Tanrıyı öldüren adam (6)

04.03.2016 10:32:30
A+ A-

1976'nın ağustos ayında, köydeki gençler küçük bir minibüsün içinde yerlerini almış, 20 kilometre öteye, bir başka köydeki düğüne gitmek için aracın hareket etmesini bekliyordu. İçlerinden bir tanesi sarhoş olmuş, elindeki şarap şişesinin ön koltukta oturan arkadaşlarına ulaştırmak için çaba harcıyordu. Ön koltuktakiler ise birer yudum aldıktan sonra geriye gönderiyorlardı şişeyi...

Minibüsün içinde tam 9 genç vardı. Yöresel türkülere eşlik edip alkış tutuyorlardı. S. ise yolun kenarındaki kütüğe oturmuş eğlenceli arkadaşlarını izliyordu.

 "Gelsene S."

İçlerinden bir tanesi düğüne gelmesi için S.'ye ısrar ediyordu. S., "Evlenen kişiyi doğru düzgün tanımıyorum bile..." diyerek düğüne gitmeyeceğini söylüyordu.

Köy düğünlerinde evlenenleri tanıyıp tanımamanın hiçbir önemi yoktu aslında. S. de bunu biliyordu. Bu arkadaş grubundan sadece birisinin evlenen çiftten kızı ya da erkeği tanıması düğüne gitmek için bir gerekçe sayılabilirdi. Maksat düğün de değil eğlenceydi zaten. Düğün sırasında genç erkeklerin hiç tanımadıkları kızlardan birisiyle arkadaşlık kurması eğlenceyi katbekat artırırdı. Minibüste bekleyen erkeklerin öncelikli amacı da buydu zaten. Başka köyden kız bulunca hem dedikodulardan kurutuluyor, hem de daha rahat ve özgür bir ilişki yaşıyorlardı.

"Nasıl tanımazsın. Bizim topal var ya... Hani birkaç yıl öncesine kadar sürekli köye gelirdi. İşte onun düğünü..."

"Şu kızıl olan mı?"

"Küçükken kırmızı saçlıydı."

"Evlenecek yaşa geldi mi ki o?"

 "20'ye yaklaştı. Artık zamanı."

Sarhoş olan minibüsten inmiş ve paketinden çıkardığı sigarayı hızla içmeye başlamıştı.

"Kuzenimin düğününe gelmiyorsan benimkine de gelme. Hem kızı da tanıyorsun. 5-6 yıl önce taşınan K. var ya; pazarcının kızı. Benim kuzen onunla evleniyor."

S. adını bir türlü hatırlayamadığı topalı da, topalın evleneceği K.'yi de hatırlamıştı. Fakat içindeki bir ses "Gitme" demiş; S. de arkadaşlarını yolcu edip evinin yolunu tutmuştu. Evinin bahçesinde otururken ise aklı düğünde kalmış, içinden "Şimdi kim bilir nasıl eğleniyorlar?" demişti.   

Düğün gecesinin sabahında ise köy kahvesindeki düğün sohbetine kulak verirken, arkadaşlarından bir tanesinin "Bizim topalın akordeon çalışına hasta olmuş kız" demesi mutlu etmişti S.'yi.

"Bizim topalım köyde ne bir arkadaşı ne de bir dostu var. Kendisini akordeona vermiş. Ortaokulu bitirdikten sonra gündüzleri babasına yardım eder, akşamları da akordeon çalarmış. Kız bir gün bunu akordeon çalarken görmüş. Gitmiş, tanışmış. Ondan sonra aralarında aşk başlamış. Daha 20 yaşına girmeden de evlendiler."

S., oturduğu sandalyeden ayağa kalktıktan sonra herkesin duyması için sesini bir hayli yükseltmişti:

"O akordeonu ben vermiştim."

Topalın kuzeni şaşırmış, S.'nin sözlerine inanmadığını söylemişti. Bir kaç kişi ise S.'nin bu sözlerine kahkaha atarak karşılık vermişti.

"Sen daha bizim topalı tanımıyorsun. Akordeonu ne zaman verdin?"

"O akordeon bizim M.'nindi. Küçük kardeşim öldükten sonra akordeon çalmayı bıraktı. Ben de topala verdim."

