Ötekilerin Hikayesi dördüncü bölüm. (Unuttuğumuz geçmiş yaşamların öyküsü)

31.12.2014 15:58:53
A+ A-

  • Kara tahtanın oraya niye konduğunu bilemeyen muhtarlar önce birbirlerine soran gözlerle baktı. Sonra en yaşlıları olan Ovaköy muhtarı Emin efendi "yav ben da önce bu mahkemeye şahitlik için geldim; emme ozman bu tahta yoğudu" deyince Kavak Muhtarı Osman efendi "bu sıra böyle şeylere alışcen Emin efendi. Daha ne masgaralıkla görcez kimbilir" dedi. Kavak muhtarı şapka kanunu çıktığında da giymemek için direnmiş; o sırada "bu Kemal paşa bizi maymuna benzedicek her hal. Gavurun nesi varısa bulup bulup geliyo" diye tepki göstermişti.
  •  
  • Kasaba kaymakamı yaşlı bir beydi. Getirilen yeniliklere böyle tepkiler geleceğini biliyordu. Onun için Kavak muhtarının o sözleri kendine söylendiğinde hemen tepki vermemiş; sonra Osman efendiyi çağırtıp "Osman efendi bazı densizler Gazi Hazretleri hakkında ileri geri konuşuyormuş. Siz yaşını başını almış adamsınız; onların kulağını çekin de bir tatsızlık olmasın. Bakın çevre kasabalar içinde hiç sorun olmayan tek kasabayız. Kasabamızın bu sakinliğini bozdurmayalım" demişti.
  •  
  • Tabi Osman efendi 'kaçın kurrası' kaymakamın o sözleri kendinin söylediğini bildiğini anlamış hemen; ama hiç bozuntuya vermeden "tabi kaymakam bey. Ben o densizi bulur gulanı çekerin" demiş ve ilk iş olarak kendine yeni bir kasket almış; böylece o sözleri nedeniyle başı ağrımamıştı.
  •  
  • Ama özellikle hilafetin kaldırılmasına için için çok kızıyordu. "Kemal paşa Müslüman alemini başsız bıraktı" diye kendine yakın gördükleri yanında çok sızlanmıştı. Zaten en iyi anlaştığı Kaya köy muhtarıydı. O da kendi gibi hilafetin kaldırılmasına ve iki de bir kaymakamın toplantılarda 'muasır milletler seviyesine çıkacağız' diye söze başlamasına "bizi bunlar gavur yapacak" diye öfkeleniyordu.
  •  
  • Kasabadaki kimi esnaflar da bunlar gibi düşündüğü için kasabaya her gelişlerinde mutlaka onlarla buluşurlardı.
  •  
  • Bugün de sabah toplantının ikide olacağını öğrenince o esnaflardan Manifaturacı Tahsin efendinin dükkanına uğramışlar; o sıra yanlarına gelen yorgancı Çetin efendiyle birlikte epey sohbet etmişler; o sıra hepsi de kaymakamın bugün de yeni bir gavur adetini onlara önereceği üzerinde görüş birliğine varmışlar ve toplantı sonrası yine Manifaturacı Tahsin efendinin dükkanında buluşup toplantıda kaymakamın söyleyecekleri üzerine görüşmeyi kararlaştırmışlardı.
  •  
  • Manifaturacı Tahsin efendi koyu saltanat ve hilafet yanlısı biriydi. Tıknaz, göbekli, yanaklarından kan fışkıran, fıldır fıldır dönen renkli gözlü, etrafına sürekli ürkerek; ama hep merakla bakan biriydi.
  •  
  • Yorgancı Çetin efendi Tahsin efendinin aksine uzun boylu, renksiz suratı, ölü koyun gözüne benzer gözü ve donuk poker suratlı yüz ifadesiyle konuşurken sanki söylenenle hiç ilgisi yokmuş gibi boş boş bakan; karşısındakinde ürküntü uyandıran biriydi.
  •  
  • Bu ikisi kasabada cumhuriyete en düşman kişiler olarak bilinse de Manifaturacı Tahsin efendi fırıldaklığı, her kaba uyan karakteriyle kendilerine tepki yönelmesini önlemeyi biliyordu.
  •  
  • Şimdi de Kavak ve Kayaköy muhtarları gelince hemen önlerine iki top kumaş açmış; bu şekilde o sıra dükkana gelen biri olursa onların müşteri zannedilmesini sağlamayı düşünmüştü.
