Ötekilerin hikayesi (Geçmiş yaşanmışlıkların öyküsü) altıncı bölüm

16.01.2015 16:11:46
A+ A-

  • Onların arkasından yorgancı Çetin efendi de dükkanda işi olduğunu söyleyip gitmek için ayağa kalkınca Yusufçuk köyü muhtarı “şimdi olmadı be ya. Biz geldik hepiniz tuz buz dağıldınız. Size rahatsızlık verdik her hal” deyince yorgancı Çetin durakladı; ‘ama Hayri efendinin ne çakal olduğunu bildiği için’ kalırsa ‘ağzından hükümet aleyhine bir laf kaçırırım’ endişesiyle “yok Hayri efendi. Ben zaten gidecektim de; Osman efendi torun everecekmiş. Ona yorgan siparişi vereceğini söyleyince burdan ona yorganlık kılıf seçtik. Şimdi gideyim. Dünya kadar iş var” deyip çıkıp gitmek istedi.
  •  
  • Çetin efendi tedirginlikte haklıydı. İzmir suikastı sonrası toplanan mahkemenin verdiği idam kararları her yerde cumhuriyete; özellikle Mustafa Kemal’e tepki duyanları tedirgin etmişti.
  •  
  • Mustafa Kemal’e tepkiler özellikle hilafeti kaldırdığı için; bir de yenilik diye aldığı şapka kanunu ve tekke, medreselerin kapatılması ve Mecelleyi yani şer’i hükümleri iptal edip kadıların yerini hakim ve savcıların alması ve evlenme boşanma ve mirasla ilgili kadına yeni haklar tanıyan medeni hükümlerin getirmesi nedeniyleydi.
  •  
  • Tekke ve Zaviyelerin kapatılması özellikle köy ve kasabalarda öteden beri hastalara tedavi için dua okuyarak veya muska yazarak geçimini sağlayan hacı hoca ve köy imamlarını çok rahatsız etmişti. Gerçi eskisi gibi olmasa da özellikle köylerde yine hastaya şifa için okuma ve muska yazma yapılıyordu. Ama ‘örneğin kız kaçırma, kaynana veya gelin dilini bağlama gibi’ uçuk kaçık muskalara son verilmiş veya çok el altından yapılıyordu.
  •  
  • Bu kasaba ve köylerde muskacılığı meslek edinen zevat şaşkın tedirgindi. Ancak kendi gibi düşünen insanların olduğu yerde konuşup dertleşebiliyorlardı. Ayrıca kasaba kaymakamı baskı ve şiddet yoluyla insanların üzerine gitmek istemiyor; daha çok ikna yoluyla ve halkı etkileme gücüne sahip cumhuriyet yanlısı muhtar, imam veya kasaba eşrafının yardımıyla cumhuriyet karşıtlığını aşmaya çalışıyordu.
  •  
  • Çok şükür bu kasabada öteki kimi kasabalarda olduğu gibi çok derin zıtlaşmalar yoktu.
  •  
  • Kasabada hilafetin kaldırılmasına en muhalif gözüken Manifaturacı Tahsin efendi bile ‘şimdilik kaydıyla’ şapka kanunu çıktıktan sonra ve ‘kaymakamın kimi ikazları üzerine’ hemen kendine ‘nereden edindiyse’ bir fötr şapka edinerek düşüncesini gizlemeye çalışmıştı.
  •  
  • Ama kasaba çok küçük olunca bir de Tahsin efendi kasabanın önde eşraflarından olmasının yanı sıra ‘onun kasabadan veya köylerden gelen cumhuriyet karşıtlarının mağazasında yakınmaları için zemin hazırladığı; bu nedenle’ muhalif olduğu kolay anlaşılmıştı.
  •  
  • Ama mübarek tam ticaret adamıydı. Fıldır fıldır dönen renkli gözleri ve kırmızı yanaklatı tombalak vücuduyla ilk görende saf kolay kanan biri gibi intiba bırakması kasaba kaymakamının ona açık tavır almasını engelliyordu.