"Yani, senin sayende evlendiler."

Kahvehanede S. için bir alkış kopmuştu.

***

Şarap şişelerinin elden ele dolaştığı bir günde, S., köydeki arkadaşları ile birlikte topalın yanına gitmişti. Topalın kuzeni ile birlikte yöresel türkülerde dans ederken, topal da akordeonda bütün hünerini sergilemişti.

Dans ve müzik faslı bittikten sonra da S.'ye sarılmış, "Bugün yaşadığım bu mutlu hayatı sana borçluyum" demişti. "O akordeonu bana vermeseydin, ben de bu enstrümanı çalmayı öğrenmeseydim, K. benimle evlenmezdi." Oturduğu sandalyede iki ayağını da yukarı kaldırıp, paçalarını sıvamıştı:

"Bacaklarıma bir baksana. Sağ olanı, soldan tam 10 santimetre daha uzun. Doğru düzgün yürümeyi dahi beceremiyorum. Fakat K. bu farkı hiç görmedi. Çünkü K. kendini sadece müziğime verdi, şarkılarımı dinledi. Hatta bazen bu topallığım onun hoşuna bile gitti. 'İyi ki topalsın' dedi. Çünkü topal olmasam kendimi akordeona vermeyeceğime inandı."

"Peki, akordeonu neden bu kadar severmiş eşin?"

"Bilmem. Sanırım sesini daha ilk duyduğunda aşık olmuş."

"Yani, seninle tanışmadan önce akordeon sesi duymuş."

"Evet, yıllar önce..."

Uzun uzun düşünmüş ve yaşadığı bu eğlenceli günü kardeşi M.'ye anlatmamaya karar vermişti. Malum, akordeon onundu. Ağabeyini suçlayıp, "Akordeonumu hiç tanımadığım birisine nasıl verirsin?" diyebilirdi. Hiç yoktan aralarında kavga çıkabilir, hatta ve hatta M., 20 kilometre uzaktaki köye gidip, topaldan akordeonu isteyebilirdi.

***

1976 yılında yaşadıklarını ilk defa bu kadar açık ve net hatırlarken, uyumakta olan kardeşi M.'nin yüzüne bakıp sigarasını içiyordu. Doğmaya başlayan güneş hem kendi hem de kardeşinin yüzüne vuruyordu. Ormanı tek etmişti yağmurlar; hava, düne göre daha sıcaktı. Kardeşinin uyanmakta olduğunu görünce sevinmek yerine kaygı duydu.

"Günaydın ağabey."

Gözlerini açtıktan sonra hızla ayağa kalkan M. yavaş adımlarla yürüyordu. Zaman zaman yere eğilip karıncaların sırtlarında taşıdıkları küçük hamur parçalarıyla bir yerden bir yere gidişini izliyordu.

"Küçükken yazın gelmesi bizi ne kadar mutlu ederdi?"

"Kendimizi sokağa atıp futbol oynardık."

"Bir de okullar tatil olurdu."

"Bir düşünsene, bizi mutlu eden şeyler günden güne azaldı. Bahar umut vermemeye, günlerin uzaması heyecanlandırmamaya, açan çiçekler gözlerimizi ışıldatmamaya başladı. Ve de karıncalar... Onları böyle izlemeyeli kim bilir kaç yıl oldu? Ağaçlar ve çiçekler, onları kim bilir en son ne zaman bu denli yoğun hissettim? En son ne zaman onlara dokundum?"

"Şiir gibi konuştun."

Sigarasını yakmış, ağaca sırtını dayamış, eliyle yerdeki çimenleri koparmaya başlamıştı.

"Geçmiş de şiirler gibi hüzünlü. Baksana, yaşlanıyoruz ve elimizde olan her şey akıp gidiyor. Mutluluklarımız, umutlarımız, beklentilerimiz. Mesela sen, en son neyi bekledin?"

Kardeşine yanıt verse, "Eşimi ve çocuklarımı" diyecekti. Bu yüzden susmayı yeğledi.

"Börek yiyelim mi?"