  •  
  • Çünkü İzmir suikastı sonrası hükümet her şeyi çok sıkı aldığından Tahsin efendi eskiden olduğu gibi çok rahat değildi.
  •  
  • Onun için muhtarlarla bir süre görüştükten sonra onlar toplantı için giderken kapıya kadar çıkmış 'yan taraftaki esnafların duyacağı ses tonuyla' "yine buyurun efendim" diyerek onları uğurlamıştı.
  •  
  • Bu tedbirlerle etrafın dikkatini çekmemeye çalışıyordu.
  •  
  • Gerçi vali kaymakamlarla yaptığı en son toplantıda onlara 'inkilapların halka benimsetilmesi için elden geldiğince dikkatli olunması ve kimi tepkilerin; eğer tehlikeli değilse görmezden gelinmesini' söylemişti.
  •  
  • Kasabanın kaymakamı da bu nedenle halka karşı oldukça yumuşak başlı yaklaşımı benimsemişti.
  •  
  • Bugün muhtarları toplantıya çağırırken de aynı düşüncedeydi.
  •  
  • Ancak cumhuriyetin topluma benimsetmeye çalıştığı yeniliklere karşı bazı çevreler her fırsatta kinlerini kusmaktan geri kalmıyorlardı. Kavak köyü muhtarı mahkeme salonundaki sözleri de aynı kin nedeniyle söyleyivermişti.
  •  
  • Kaya köy muhtarının ilerden kaşıyla "şimdi bu lafların yeri mi?" der gibi işaretini görünce cumhuriyete en bağlı muhtarlardan Çamdibi Muhtarı Ali efendiye 'yılışarak' "gerçi Gazi Hazretleri ne yapıyosa milletin eyiliği için yapıyo; emme bazı gızıl ağızla bunu anlamıyo da ben onlan şeyini şey eden dedim" dedi. Onun bu sözlerine Muhtar Ali efendi hiç yaşından beklenmeyen bir şekilde "üzme kendini Osman emmi. Belli; o gızıl ağızlar golay yola gelmeyecek; emme Kemal paşa nasıl Yunanı denize dökmeyi becerdiyse onlan da hakkından gelecek evvelallah. Çünkü millet ona çok güveniyo; her zaman onun arkasında durucek" diye cevap verdi.
  •  
  • Onun bu cevabı özellikle Yusufçuk köy muhtarının çok hoşuna gitmişti. Muhtar Ali efendiye "hay ağzının yağını yiyem be ya. Doğru dersin. Gazi Hazretleri yedi düveli devirmesini bildiği gibi o kendini bilmezlerin de dersini verecek tabi. Görmedin İzmir'de canına göz dikenleri. Sallandırı sallandırıverdi be ya?" deyince Osman efendinin rengi sapsarı olmuş ortalığı bir sessizlik kaplamıştı.
  •  
  • Tam o sırada kaymakam yanında kendi gibi kır saçlı biriyle geldi. Yanındakine "siz şöyle buyurun muallim efendi" derken ona saygılı davranışı bütün muhtarların dikkatini çekmiş hepsinin içinden "kim acaba bu?" sorusu geçmişti.
  •  
  • Kaymakama teşekkür eden muallim efendi kara tahtanın önünde durdu.
  •  
  • Kaymakam muhtarlara hitaben "efendiler bu bey kasabamızın başmuallimi Fehmi bey. Şimdi sizlere diyecekleri var. Onu dikkatle dinleyin" dedikten sonra "buyurun efendim söz sizin" deyip biraz kenara çekildi.
  •  
  • Baş muallim Fehmi bey önce hafif öksürdü sonra tatlı bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
  •  
  • "Sevgili muhtar efendiler; Gazi Hazretlerinin milletin okuyup yazmasını kolaylaştırmak için ayın birinde yeni harflerin kabulünü ilan etti. Çünkü eski yazı harflerle okuyup yazmak çok zordu.
  •  
  • Gazi Hazretleri şimdi de bu yeni harflerle herkesin kadın erkek okuma yazma öğrenmesi için millet mektepleri açılması talimatını verdi. Köyler dahil her yerde açılacak olan millet mekteplerinde on dört yaşından yukarı, kırk beş yaşına kadar herkesin devam etmesi mecbur tutuldu. Kaymakam beyle yaptığımız görüşme sonunda sizleri buraya çağırıp bu millet mektepleriyle ilgili bilgi vermeyi kararlaştırdık" dedi ve millet mektepleri için her köyde köy odasında veya müsait bir yerde bir yerin ayrılması gerektiğini söyledi.