  •  
  • Bir keresinde makamına çağırdığı Tahsin Efendiye kaymakam açıkça “bak Tahsin efendi. Herkesi kandırmasını iyi beceriyorsun. İyi ticaret yapıyorsun. Öyle ota boka fazla karışma da sevimsizleşme” demişti.
  •  
  • Tahsin efendi ‘lep’ demeden ‘leblebiyi’ anlayan biri. Kaymakamın neyi kastettiğini anlamış; işte o saat o fötr şapkayı edinmiş ve ertesi gün başına geçirdiği fötr şapka ile kasaba meydanını boydan boya dolaşıp mağazaya öyle gelmiş; o sıra herkesi güldürmüştü.
  •  
  • Sonraları ‘şapkayla niye öyle gösteriş yaptın?’ diye soranlara “eee! Birader; ben ticaret adamıyım. ‘Helva’ da derim, yeri gelir ‘halva’ derim. Devir o devir” diye ustaca cumhuriyete muhalif olduğunu; ama ‘şimdilik’ uyduğunu söylemek istemişti.
  •  
  • Onun bu sözlerini kaymakama ilettiklerinde kaymakam Tahsin efendinin ‘ne demek istediğini?’ pek ala anlamış ve o haberi getirene “doğru Tahsin efendi bu. ‘Helva da der. Yeri gelince halva da der’ Yalnız ona selam söyleyin; dikkat etsinde helva veya halva derken şaşırıp boğazına aldırmasın” demişti.
  •  
  • Sonraları kaymakamın bu sözleri Tahsin efendiye iletilince; gülümsemiş “tabi dikkat ederim. Doğru; dikkatli yemezsen ‘ne yersen ye’ insanın boğazını alır” demişti; ama içinden “göreceğiz bakalım kaymakam efendi halva kimin boğazını alacak, göreceğiz” diye geçirmişti.
  •  
  • İşte Tahsin efendi böyle ‘kendine munhasır’ tipik kasaba eşrafıydı. Kasabaya taşradan tayinle gelen memuru ‘görevi ne olursa olsun’ ilk ‘hoş geldin’ için ziyaret eden Tahsin efendiydi. Bu kurnazlığı nedeniyle hükümet binasında; özellikle yeni adliyede epey dost edinmişti.
  •  
  • Anlaşıp kafaya alamadığı kaymakam, Jandarma komutanı ve kasabanın yerlisi olan baş muallim Fehmi efendi ve diğer muallimlerdi.
  •  
  • Bir de kasaba doktoru Süleyman beyi kafaya alamamıştı. Bir de en büyük hasmı Hancı Hacı Arif efendiydi.
  •  
  • Hacı Arif efendi ‘Goca Hamza’nın şehit olan kardeşlerinin arkadaşı’ doksan üç harbi gazisi Hacı Nuri efendinin oğluydu. Babası ve onun babası o kasabanın en hatırlı kişileriymiş. Hacı Arif efendi de dededen devir aldığı itibarı aynen devam ettiriyordu ve ‘nedense’ Tahsin efendiye hiç yüz vermezdi. ‘Gerçi o yüz vermese de Tahsin efendi her gördüğü yerde ona yalakalıktan geri kalmıyordu ya!’
  •  
  • Neyse; Tahsin efendinin huyu böyleydi. Bükemeyeceği bilek olunca; kendini zorlamaz el öperdi. Onun bu özelliği nedeniyle; ona en çok kızan bile sonunda mutlaka yumuşardı.
  •  
  • Yorgancı Çetin ise küt akıllı; daha çok Tahsin efendinin ağzına bakan biriydi. Aslında o da kendine kurnazdı. Çünkü Tahsin efendi ‘babadan’ çok varlıklı; öteden beri eşraf bir aile çocuğuydu. Çetin efendi ise Kayaköylüydü. Sonradan kasabaya göç ettiğinde önce bir süre etrafı gözlemişti.
  •  
  • Öyle ya ‘kasabanın köyünden de olsa’ yabancı sayılırdı.