Birer parça ağızlarına attıktan sonra su içtiler. S., "Sana bir şey anlatacağım" dedikten sonra uzun düşündü. M.'nin "Haydi, merak ediyorum" demesi üzerine 1976 yılına gitti. Büyük bir soğukkanlılıkla yaşadıklarını kardeşine anlattı. M.'nin gözleri doldu, elini yere vurdu ve taş parçası avucunun içini yardı, akan kana aldırmadı, bir kez daha vurdu. Ağabeyinin "Elini hemen yıkamalıyız" sözlerine kulak vermedi. S.'nin gözlerinin içine bakıp "Hikayeyi bitir" dedi.

Ayağa kalktı, sağına ve soluna baktı. Koşmak istedi, birkaç adım attıktan sonra ağabeyinin çantasındaki akordeonu çıkardı. Hızla nehre doğru yürümeye başladı. Ağabeyinin "Gitme" sözlerine aldırış etmedi. Akordeonu nehrin kenarındaki ağaca vurdu. Akordeon parçalandı. Yere düşen parçaları eline aldı, hepsini tek tek nehre attı. Yüzünü ağabeyine çevirdi:

"Git buradan."

S. kan ter içerisinde nehirde süzülen akordeonu seyrederken, M. ardı ardına "Git buradan" dedi.

"Nereye gideyim?"

"Topala git, sana şarkılar çalsın, sonra dans edin onunla."

S., ağır adımlarla kardeşinin yanına doğru yürüdü. Sakin olmasını istedi. M.'nin gözleri yağmur bulutlarını aratmıyordu. M.'nin gözyaşları hiç dinmeyecek gibi akıyordu.

"Git buradan."

"Nereye gideyim?"

"Git buradan ve K.'yi gör. Ona, 'Bu mutluluğu bana borçlusunuz. Ben kardeşimin akordeonunu topala vermeseydim siz evlenmeyecektiniz' de. Sonra da K. ile dans et. Hiç durmadan zıplayın. Ne de olsa ezdiğiniz M."

Nefes nefeseydi M.

"Eğer gitmezsen yaşadığım tüm acıların öcünü senden alırım. Ve de 25 yıllık bir öç bu. Seni öldürsem dahi bitmeyecek bir öç."

 "Beni öldürmeyi düşünüyorsun yani."

"Hak etmedin mi?"

"Hak etmedim."

"Bak S." Hayatında ilk defa "ağabey" dememişti. "Ben senin yüzünden K. ile evlenemedim."

S. de, kardeşi gibi sesini yükseltmeye başlamıştı.

"Senin kullanmadığın, her gördüğünce içini acıtan, sana küçük kardeşimizi hatırlatan o akordeonu hiç tanımadığım bir çocuğa verdiğim için mi suçluyum? O çocuğun senin aşık olduğun kızla evlenmesinin mi sorumlusu benim?"

"Evet" dedi M. Ağabeyinin yakasına yapıştı. Onu nehre doğru itmek istedi fakat bunu yapmadı. Tam geri adım atıyordu ki S., kardeşine sert bir tokat attı. M.'nin dinen gözyaşları yeniden akmaya başladı.

"Onlar senin yüzünden evlendi."

M., neti soğukkanlı ve kendinden emindi:

"K.'yi seviyorsan yıllarca neden bekledin?"

S. bir süre sustu. Nehrin kenarına oturdu. Düşünmeye başladı.

"Ne zaman onun yanına gitmeyi düşünsem aklıma kardeşim geldi, ne zaman yola çıksam arkama geçip 'Bana dur' dedi. Ben de gidemedim. Ona gidersem, kardeşimi bir kez daha boğacağımı düşündüm."

Birkaç dakika önce kardeşine tokat atan S., bu defa iki eliyle M.'nin yanaklarını okşadı, gözyaşlarını sildi.

"Gideyim mi?"

"Gitme."

Bu sırada S., hızlı adımlarla uyudukları ağacın yanına yürüdü. M. arkasından geldi. Çantanın içindeki yiyecekleri ve suyu çıkardı. İçerisine sadece paltosunu koyduğu çantayı eline aldı ve yürümeye başladı.

"Gitme ağabey." Gözden kayboldu. Gözden kaybolurken, "Keşke 1976'yı M.'ye anlatmasaydım" demedi. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.