi. Kendine bakınan kızlara "Gızla sizin siparişleri de hep aldım, şindik işimiz çok acil, akşam gelince gösderen." dedi. Kızlar siparişlerinin alındığını duyunca sevinçle 'kıvradılar' Adam aşağıdan bir çuvalın içine kesilmiş köklerden koydu. Bir küçük torbaya da çıralardan koydu. Sonra karısına seslendi "Haden çabuk olalım, gamyonu gaçırcez." dedi.

  • Her biri telaşla bir şeyin ucundan tutup yürüdü. Kadın hâlâ eksik bir şey kaldı mı diye bakınıyordu. Adam kızdı "Ya garı, bakınıp durmu da yörü." dedi. Kadın telaşla eline aldığı çıkın ve ibrikle yürürken "Ha esik bi şe galdı mı deyi bakınıyodum." deyince adam "Şindik başlecen eksiğinden ha. Ula oğlan Fizan'a gitmedi ya esik bi şey varısa hafdaya götürüz." diye söyleniyordu.

  • Kızlar, kadın, adam, yanlarında elinde balonla küçük çocuk koşarak arabaya yetişmeye çalışıyorlardı. Yükün ağırını adam ve kızlar almıştı. Onlar telaşla köyden çıkarken bu sırada kalkmış kimi komşular, bahçelerdeki tuvaletlere ellerinde taharet ibriği ile giderken onları görüyor, her biri kendine göre komşuları hakkında akıllarından bir şeyler geçiriyorlardı. Kadının emmi kızı da kalkmış ve onları görmüş, içinden 'Bizim emmi gızı da bi şeyden esik galmıyo, gıçlanda geycek donları yok, bizimle çocuk okuducez deyi yarışıyor.' diye geçiriyordu.

  • Emmi kızının ve komşuların kendileri hakkında iyi kötü düşüncelerinden habersiz adam, karısı, iki kızı ve elinde balonuyla küçük oğlu koşturarak kamyon geçmeden köyün "beklemesine" varmaya çalışıyorlardı. Adam önde, kızlar hemen ardında, kadın bir elinde bir yük, diğer elinde öteki eliyle sımsıkı balonu tutmuş olan küçük çocuk kestirmeden, tarlaların içinden, bata çıka kâh yürüyerek kâh koşarak soluk soluğa kasaba yolu üzerindeki beklemeye vardılar. Ellerindeki yükleri yere koydular. Hepsi de adamakıllı yorulmuştu. Adam kamyonun geleceği tarafa bakarken "Allah vere da kamyon geçmemiş olsun. Eğer öyleyse yandık valla." diyordu. Karısı "Sus herif, azından yel alsın. Daha sabah ezanı okunmadı, marak edme." diye kocasını teselli ediyordu. Gerçekten hava hâlâ karanlıktı. Ay olmasa buraya zor gelirlerdi.

  • Havada sonbahar ayazı vardı. Yolda yükle koşarak ısındıkları için fark etmemişlerdi. Ama şimdi hepsi de üşümeye başlamıştı. Oldukları yerde zıplamaya başladılar. Küçük çocuk da zıplıyordu. Soğuktan burnundan akan sümüğüyle çok tatlı gözüküyordu. Soğuktan yanakları da kızarmıştı. O, işin oyununda babasına, anasına, ablalarına bakarken bir yandan zıplıyor, bir yandan gülüyordu. Anası eliyle çocuğun burnundaki sümüğü sildi, kucağına alıp öptü. Çocuk hâlâ gülümsüyordu ve elindeki balonu sımsıkı tutuyordu. Küçük çocuğun hâli, hepsinin içini ısıtmıştı, hepsi çocuğa gülüyordu.