  •  
  • Bu yere gelenlerin oturması için sıra benzeri şeylerin çakılmasını söyledi.
  •  
  • Bu sırada kendini tutamayan Kavak muhtarı Osman efendi elini kaldırdı. Kaymakam onun yine bir densizlik yapacağını düşündü; ama müdahale etmedi.
  •  
  • Muallim Fehmi bey Osman efendiye "buyur muhtar" deyince Kavak muhtarı "siz bu millet mekteplerine on dört yaşından kırk beş yaşına gadar herkezin gatılacağını dediniz. Bu mekteplere garılada mı gatılcek yani" deyince muallimden önce kaymakam "Osman efendi bir kere 'garılar' değil 'kadınlar' diyeceksin. Sonra sizin köyde kadınlar tarlaya erkeklerle birlikte gitmiyor mu?" deyince muhtar Osman efendi biraz şaşaladı "efendim benim garı dedime bakmayın. Köylük yerinde biz öyle deyiveriz de ondan öyle dedim" deyince kaymakam "sen benim soruma cevap ver. Tarlada, bağ bahçede kadınlarla birlikte değil misiniz?" diye sordu. Muhtar "öyle efendim de onla bizim garıla; pardon bizim gadınla. Elin erkeğinin bizim gadınlan yanda ne işi olcek ki?" deyince kaymakam diğer muhtarlara döndü "Osman efendi doğru mu söylüyor. Yani kadınlar sadece kendi kocalarının veya kendi ailesinin erkeklerinin yanında mı çalışır?" diye sorunca muhtarlardan çoğu "olur mu efendim hep barabar çalışırık" derken Yusufcuk Köyü muhtarı elini kaldırdı. Muallim ona söz verince "Osman efendi biraz eski kafadır gaymakam bey. Ondan öyle dedi. Oysa bizim tütün işine onlan köyden gadın erkek hep beraber gelir beraber çalışır. Öyle değil mi Osman aga?" deyince diğer muhtarlar gülüştü. Osman efendi kızarıp bozardı "öyle de. O ayrı, mektep işi ayrı" deyince ayakta olan Yusufçuk muhtarı "şimdi olmadı Osman aga. Tarlada hep birlik olur da mektep neye olmaz be ya. Yoğusam sen kendine güvenmeymisin?" dedi. Onun bu sözleri Muhtar Osman efendiyi temelli şaşırtmıştı "kendime güvenirin tabi" deyince Yusufçuk muhtarı "işde ben onu derin bey ya. Osman aga iyi adamdır da az esgi gafadır. Yoksa görecen gaymakam bey en güzel mektebi Osman aga açacak köyüne" dedi.
  •  
  • Bunları ilgiyle izleyen muallim kaymakamın yönetimdeki ustalığıyla muhtarların kendi aralarında sorunu tatlıya bağlamalarını çok beğenmişti.
  •  
  • O beğeniyle keyfi geldi ve önce muhtar Osman efendiye "siz sorunuzun karşılığını tam almadınız. Köy yerinde geniş sınıf olmayacağı için kadınlar ve erkekler ayrı saatlerde okuyacak. Ama daha sonra açılacak okullarda kız ve erkek öğrenciler birlikte okuyacak. Çünkü kurtuluş savaşını kadın erkek omuz omuza veren millet pek ala yan yana aynı okulda okuyabilir" dedi.
  •  
  • Osman efendiye yönelik bu açıklamayı yaptıktan sonra uzun uzun okumanın yazmanın faydalarını anlattı; anaların kimsenin yardımı olmadan askerdeki çocuklarına mektup yazacağını askere gidenlerin kendi mektubunu kendi okuyacağını söyledi.  Ana babalarının okuma yazma öğrendiğini gören çocuklarda okuma hevesi artacağını; okuyan çocukların köyün tozundan toprağından kurtulup efendi insanların mesleğini yapacağını söyledi. Ayrıca milletin kalkınması için halkın okuma yazma öğrenmesinin çok önemli olduğunu, köylere açılacak biçki dikiş kursları gibi meslek edinme kurslarında okuma yazma bilen kadınların daha başarılı olacağını, okuma yazma bilen köylülerin ziraat üzerine dağıtılan dergilerden modern ziraat öğreneceğini anlattı.
