scorecardresearch.com Tanrı'm Kötü Kullarını Sen Affetsen Ben Affetmem - Gaybi KUTLU - Radikal Blog

Tanrı'm Kötü Kullarını Sen Affetsen Ben Affetmem

13.10.2012 21:05:22
A+ A-

 

Evvel zaman içinde kaybolan hayat, kendisiyle birlikte birçok insanı peşinden sürüklüyordu. Tamamen yanlış anlamayla gözlerini yaşama açan Sadık, normal seyrinde devam eden arabasının içinde ağzındaki sakızla güreşmekteydi. Dişlerinin arasında durmaksızın ezilip büzülen sakız bir türlü yumuşamıyordu. "Mübarek cam sakızı sanki" diye söylendi. Karnından konuşan rahmetli amcası aklına düştü. Çocukluğunu zehir eden günleri anımsayınca "Cık cık" yaparak kafasını salladı. Yahu ne günlerdi onlar. Güler misin ağlar mısın? Bahsi geçtiğinde şen kahkahalar atıyor ama bilinçaltında tortulaşmış korkularını hatırladıkça amcasının toprağına içinin molozlarını döküyordu. El kadar bebeye bu yapılır mı? Şımarıyormuş. Şımaracak tabi. Değil mi ki çocuk, başka ne işe yarar? Hoplaya zıplaya büyür. Sayelerinde şımarmayı da epey bir zaman rafa kaldırmıştı ya neyse!

El birliği yapmış alçaklar. Annesini bile ayartmış p.ç kuruları. Ölünceye kadar söylemedi ama kesin babası aklını çelmişti? Gerçi vahim vaziyetine şen kahkahaları ile en çok o katılmıştı; lakin ne de olsa anne arkasından fena konuşmak olmaz.

Odanın ansızın boşalmasından bir şeyler sezmeliydi. Hadi onu anlamadı, bari mendebur amcasının hareketlerinden kıllansaydı. Ayıkmamıştı. Eğer ayıksaydı herkesin içinde altına kaçırarak erkekliğine halel getirmezdi. Çocukluğunun ardına sığınıp içine düştüğü rezil durumu aklayamazdı. Aklayamadı da zaten. Konu ne zaman gündeme gelse çocukları ve karısı koro halinde kikirdeyip duruyorlar. Gülsünler bakalım. Ah anne ah! Nasıl kıydın yavruna? O kadar mı canına tak ettim.

Asıl hedef işlemeli vazo idi. Misafirliklerinin ilk dakikasından itibaren yengesi olacak fırtık, kıytırık vazoyu övüp durmuştu. Koca salonun içinde frekansları sade vazoyu çekiyordu. Kötü günler için yan cebinde sakladığı misketlerini avuçlarının içine aldı. Sihirli bir el değmiş gibi kalabalık sorunu kendiliğinden hallolmuştu. Herkes mutfağın yolunu tutmuştu. Babası bile! Planı oldukça makuldü. Vazoyu sırtında taşıyan sehpanın ayaklarına misketlerini yerleştirecek, salonun içinde zararsız iki tur attıktan sonra mayın sahasına girip düştüm ayağına narin bedeniyle beraber vazoyu yere indirecekti.

Misketleri hedefe yerleştirdi. Salondaki ikinci turunu tamamlayacakken amcasının sesini işitti. "Sadık gel bakalım yanıma." Çipil gözlerini kısarak amcasına yaklaştı. Planının deşifre olmadığını anlaması uzun sürmedi. Başka bir mevzu vardı. "Hayaletlere inanır mısın?" O nasıl soru? Tabi ki inanmazdı. Veya inanmaz taklidi yapardı. "İnanmam!" "Akıllı çocuklar inanmasa da olur." "Ya şımarık çocuklar?" "Onlar inansın; çünkü hayaletler yaramaz çocukları sevmezler." "Öyleyse Kağan yandı. O çok yaramaz. Annesinin kukusunu anlatıyor." "Neyi anlatıyor?" "Cahide Teyze'nin kukusunu." "Allah Allah! Nasılmış bakalım?" "Marul gibiymiş." "Bak sen! Başka neresini anlatıyor?" "İki kafa varmış göğsünde." "Ee?" Kart horoz, nasılda sorguya çekmişti. Durduk yere zavallı kadının günahına girmişti. Anlattıklarının palavra olduğunu bilemeden gözlerini yumdu azgın teke. "Hayaletler Kağan'a ne yapar?" "Başkaları duymadan onunla konuşurlar." "Yandı öyleyse." "Şımarık çocuksa yandı. Hadi oynamana bak." Ne sevinmişti o vakit.