  • Bu sırada kamyonun geleceği taraftan bir inilti duyuldu. Güneşin doğduğu tarafta da bir aydınlanma başlamıştı. İleriden farlar gözüktü. Hepsi heyecanla kamyonu beklemeye başlamıştı. Gelen, kesin bekledikleri kamyondu. Çünkü o yıllar çok az kamyon vardı. Pancar sevkıyatı olmasa bu yoldan sabahtan akşama bir iki kamyon anca geçerdi. Otobüsü bu yollar henüz görmemişti. Demokrat Parti iktidarıyla birlikte bu kamyonlar gözükmeye başlamıştı. Demokrat Parti iktidar olalı iki yıl olmuş, her şey bolarmış, daha önce olmayan veya piyasadan kalkan her şey yavaş yavaş kasabalardaki bakkal ve pazarlara gelmeye başlamıştı. Oysa daha önceleri her şey yoktu. Hele Alman harbinde bırakın kamyonu çay, şeker, yağ hep karneyle veriliyor, yiyecek ekmek bile zor bulunuyordu. Zaten o yokluk ve sıkıntılar İnönü'nün sonunu getirmişti.

  • O yıllar en rahat olan memurdu. Onun için biri okudu mu memur olup rahat edecek diye imrenerek bakılırdı. Kızlar memura vardı mı yalnız kız değil bütün ailesi, sanki piyango çıkmış gibi sevinirdi. Memur oğlu veya damadı olan, o yörenin en itibarlı kişisi sayılırdı. Henüz o yıllar, en azından bu yörede, kızlar okumaya başlamamıştı. Tek tük ortaokula giden kız olurdu ki onlar da kasaba ve şehirde oturanlardandı. Bir de köy enstitülerinde kızların okuduğu söyleniyordu. Ama iktidar onlara "komünist" dediği için halk da o kızlara iyi gözle bakmıyordu.

  • İşte böylesi yıllarda adamın çocuk okutma gayreti şanslı başlamış, aynı şans devam ediyordu. Çünkü beklenen kamyon, sanki hususi tutmuş gibi gelip önlerinde durdu. Şoför aşağı inip yanlarına geldi. Gülümseyerek "Ooo arkıdeş, sen köyü göçürmüşsün yavu." dedi.

  • Adam şoförle önceden tanışık olmanın verdiği güvenle karısıyla kızlarının yanında sanki böbürlenir gibi "Sağ ol arkıdeş, sayende köyü göçürcez valla." dedi. Şoförün yanından inen muavin bu sırada kasaya çıkmıştı. Adama "Dayı sen uzat bakam şunları." dedi. Kadın adama veriyor, adam da parmaklarının üstünde yükselerek önce odun çuvalını, sonra yatak balyasını, en son eski hasırı muavine uzatıyordu. "Ötekileri yanımıza alam arkıdeş." dedi. Muavin adamın uzattığı şeylerin düşmemesi için üzerine kamyonun tepesindeki brandayı açmadan koyarak gerekli önlemi aldı. Şoföre "Abi, ben burda galayım da sizi sıkışdırmeyen." dedi. Şoför "Oğlum orda üşürsün bak." deyince muavin "Yok abe, bırandayı üstüme çekerin, üşümen. Hem dokuz dolaşım gelince buradan senin yanına takoz atmak için incen ya. Üşürsem orda yanına biniverin." dedi. Şoför "İyi ozman, üşüme de." dedi ve kamyona bindi.

  • Bu sırada kadın kucağına aldığı küçük çocuğa "Hadi bakam oğlum, sen abangille köyü git. Ben bubanıla aben yana gidip gelem." deyip çocuğu kızlardan birine uzattı. Küçük çocuk elindeki balonu yere atıp ağlamaya başlamıştı. Öbür kız yere düşen balonu aldı. Çocuğu kucağına alan ablası çocuğu bir yandan öperken diğer yandan teselli edip susturmaya çalışıyordu. Adam karısına "Hadi bin, ağlar ağlar susar, biz işimize bakalım." deyip şoförün yanına bindi. Kadın da çıkıp yanına oturdu. Adam camın açık yerinden oğluna "Sus bak, sene dadak getircen." derken kamyon yürüdü. Aşağıda iki kızı ve birinin kucağında ağlayan çocuk kalmıştı.