  •  
  • Sonra kara tahtaya döndü "köylerinize açılan millet mekteplerine ders vermek için gelen muallimler beraberinde böyle kara tahtalar getirecek. Yeni harfleri tebeşirle bu tahtalara yazarak size öğretecek" dedi.
  •  
  • Ayrıca muallimlerin yanlarında yeteri kadar kalem, defter ve silgi getireceğini, kalemlerin uçlarının nasıl açılacağını öğreteceğini, muallimin anlattığı şeyleri mektebe katılanların defterlere yazıp evde onları tekrar okumaları gerektiğini söyledi.
  •  
  • Yeni harfleri öğrenmenin çok kolay olduğunu söyledikten sonra eline aldığı tebeşirle 'Ali, Veli, Gel' gibi harfleri önce eski yazı denen yazıyla tahtaya yazdı. Sonra yeni harflerle yazdı. Sonra "hangisi daha kolay?" diye sordu. Bu soruya cevap olarak Kavak ve Kaya köy muhtarları dışında kalanlar yeni harflerin kolay olduğunu söyledi.
  •  
  • Kaymakam Kavak ve Kaya köy muhtarlarının sessiz kalışını fark edince Kaya köy muhtarına "muhtar sence hangisi daha kolay?" dedi. Muhtar eski yazı bildiği için "efendim ben eski yazı okumasını biliyom" deyince kaymakam biraz daha sert "sana onu sormadım. Hangisini öğrenmesi daha kolay?" deyince muhtar 'zoraki' "yeni yazı efendim" dedi.
  •  
  • Kaymakam muhtarlara döndü "az önce Yusufcuk muhtarının dediği gibi bazı arkadaşlar eski kafada. Onun için eski olan ne varsa ona sarılıyorlar. Yeni olan şeyi kabul etmek istemiyor. Efendiler Gazi Hazretleri halkın okur-yazar olmasını Avrupa devletlerini yakalayıp geçmesini istiyor. Doğru olan da bu. Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı. Halkımız Osmanlı devrinde her şeyden geri bırakıldığı gibi okur-yazarlıkta da geri bırakıldı. Bugün eski yazıyı bilen üç beş kişi. Geri kalan halk kara cahil. Cumhuriyet halkı bu cehaletten kurtarmaya kararlı. Millet mekteplerini de bu amaçla açtı. Halkın önderi olan sizler bu yeniliğe dört elle sarılacaksınız. Sallananı, ikircikli davrananı yeniye, güzele aç bu millet çiğner geçer. Herkes bunu böyle bilsin. Köylere gidince köylüye bunları 'yanına yalan katmadan' doğru bir şekilde anlatın" dedikten sonra "efendiler toplantı bitmiştir" dedi.
  •  
  • Gitmek için davranan muhtarlardan Çamdibi, Yusufçuk, Ovaköy, Dereköy muhtarlarına "siz kalın. Sizlere söyleyeceklerim var" deyince o muhtarlar diğerlerinden ayrılıp kenara çekildi. Öteki muhtarlar köylerine gitmek için üzerine binip geldikleri hayvanları bağladıkları hana yöneldi. Kavak ve Kayaköy muhtarları "bizim az işimiz var" deyip kasaba meydanına doğru gittiler.
  •  
  • Kaymakam "siz kalın" dediği muhtarlara katiple birlikte yukarı çıkmalarını ve kendini beklemelerini söyledi ve baş muallim Fehmi beyle çıkıp gitti.
  •  
  • Kaymakamın "siz kalın" dediği muhtarlar merak içinde katiple birlikte yukarı çıktılar. Katip yukarı çıkarken "çay içersiniz değil mi?" deyince muhtarlar "içeriz" diye cevap verdi. Muhtarlar yukarı çıkarken katip aşağıdaki çay ocağında beş çay söyleyip muhtarların ardından yukarı çıktı.
  •  
  • O sıra muhtarlar katibin odadaki sandalyelere oturmuştu.
  •  
  • Yusufçuk muhtarı "a be kaymakam bizi niye geri bıraktırdı?" deyince içlerinde en yaşlısı olan Ovaköy muhtarı "var bir diyeceği her hal" deyince muhtarlar kafasını sallarken Yusufçuk muhtarı "doğru diyorsun be ya. Turşumuzu kuracak değil her hal kaymakam" deyince hepsi gülüştü.