  •  
  • Kasabada yabancıya en fazla itibarı Hacı Arif efendi gösterirdi. Çünkü ona göre kasabanın nüfusu artarsa kasaba güç kazanırdı. Ancak sert; daha doğrusu ciddi biri olduğu için ilk görende ürküntü yaratırdı. Ama Tahsin efendi öyle mi? İlk kimi görürse görsün hemen önceden tanış gibi davranırdı.
  •  
  • Onun bu esnaf özelliği nedeniyle Çetin efendi kendine Tahsin efendiyi yakın görüp; dükkanını onun mağazasının yanına açmıştı.
  •  
  • Tahsin efendi Çetin efendinin dükkan sahibiyle görüşüp uygun kira vermesini de sağlamıştı. Bundan dolayı Çetin efendi yün atmak için köylere gitmediği zamanlar dükkanında olunca mutlaka Tahsin efendiye uğrardı.  
  •  
  • Çünkü; yün atmaya ‘atına yüklediği hallaç takımıyla’ kendi gitse de dükkanda yorganı o dikmezdi. Bu iş için yetiştirdiği kalfasına diktirirdi. Bu nedenle epey boş vakti olduğundan gününü Tahsin efendinin orada geçirirdi. Özellikle güneşli havalarda Tahsin efendinin mağazası önünde onunla veya gelen gidenle oturur tavla oynardı. Güzel zar tuttuğundan tavlada ünlüydü. Kasabaya yeni gelen memur vb. kimse tavla merakı varsa mutlaka Çetin efendiye çatar ve dersini alırdı.
  •  
  • Çetin efendi sayesinde Tahsin efendinin dükkanın önü ‘adeta’kahveye dönerdi. Çay kahve parasını da tavlada yenilen vereceği için ve hep Çetin efendi galip geldiğinden öyle fazla çay kahve masrafı da olmazdı.
  •  
  • Yani Çetin efendi Tavla mahareti sayesinde ‘daha önceleri epey çak kahve masrafı olan Tahsin efendiyi’ çay kahve masrafından kurtardı. Gerçi koca Tahsin efendiye ‘çay kahve’ masrafı hiç koymazdı. Nedeni aşağıda anlattığımdı.
  •  
  • Neyse; Tahsin efendiden başka ova köylerinden gelip kasabaya mağaza açan iki kişi daha vardı; ama onlar esnaflıkta Tahsin efendinin eline su dökemezdi. Daha çok Tahsin efendiden yaka silken peşinci müşterilere mal satarlardı.
  •  
  • Zaten Tahsin efendinin müşterisi kasabadan ziyade köylerdendi.
  •  
  • Köylülere uzun vadeli mal verirdi. Onlar da senet karşılığı aldıkları bu malların fiyatını sormazlardı tabi. Günüde de ödeyemezdi çoğu. Artık ondan sonrası Tahsin efendinin insafına kalmıştı. Senetleri istediği şekilde doldurur çoğunu icra ile tahsil ederdi. Tahsil için de zorluk çekmezdi. Çünkü adliyede başkatip olan Hüsnü efendi aynı zamanda icar memuru ve Tahsin efendinin yakın ahbabıydı. Zaten mesai harici her daim onun mağazasında olur; genellikle mağazaya gelen eş dostla tavla oynayarak vakit geçirirdi. Ve başkatiple işbirliği sayesinde edindiği yüksek kazanç nedeniyle Tahsin efendi için mağazaya gelip gidenin içtiği çay kahve masrafı koymazdı; ama yine de Çetin efendinin tavla maharetinden memnundu.
  •  
  • Çetin efendi ve Tahsin efendi arasında dostluk bu şekilde sürüp gidiyordu. Ayrıca Çetin efendi aynı zamanda Tahsin efendinin muhalifliğinin sırdaşıydı.
  •  
  • Onun için Ankara’dan gelen her emir ve kararları birlikte değerlendirip dedikodusunu yapar; kasaba ve köylerden muhalif olanlarla dertleşirlerdi. Gerçi bu muhalif olanlar sayıca çok değillerdi. Ama kasabada olsun köylerde olsun muhalif imam, hacı hoca takımı sayesinde alttan alttan halkı işlemekten geri kalmazlardı.