  • Adam şoförle konuşmaya başladığı sırada kadının aklı ağlayan çocukta kalmıştı. Eğilip camdan baktı. Ne yapsın, kasabada büyük oğlu da onu bekliyordu. Kocasına baktı. Onun hiçbir şeye aldırmadan şoförle gülüşerek sohbet ettiğini görünce sinir oldu. Ve aklının bir yanı ağlayan oğlunda, öteki yanı kasabadaki oğlunda susup camdan dışarı, ilk kez bir arabayla geçtiği yerlere hayretle bakıyordu.

  • Onlar bu telaş içindeyken kasabada, gece Emine Yenge'nin evinde kalan çocuk da sabah erkenden kalkmıştı. Babası onu Emine Yenge'ye emanet edip gittikten sonra çocuk önce biraz yabancılık çekmiş, garipsemişti. Köyden getirdiği içinde yiyecek olan çıkınla kitap olan torbasını aldı, kalacağı odaya götürüp koydu. Sonra ayağına vuran kunduraları çıkarıp eski ayakkabılarını giydi. Ayağı rahatlamıştı. Aklında anası, kardeşleri, köyü ve köpeği vardı. Sanki suçlu gibi gidip Emine Yenge'nin yanında durdu. Emine Yenge çocuğun süklüm püklüm hâlini görünce canı acımış, "Ay oğlum, ne bu böyle yabancı gibi? Marak edme, ben sene anan gadar sahap çıkarın. Senin için 'göynümesin' gadın oğlum." diye teselli etme ihtiyacı duymuştu.

  • Çocuk Emine Yenge'nin bu sözlerine ve sözünü "gadın oğlum" diye bitirmesini duyunca aklına yine anası geldi. Nerdeyse hüngür hüngür ağlayacakken kendini zor tuttu. Bu sırada kadın yanına gelip onu bağrına basınca çocuk kendini tutamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Emine Yenge onu biraz daha bağrına bastırıp "Ağla oğlum ağla, için açılır. Gözyaşı insanın içini yıkarmış, ağla." deyip sırtını sıvazladı. Oğlan bir süre ağlamış, içinin boşalttıktan sonra susmuş, bu kez de kadından utanmıştı. Kadın oğlanın utandığını fark etti, fazla utandırmamak için "Hadi bakam, gel şunları çent." diyerek elindeki tahrayı uzattı. Çocuk usulca tahrayı eline alıp çalıları çentmeye başladı.

  • Emine Yenge de kendi odasına girdi, kucağında götürdüğü çentilmiş çalı ve çıralarla ocağı tutuşturdu. Saçayağının üstüne dünden yaptığı tarhana çorbasını ısınsın diye koydu. Çocuk da çalıları çentmeye devam ediyordu. Çabuk çabuk çalıları çentip bitirdi. İçeri kadının yanına gelip "Yenge onlar bitdi, başka var mı?" dedi. Kadın "Eferin oğlum, bek çabık bitirdin. Gir içeri de garnımız doyuram. Helâya gidcesen tahrat ırbığı helada, önce bak boş mu? Boşsa şu güpden doldurusun." deyince çocuk "Yok yenge, ellemi yıkecedim." dedi.

  • Kadın çocuğun bu sözleri üzerine içinden 'Ee okuyanla okumayan böyle belli oluyo, eferin çocuğa, ellene yıkecek.' diye geçirirken çocuğa bakır ibriği işaret etti. "Şunu güpden su goy, çalıları çenttiğin yerde yolak var. Orda ellen yıka gel." dedi. Sabun olarak da oradaki fay kutusunu gösterip "Ondan eline azcık dök." diye tarif etti.

  • Çocuk kadının söylediği gibi küpten bakır ibriğe su koydu, eline de azıcık fay döktü, çalıların yanındaki yolakta ellerini yıkayıp geldi. Kadın "Peşkir orda." deyip havluya benzeyen bir bezi işaret etti. Sonra ısınan çorba tenceresini ocaktan alıp yere serdiği sofra bezinin yanındaki yassı bir taşın üstüne koydu.

