Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır-9)

06.05.2014 00:53:40
A+ A-

Herhangi bir konuda düşüncelerinizi sözlü, ya da yazılı anlatmaya başladığınızı bir düşünün. Özellikle de yazılı anlatımlar için geçerli bu, yazarsınız bir iki iç dört beş altı yedi vs.

Bir de bakarsınız ki ne anlatmak istediğinizi dağarcığınızın elverdiği ölçüde anlatmışsınızdır; ama devam ettireyim dediğiniz zaman da birbirini tekrar eden bir içerik sunmaya başlarsınız tıpkı bir süredir paylaştığım "Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır" başlıklı yazılarım gibi.

Söz konusu yazılarıma tekrar şöyle bir göz attım, gördüm ki ne anlatmak istediğimi anlatmışım, devamını getirmekte az önce ifade ettiğim gibi, bir nevi onların tekrarları anlamına gelecek. Bu nedenle "Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır)" başlıklı yazılarıma, bu yazımla son veriyorum.

Tekrarların sadece okuyucu açısından değil, aynı zamanda yazan açısından da sıkıntı verdiği bir gerçek; ama kalıplaşmış hayatı yaşarken de pek sıkıntı çekmeyiz, dahası arzu edilen bir durumdur. Tam tersine kanıksadığımız kalıplanmış hayatın işleyişi zora girdiğinde başlar pek çok sıkıntımız.

Bu noktadan itibaren Mevlana'nın ifadesiyle "Yeni şeyler söylememiz, ya da yazmamız gerekir", ne var ki, bu yeni şeyleri söylemek, yazmak sıkıntılı bir süreç olduğu gibi, dinleyenin ve de okuyanın neyi, nasıl anladığı da bir o kadar sıkıntı vericidir.

İnsanoğlu hazır bulmuşluğunun kölesidir bir bakıma, bu nedenle ağlarken doğuşumuzla yaşadığımız ayrılığın bir benzerini, ya da benzerlerini beşeri âlemde yaşamak istemeyiz. Bu anlamda doğarken yaşadığımız travmanın bir uzantısıdır hazır bulduklarımıza karşı köleci bir bakış açımızın olması.

İşte "Sabah ezanı" böylesi bir duyuş ve de düşünüş içinde olan insanoğluna, "Namaz uykudan hayırlıdır" uyarısı yapıyor. Demek ki olup biteni anlamaya çalışmak bir namazdır, olup bitenler karşısında yeni şeyler söylemek bir namazdır; Kuran-ı Kerim'in ifadesiyle okumak bir namazdır, okuduklarını doğru anlamak ve de yazmak bir namazdır.

Ne var ki kalıplaşmış hayat da insanı uyutuyor, diğer bir ifadeyle hazır bulduğu hayatı akıl süzgecinden geçirmeden yaşamak uyumaktır. Tıpkı ana rahminde geçen hayatlarımız gibi. Her şey hazır, aklımızı kullanmaya gerek yok, dahası aklımız da potansiyel olarak var. Ama onu kullanmaya başladığımızda ortaya çıkaracağı sonuç da söz konusu değildir henüz.

İşte böylesi bir durumda doğum sancıları çekiyoruz Anadolu coğrafyasında, tabiî ki küreselleşmiş dünyada tüm insanlıkla birlikte.

Bu süreç başlı başına ağlatıcı bir süreçtir, yeniden doğmak zorundayız; hemen akabinde de aklımızı kullanmamız gerekiyor. Yakınçağ, insanlığa vaaz ettiği bütün değerleriyle birlikte son demlerini yaşarken, insanlığı da yeni bir doğumun eşiğine getirmiştir çünkü. Artık ağlasak da gülsek de Yakınçağ'ın ezberleriyle yaşayamayız.

Kaldı ki dünyada her geçen gün ağlayanların sayısı artmaktadır.

Toplumlar ve de genel anlamda insanlık, son yıllarda "bu da olur muymuş!" diye tepki gösterdikleri nice olayla karşılaşıyor; ama şu gerçeği de düşünmüyoruz: hayat yeme içme ve dışkılama düzeyine indirilmişse, aklın iptali yolunda, bundan başka bir şey de beklenemezdi herhalde.

İnsanlığın beklediği bu doğum, ne sezaryenli bir doğum olacaktır, ne de doğum anında bir ebe, ya da hemşire bulunacaktır. Bu insanlığın doğumudur çünkü. İnsanlığın geçmiş tüm birikimini kullanmak zorunda kalacağı 'aklıyla' doğacaktır insanlık.

Her zaman olduğu gibi başlangıçta ağlayacak, sonra aklını kullandıkça, okudukça ve de gerçek anlamda bir Sabah ezanı okuyup, O'nun "Namaz uykudan hayırlıdır" uyarısındaki hikmeti kavradıkça; gülen gözler ve de yüzlerle temiz bir sayfa açmasını başaracaktır insanlık.

Ne var ki bu temiz sayfanın da uzun vadede, nice yeni doğacak nesiller için, geçmiş çağdakilere benzer yeni hazır bulmuşluklar yaratacağı bir gerçektir. Bu da başlangıçtaki temiz sayfanın, aklın iptali anından itibaren bir kirlenme sürecine gireceği anlamına geliyor.

Dediğim gibi şu an doğum sancıları çekiyoruz, doğum gerçekleştiğinde 'kulaklarımıza' okunacak 'Sabah ezanı', o ana kadar uyuduğumuzun somut göstergesi olacaktır!

Namaz uykudan hayırlıdır, uykuda namaz kılınmaz çünkü. Aklı olmayanın ömrü uykuda geçer, aklını kullanmayan da hazır bulduğu ezberi yaşar, yaşayabildiği ana kadar; ama o yaşanmaz hale gelmişse, uyanmak ve de yeni bir zaman inşa etmekte zorunludur.

Allah izin verirse bugün sabah saatlerinde Yunus Emre Köyü'nde olacağım, Yunus Emre'yi anma etkinliğine katılmak üzere. Eskişehir'den saat: 08,15'te "Sevgi Treni"yle çıkacağız yola. Yıl, ister 1315 olsun, ister 1815; ister 1915 olsun, isterse 2015'e bir kala, ne çıkar ki bundan.

Öyle ya, dün de sevgiye ihtiyacı vardı insanlığın, bugün de var, elbette yarınlarda da olacaktır. Yeter ki Yakınçağ'ın akılcılığında kaybettiğimiz us'umuzu yeniden yakalayalım.

Dahası Hızır ile İlyas'ın buluştuğu bir gündür 6 Mayıs. Bu konuda geçmişten bugüne nice efsane üretilmiştir; ama bu efsanelerin her birinin özünde insanlığın beşeri yolculuğuna dair pek çok hakikatin varlığı da bir gerçek değil mi?

.

Rıza Üsküdar

6 Mayıs 2014/Eskişehir



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.