  •  
  • Ancak ‘yukarıda da yazdığım gibi’ İzmir suikastı sonrası mahkemelerin verdiği üst üste idam ve ağır hapis cezaları çok ünlü kişilere olduğu için şu sıralar çok daha temkinliydiler.
  •  
  • Az önce Kavak ve Kayaköy muhtarı gelip millet mekteplerinden bahsetmişti. Hepsi de özellikle kadınların okuma yazma öğrenmesine ve açılacak okullarda kız ve erkek çocukların okumasına “iyi günlerde kalmadık” diye tepki göstermişti. Çünkü ‘zaten’ iki yıl önce çıkan medeni kanun kadınlara evlenme ve boşanmada çok hak tanımıştı. Şimdi ‘garılar okuma yazma öğrenirse; artık depelerine çıçardı’. Yani onlar öyle düşünüyordu; ama yapacakları bir şey yoktu. ‘Ancak ileride ayrıntılı göreceksiniz kadınlar cumhuriyeti hele medeni kanunla evlenmeleri düzene girip, mirastan eşit pay alma hakkı kazanınca cumhuriyete ve söylenen her şeye çok sıkı sarılıyordu.
  •  
  • Yani o yıllar cumhuriyet saltanat ve hilafet yanlılarının tepkilerini engellemeye ‘o sıra’ kadınlar sayesinde kolaylaşmıştı. Bunu bu kasaba köylülerinin yaşam öykülerinde ileride daha ayrıntılı değineceğiz. Bunu dipnot olsun diye burada yazdım.’
  •  
  • Neyse; Tahsin efendi muhtarlara “aman dikkatli olun. Sizi muhtarlıktan etmesinler. Siz imamları kışkırtın. Kaymakam efendi onlarla uğraşadursun. Gün doğmadan neler doğar. Bakarsın becerikli biri çıkar halleder Gazi’yi. Şimdilik böyle kalalım” diye kararlaştırışlardı.
  •  
  • Zaten Tahsin efendi şimdilik ticarete ağırlık veriyordu.
  •  
  • Köylüler çok yoksuldu. Ancak yoksul olunca ihtiyaçlara boş verilmiyordu ki!. Özellikle düğünlerde mecbur bir şeyler alınacak. Tahsin efendide de ‘yok’ yok. Yani ne ararsan var. Öyle olunca köylülerin en çok uğrak yeriydi. Bu da köylülere çaktırmadan işlemek için iyi fırsat yaratıyordu. var. Senetle de verince köylü ‘üçü beşi aramıyor’ gelip ondan alıyordu. Başkatiple de kurduğu işbirliği sonucu köylünün Tahsin efendi karşısında boynu kıldan inceydi. Öyle olunca kimi köylüler Tahsin efendinin muhalif sözlerinden alınsa da ‘eli mecbur yutkunup’ susuyor; onu şikayet edemiyordu.
  •  
  • Ancak özellikle Tahsin efendinin senet tuzağı Yusufçuk ve Çamdibi köylüsüne pek işlemiyordu.
  •  
  • Yusufçuk köyü zaten zengindi; peşin alış veriş yaparlardı. Çamdibililer de hem kurtuluş savaşında onbaşı olan muhtarları hem de Goca Hamza sayesinde uyanık ve dik başlıydı. Ayrıca onlar da özellikle davarcılıkta en zengin köylerdendi.
  •  
  • Onun için Yusufçuk Köyü ve Çamdibi köyü muhtarlarının kasabada; hatta şehirde bile itibarı iyiydi.
  •  
  • Zaten ‘alışveriş veya mağaza’ dediğime bakıp köylünün öyle metre metre kumaş aldığı sanmayın.
  •  
  • Çünkü köylerde erkekler ilerdeki kasabada dokunan kalın bezden, beli lastikli veya uçkurlu ak don giyerdi. Az zenginleri de koyun yününden dokunup taş boyayla siyaha boyanmış adına ‘çağşır’ denen beli uçkurlu; yani ipten kemerli potur giyerdi. Çağşırlık da kimi köylerde örneğin Çamdibi köyünde bile dokunurdu.