  • Bu sırada çocuk aklına bir şey gelmiş gibi hızla kalktı, kendi kalacağı odadaki yiyecek çıkınını alıp geri geldi. "Bunlara anam gatıvediydi." deyip çıkının içinden katmer, ot ekmeği, yumruk kadar keçi peyniri ve üzerine yufka kapalı yoğurt çanağını çıkardı. Kadın onları görünce "Abov yavrım, sen bek bokörsün. Anan onlara sen ye diye gadmışdır, sen onları sonra yersin." dese de oğlan "Olur mu yenge? Hep beraber yeriz diye gaddı anam onları." diye itiraz etti. Emine Yenge çocuğun bu cevabına gevrek gevrek gülüp "Abov, benim oğlan bek hazır cuvap." diye söylendi. Sonra birlikte tarhana çorbasına doğradıkları yufka ekmek, katmer ve ot ekmeğiyle karınlarını bir güzel doyurdular.

  • Yemekten sonra biraz oradan buradan sohbet ettiler. Sonra da sırayla helâya gidip işlerini gördüler. Yemek ve odanın sıcaklığı ikisinin de uykusunu getirmişti. Biri minderin bir tarafına, öteki öbür tarafına doğru dürüst örtünmeden kıvrılıp yattılar. Az sonra ikisi de uyumuştu. Sabah ezanıyla uyanan Emine Yenge usulca kalktı. Ocağın içinde küle soktuğu bakır ibriği alıp dışarı abdest almaya çıktı. Abdestini alıp geldi. Usul usul namaz kılarken oğlan uyanıp kalktı. Baktı, Emine Yenge namaz kılıyordu. Helâya gidip geldi, Emine Yenge'nin namazı bitirmesini beklemeye başladı.

  • Bu sırada kamyon da dokuz dolaşıma gelmiş, yavaş yavaş aşağı iniyordu. Muavin de şoförden tarafta bir eliyle kapıya asılmıştı. Öteki elinde takoz vardı. Dönüşlerde araba herhangi bir kayma yaparsa atlayıp tekerin altına takoz atmak için hazırdı. Bir gözü de tekerlerdeydi.

  • Kadın ilk kez gittiği kasabada, hep adını duyduğu dokuz dolaşımlardan arabayla inmenin heyecanı ve korkusuyla ha bire, usul usul dua ediyordu. Adam bu yola daha alışkın olmasına rağmen o da içinde bir korkuyla dua ediyordu. Şoför de tüm dikkatini kamyona ve yola vermişti. Çünkü yük arabaya baskı yapıp ittikçe şoför freni usul usul basarak arabayı kontrol etmeye çalışıyordu. Sürtünen balatalardan koku geliyordu. Kamyon sağ salim dokuz dolaşımı inip düze çıkınca hepsi de bir oh çekti.

  • Şoför muavine "Yanıma gel isdersen." dedi. Muavin "Yok abe benim yer iyi." deyip takozu kasaya attı. Ustaca kasaya tırmanıp pancar yığınıyla kasa araladığı yere tekrar çöktü. Araba hızlanınca yüzüne vuran rüzgârdan korunmak için kamyonun hemen üstündeki selede bulunan bırandayı açtı, altına girdi. Aslında biraz üşümüştü ama erkekliği elden bırakmamak için üşümediğini söylemişti. İçinden 'Adam sen de. Acı badlıcanı gırağı çalmaz.' diye kendini teselli ediyordu.

  • Kamyonun içindekiler muavinin bu sıkıntılarından habersizdi. Adam, karısını kamyona bindirip çocuğunun evini yerleştirmeye gittiği ve okuyan bir çocuğun babası olduğu için gururluydu. Kadın, oğlu okuyacak diye bir yandan sevinirken öte yandan onu küçücük yaşında kendi başına bırakıp döneceği için üzgündü. Şoför de çocuğunu okutma telaşındaki bu karı kocaya yardımcı olmanın ve iyilik etmenin verdiği huzurla keyifliydi.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.