Planını tamamlamak için masum adımlarla misketlerin üzerine ilerledi. Yengesi görsün bakalım güzel vazo nasıl oluyor. Tam misketlerin üzerine basacakken kulağına ilişen sesle arkasına dönmesi bir oldu. "Sadık!" Ses amcasına ait olamayacak kadar inceydi. Korkmuş çocuk sırıtışıyla amcasına baktı. İsminin onun tarafından dillendirilmediğini anlaması uzun sürmedi. Küçük kalbi sanki çenesinde atıyordu. Elindeki kâğıtla uğraşan amcasının onu umursadığı yoktu. İnce ses yeniden dile geldi. "Bir ayağını havaya kaldır." Bir an kaçmayı düşündü. Hızla vazgeçti. Çaresiz denileni yaptı. Ne de olsa hayaletle oyun olmazdı. Ses gene cana geldi. "Ellerinle kulaklarını çek." Denileni aynen yaptı. Nereden geldiklerini anlamadığı kikirdemelere daha fazla dayanamayarak altına sıçtı.

Lastikli bol külotundan ayak bileklerine ulaşmakta zorluk çekmeyen bok, kokusunu hızla salona yaydı. Durumu fark eden amcası biraz da halısını kurtarmak için pis bir kahkahayla ayağa kalkıp yanına fırladı. Onunla aynı anda yanında biten annesi, babası ve yengesi gülmekten mora kesmiş terli suratlarıyla meydana çıktılar. İki eli kulaklarında, bir ayağı yukarda, altında bir avuç bokla olduğu yerde hareketsiz duruyordu. İşin ehemmiyetini ilk fark eden annesi olmuştu. Hareketsiz duran oğlunu hızla sarstı. Korkudan küçük dilini dişlerinin arasında unutmuştu. Kısa süreli şoktan sonra öç almak için hareket geçti.

Öldürseler kıpırdamayacaktı. Onlara Sadık'ın kim olduğunu öğretecekti. Üst mahallenin hayta çocuklarından yeni öğrendiği küfrü içinden tekrarlayarak hareketsiz durmaya devam etti. "A.ına koyduklarım!" Sade tek ayağını yere indirdi. Zira öteki ayağı planlarını bozabilirdi. Elleri hala kulaklarındaydı. İçin için zaferini kutlarken deyyus amcası devreye girdi. Yüzünü yüzüne sabitledi.  "Bismillâhirrahmânirrahîm" dedi. O duanın geri kalanını beklerken, kıllı ellerini havaya kaldırdı. Demek duasına sessiz devam edecekti. O böyle sanırken amcası "Ya Allah!" diyerek yüzünü tokatlamaya başladı.

Deve hörgücü öyle tokatlar sallıyordu ki bir an öleceğini sandı. Düşerse tokatlamayı keser diye hızla yere kapaklandı. Hızını alamayan amcası dizlerinin üstüne çöküp "Ya Allah!" nidaları eşliğinde tokatlama faslına kaldığı yerden devam etti. Kim ne derse dersin rolünün hakkını layıkıyla veriyordu. Öyle ki elleri halen kulaklarındaydı. Orada sergilediği iştahlı oyunculuk performansını tiyatro veya sinemada devam ettirseydi memleketin en yetenekli oyuncularından biri olurdu. Tam pes edecekken annesi araya girip vicdansız amcasını üzerinden aldı. Gerisini hatırlamıyordu çünkü gözlerini açtığında hastanedeydi.

Yediği tokatların etkisiyle neredeyse kafa travması geçirecekmiş. O günden tam yirmi yedi yıl sonra tatsız olayı gündeme taşıdılar. Tam da müstakbel eşiyle evlendiklerinin birinci haftasında. Çukur kafalılar, sıkıcı misafirliklerine neşe katacağını sanmış olacaklar birden eski defterlerin sayfalarını hızla çevirip o güne geldiler. Hanım da pek sıkı ağızlı çıktı. Hikâyesi göçebe halkların pusulası gibi hızla o dilden o dile yayılıp gitti. Hatta kimi ağızlarda Nasrettin Hoca fıkrası olarak bile dinlediğini biliyordu. Bari çocukların kulağına geçmeseydi. Onu da engelleyemedi.

Amcasının karnından konuştuğunu hastanede öğrenmişti. Aklı sıra kendini affettirecek. Bir yandan sırıtıp bir yandan karnından konuşarak neşesine neşe katıyordu. Ta ki Cahide Teyze'nin kukusu mevzuunu açıncaya dek. Alçak adam karısına söz geçiremeyince gene tokatlarına başvurmuştu. İkbal yengede baya dişli çıkmıştı. Ranzanın ucunda biri gardını almış diğeri yumruklarını sıkmış vaziyette beş dakika kapıştılar. O da öcünü böyle almıştı.

Bu anı anımsamasıyla sinsi gülümsemesi dudaklarına yayıldı. Dikiz aynasındaki yüzüne "Geldik!" diyerek sırıttı. Arabasının içinden emin hareketlerle ayrıldı. Bagajdaki çantasını sırtlandı. Kayık kiralayan adama parayı peşin saydı. Hızla küreklere asılarak gözden epey uzaklaştı. Tabi acılarından da.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.