  •  
  • Hele Çamdibili ‘güzel Ayşa’nın’ dokuduğu ‘çağşırlık’ sık dokumasıyla çok ünlüydü. Evinde iki çıkrık vardı. Kocası gelini, kızı ‘ev içeri’ gece gündüz çağşırlık dokurlardı. Çoğu dağ ve ova köylerinde de durum aynıydı.
  •  
  • Erkekler bu beyaz bez ve ‘adına çağşır denen’ yün donları giyer; sonra adına ‘göynek’ denen kollu atleti giyer; üstüne ‘sidiklikten düdüklüğe kadar’ kuşak kuşanırlardı. Artık çokları yaz kış onun üstüne ceket meket giymezdi. Ayaklarına da Tahsin efendiden satın aldıkları ‘kimilerinin de kendi yaptığı’ nalın giyerlerdi.
  •  
  • Kadınlar da ‘bağlama paça’ denen koca don; üzerine peştamal gerinirdi. Yine onların da ‘kenarı su taşı işlemeli veya başka’ işlemeli ‘göynekleri’ vardı. Onlar da kuşak gerinirdi. Ama onların kuşağı ‘Buldan işi’ renkli bezden olurdu. Yani şimdiki gibi elbiselik entari veya elbise giyen ‘özellikle köylerde’ pek olmazdı. Tabi Yusufçuklular hariç.
  •  
  • Nalın kadın erkek ‘köy yerinde’ herkesin ayakkabısı sayılırdı. Tahsin efendi ‘özellikle’ gelinlik kızlar için meşin atkısı işlemeli nalın satardı. Ayrıca erkeklerin ve kimi kadınların çift çubukta ve ya dağda bayırda giydiği çarık vardı. Çarığın tabanı kamyon iç lastiği gibi kalın lastikten veya meşinden ve üstü açık yemeni gibi kıvrık olurdu. Onun da sicimden bağları olurdu. Ayrıca meşinden yapılmış yemeni de olurdu; ama bunu ancak zenginler alıp giyerdi.
  •  
  • Yani Tahsin efendinin mağazası köylünün bu ihtiyaçları; yanında ‘Aydın işi’ sabun, lamba, gemici feneri, lamba camı ve kandil vb. bakkaliye malzemeleri dahil ‘zurna, kaval, silbinç, beşik, zıbın’; ayrıca gelinlik kızlar için üç etek, entarilik, renkli veya düz kuşak, kasaba eşrafı ve memurla için elbiselik kumaş, iskarpin ayakkabı, fren gömleği, boyunbağı yani ‘o yıllar üretilen’ akla ne gelirse vardı.
  •  
  • Mağazaya giren bir kişi ‘burada yok’ lafını hiç duymazdı. Ancak peşin para alışverişçileri ‘bir de öteki mağazalar bakmak için’ almadan çıkardı.
  •  
  • İşte Yusufçuk köyü muhtarı ve Çamdibi köyünün girdiği mağaza sahibi ve o sıra izin isteyip çıkan yorgancı Çetin efendi yukarıda yazdığım kişiliklerdi. Mağazanın özelliği de yazdıklarım gibiydi.
  •  
  • Yukarıda da yazdım; Yusufçuk Köylüleri ve Çamdibililer pek Tahsin efendinin müşterisi sayılmazdı; ama paralı alışveriş yaptıkları için; ayrıca kasabada itibarları olduğu için Tahsin ev çetin efendiler diğer kasaba eşrafı gibi onlara itibar etmekten geri kalmazdı.
  •  
  • Az önce mağazaya girdiklerinde onlardan tedirgin olsa da Tahsin efendi çabuk kendini toplamış ve tedirginliği belli olan Çetin efendi bir pot kırmasın diye “tamam Çetin efendi sana müsaade. Ben senin yorganlık siparişini kasabada bakayım” deyip Çetin efendiyi de rahatlattı.
  •  
  •  
  •  

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.