  •  
  • Çünkü Yusufçuk muhtarı göçmendi. Çok latife eden şen şakrak biriydi. Şivesi de farklı olunca en ciddi lafı da etse komikleşirdi.
  •  
  • Yirmi beş köy içinde yalnızca Yusufçuk göçmen köyüydü. Ve yüz kırk haneden oluşuyordu. Kavak köyünden sonra ikinci büyük köydü.
  •  
  • Yusufçuklular Doksan üç harbinden sonra gelen ilk göçmenlerdendi. Bu kasabanın bağlı olduğu sancağa gönderilen göçmenler kasabadaki ovanın Kızıltepe denen bölgesine yerleştirilmiş; padişah arazisi olan ovadan her haneye yirmi beşer dönüm de tarla verilmişti.
  •  
  • Gelen göçmenler ilk iş olarak Kızıltepe'nin ovaya bakan yüzündeki kıraç sırta evlerini yapmıştı. Kasabadaki kadı köyün kurulması sırasında içlerinden birini seçmelerini istemişti. Onlar da geldikleri yerde muhtarları olan Emin efendiyi seçince kadı köyün kurulması sırasında onun görev yapmasını istemişti.
  •  
  • Göçmenler Emin efendinin idaresinde Kızıltepe'nin sırtını 'ovaya doğru' kendi aralarında paylaşmış ve ev yerlerini belirlemişti.
  •  
  • Evlerini geldikleri yerdeki köylerine uyguna olarak aralarında düzgün sokaklar olan arsalarına birbiriyle dayanışarak yapmıştı. Ve her hane evini yaptıktan sonra evinin etrafını duvarla çevirmiş; avlu denilen bu yerlere giriş için iki kanatlı geniş kapı takmışlardı.
  •  
  • Yani 'bu iki kanatlı kapıyı kapadın mı?' sokaktan geçenin bahçeyi görmesi olanaksızdı.
  •  
  • Göçmenlerin avlularının bir köşesinde 'işlik' adını verdikleri küçük bir oda vardı. Her evde o odalara yakın fırın yapmışlardı. Bu fırınlarda "göçmen ekmeği" denen kendi yiyecekleri ekmeklerini yapıyorlardı.
  •  
  • Gelen göçmenlerde her ailenin mutlaka bir mesleği vardı. Hemen hepsi çok becerikli insanlardı. Bu becerilerini evlerini yaparken göstermişler; sonrasında her biri kendi uzmanlık dalında atölyeler açmıştı.
  •  
  • Köyde kısa sürede üç at araba atölyesi, dört demirci atölyesi faaliyete geçmişti. Ayrıca üç dört de saraç dükkanı faaliyete geçmişti. .
  •  
  • Suyla çalışan küçük bir kereste fabrikası kurmuşlar; tüm ovanın biçilmiş kereste ihtiyacını karşılıyorlardı.
  •  
  • Zaten vilayetteki kadı bu göçmen kafilesinin özelliklerini bilerek bu kasabaya yönlendirmişti. Çünkü bu yöre halkı göçerlikten kalma özelliklerini bu ovaya taşımış ve buradaki yaşamlarına uydurmuştu.
  •  
  • Bu nedenle kasabada ve kasabaya bağlı yirmi dört köyde ve yakındaki kasaba ve köylerde her evde mutlaka at eşek ve katır vardı. Ulaşımı bunlarla ve at arabalarıyla yapıyorlardı.
  •  
  • Bu becerikli göçmenlerin zanaatları bütün kasaba ve köylerde duyulmuş ve çok memnuniyet uyandırmıştı.
  •  
  • Göçmenler köylerini kurarken ovanın etrafında ve dağ yamaçlarında kurulu diğer köylerin halkı onlara çok yardımcı olmuş; o sıra onların kendilerinden farklı olduklarını görüp çok şaşırmıştı. Çünkü göçmenlerin köylerini kurarken hesap kitap yapması, ev kuracakları arsaların arasında düzgün sokaklar bırakması ve ev yaptıktan sonra bahçenin etrafını düzgün duvarlarla çevirmesi bugüne kadar görüp bilmedikleri şeylerdi. (devam edecek)
  •  
  •  
  •  

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.