Şehirlerden medet umanlar...

25.08.2015 15:04:02
A+ A-

En iyi gitmeleri bilen insanlar vardır. Gitmelerin yakıştığı insanlar. Kendi hayatlarında bile emanet kalanlar. Onca zaman bir resim arayıp, buluncada  o resimde alelade çizilmiş bir taş olmaya bile razı olanlar. Kendine sığınacak limanlar arayanlar vardır. Hangi gruba mensubum bilemiyorum. Şuan biliyor olduğum yine gidiyor olduğumdur...
 
Gitmek öyle çok ahım şahım bir duygu değil. Keyifli olduğu zamanlarda var tabi. Kaçış olmadığı zamanlar yada kırılmadığın, unufak olmaktan korkmadığın zamanlar bu tip delilikler yakışabilir insana. Bindiğim tren az sonra istasyona girecek. İnsanlar ayaklanmaya başladı bile. Acele etmiyorum hiç. Çünkü ne kadar kalacağım belli değil, boyum kadar da bir valizim yok zaten. Ayrıca karşılamaya gelenim de yok. Gereksiz telaşlara girmek manasız bence... 
 
Sahi karşılanmak nasıl bir duygu acaba,  peki ya uğurlanmak? Vedaları sevip sevmediğimi bilmiyorum. Onca kez gittim lakin, el sallayan olmadı hiç ardımdan ama olsa da sevmezdim sanırım yada dürüst olmak gerekirse belki biri olsa gidemezdim...
 
Halimden hoşnut bir ifadeyle maskeliyorum yüzümü. Sanki bu şehir değiştirecek hayatımı. Mucizelere tanık olacağım gibi duygular yeşertiyorum içimde. Manasız olan gidişlerimi telafi etmek istercesine bu gelişe derin bir anlam yüklemek istiyorum. Eğreti duruyor bu ruh hali bende. Hem zaten iliklerime işlemiş bir yorgunluk var...
 
Adımımı atar atmaz irkiliyorum yüzüme çarpan rüzgarla, neyse ki güneş üstümden çekmiyor elini alnıma vuruyor sıcağını. İstasyondan çıkmamla garip bir şehir buluyorum karşımda. Diğerlerinde olduğu gibi pespaye bir kenar mahalle değil, şehrin tam ortası düşüyor şansıma. Gideceğim yerlere olan yakınlık yüzümü güldürüyor. Sırtımdaki çantamla amaçsız bir yürüyüşe başlıyorum...
 
Bol paşalı sokakları varmış bu şehrin. İstasyonun tam karşısındaki caddeye sapıyorum. Saat öğleden sonraları. Yol boyu sıralanmış kafeler;  yine bir sürü yalan sevgilere, çıkarcı iş toplantılarına ve riyakar cadde dostluklarına ev sahipliği yapıyor. Birbirine konsantre olmuş gibi duran ama akıllarından farklı şeylerin geçtiğini alenen seçebildiğim bu insanlar tiksinti yaratıyor bende... 
 
Her kafenin girişinde bir dilenci görüyorum. Tek avuçları açık, donuk gözlü laf cambazlarına benziyorlar. Samimiyetsiz duaları hele ki benim işime hiç yaramayacak biliyorum ama yinede cebimdeki bozuklukları paylaşıyorum içlerinden birisiyle...
 
Acıma duygumu onca şeye rağmen kaybetmemiş olmak beni dehşete düşürüyor bazen. Halbuki insan değil midir birbirinin en büyük düşmanı?  Kafamdan bir melanet savmaya çalışır gibi sallıyorum elimi güzel şeyler düşünmeye çalışıyorum. Biraz ayaklarım açıldıktan sonra ağırlaştığımı hissedip, ayılmak için kahve içebileceğim bir yere giriyorum. Hani şu sosyetenin tepesinde ısıtıcı yaktırıp, polar şallarla sarınıp sarmalandığı bir yer düşüyor şansıma. Alttan ısıtmalı masaları insanı tereyağ gibi eritiyor...
 
Masamın dibine bir  köpek yatmış beni görünce huysuzlanıyor, gerinip sırtını dönüyor bana. O sırada piyango satan bir adam içeri girmeye çalışıyor.Engel oluyor garsonlar "içerde yeterince şanslı zengin piçi var" dercesine. Yerdeki köpeği dürtüklüyorum;  "değerini bil" diyorum "bazılarına senin kadar hürmet edilmiyor"...
 
Kahvemi yudumlarken kendi hayatımı düşünmeye çalışıyorum. Bu geldiğim ve gitmek zorunda kalmayacağım tek şehir olsun diyorum. Yorgunluğumun tatlı bir hissizliğe dönmeye başladığını görmek bana acı veriyor. Ölmek duygusuna kapılıyorum. Tıpkı kar üstüne soğuktan donmak üzereyken tatlı bir uykunun insanı sersemletip esir almasına benziyor bu duygu...
 
Garip hislerim bir kadının şuh kahkahası ile bölünüyor. Yanında iki adam pervane gibi etrafında dönüyor kadının. İlgiyle coşuyor, şımarıyor ve benim yalnızlığımı yüzüme vurmak gibi zevkli bir işe koyulurcasına gözündeki bakışla şamara boğuyor beni...
 
Kendime fazla gelenler var benim, paylaşsamda azalmayacak dertler kırgınlıklar gibi. Ama tüm bunların yanında asla tamamlanamayacak derin boşluklarım da. Tek sorun fazlanın adını koyup, eksiğin ne olduğunu tespit edemiyor olmak. Kendimi hep tek bir dilek hakkım olsaydı ne dilerdim diye düşünürken bulurdum ta çocukken. Elimdekileri kaybetmemek isterdim. Sonra yeni bir talebim olurdu, ama söyleyemezdim çünkü diğerleriyle vedalaşmam gerektiği kanısına kapılırdım. Öncelik tespitlerim vakit alırdı günlerce, haftalarca, aylarca ve hatta yıllarca...
 
Bana neyin yetip yetmeyeceğini tam olarak asla bilemedim. Aile mi,  sağlık mı, aşk mı,  para mı,  güzellik mi, dostlar mı??? Hepsi adı olan kuvvetli duygulardı. Dilenecek, istenecek şeylerin çokluğu kararsız ve korkak yaptı beni. Belli zaman sonra, yani iş işten geçip de dilek perisinin mesaisi bitince geriye bana bir ben kalmıştım. Kaybedecek şeylerin azlığı, kazanılacak tecrübelerin çokluğu beni yollara savurdu. Ait olmadığım yerlerde kaderimi arıyordum. Bir gün bir saatte değişecek yazgım için; en doğru yerde, en güzel halimle durmalıydım. Bu sefer hazırım demeliydim yeniliklere. Bir çırpıda tüm dileklerimi söyleyivermeliydim. Yeni şeyler istemek için eskiden vazgeçmeliydim...
Bu fotoğraf bir şehrin, bir yerinde kendime yeni bir isim ararken çekildi. İlk defa gülümsemeye çalıştım. Yaşamımda yeni bir sayfa açmaya çabalarken; üşüyen ellerimi birbirine kavuşturmuştum. Kimsenin direk gözüne bakamamıştım bunca zaman. Yine başım gömülmesin diye kendime, çenemin altından destekledim... 
Bu hayata başım dik,  alnıma yazılacak yazgıyı bekliyorum deme şeklimdi...


YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.