"Tek yol"lar dönemi sürüyor

28.07.2015 16:03:15
A+ A-

Üstâd Orhan Okay, 1990'da birinci baskısı yapılmış Sanat ve Edebiyat Yazıları adlı kitabında (Dergâh Yayınları) ilk yazı olarak yer alan Çağa İthaf başlıklı yazısının bir yerinden itibaren sonuna kadar şunları söylüyor: 
"Hakikat, fazilet, güzellik gibi büyük ideallerin yerinde şimdi "tek-yol"lar vardır. Münakaşasız doğru olduğu kabul edilen, doğru olarak bellenen, öyle olduğu için de başkalarına zorla kabul ettirilmek istenen bu "tek-yol"u aramada ve bulmada, acaba hasbî olmanın dışında bir yığın faktörün rolü yok mudur? Hasbî olmak, yani meselemiz ne ise onun gerektirdiği doğruyu, iyiyi, güzeli ararken nefsimizden bir şeyler katmamak. Acaba bunu aramada, yanılmalarımızın; sağduyumuzu, aklımızı, muhakememizi iyi kullanmamış olmamızın; hele nefsimizin, ihtiraslarımızın payı ne kadardır? Kafamızı avuçlarımızın içine alıp düşünür müyüz? Gazâ sırasında öldüreceği düşman askeri kendi suratına tükürdüğü için "acaba yapacağım hareket Allah rızası için mi oluyor, yoksa bana hakaret için mi"? diye tereddüde düşen Hz. Ali'deki hikmet dolu incelik ve hasbîlik hangimizde var?
Günümüzün dokrinleri, âdeta kitlelerin kolay idaresi için bulunmuş formüllerdir. Kitleler... Bu büyük ve azametli kavram içinde insan kaybolmuştur. Kitleleri meydana getiren unsurun ferdler olduğu unutturulmak istenmiştir. İnsan rûhundan ayrı, sahte, sun'î ve mevhum bir kitle rûhu yaratılmıştır. Adına "kitle iletişim araçları" denilen bir yığın vâsıta, âlet, organizasyon hep bu kitleler, kalabalıklar için, bunları belli bir hedefe, çok defa da politik bir hedefe götürmek içindir. Böylece bu yeni âletlerin elinde herşey, ilim, sanat, ahlâk hep bu politikanın mesajı olmağa mahkûm edilmektedir. Gerçekte ilmin de, ahlâkın da sanatın da mesajları vardır. Ama herbirinin ayrı ayrı ve kendi şartları içinde. Bu mesajları politikanın mesajı ile karıştırmağa hakkımız yoktur.
Şimdi... Bu batan dünya nizamının enkazı arasında insanı, onun büyük değerlerini, gerçeği, fazileti, güzelliği yeniden bulmak kabil olacak mıdır? Bilinmeyen İnsan, yeniden bilinecek, keşfedilecek midir? Bunun için gerçeğin, faziletin, güzelliğin tohumlarını bulmak ve yeşermelerini beklemek lâzımdır. Bir savaş sonrası yıkıntılarının altındaki bir karış toprakta yeşermesini. O tohumlar dikkatle, itinâ ile yetiştirilip tâze fidanlar olunca belki vandal ideolojilerin kaba ve zalim ayakları altında tekrar çiğnenecektir. Lâkin ebedî hayat usâresi, onları yeniden yeşertecek kadar bereketli ve feyizlidir. Her büyük eser biraz sabır, biraz çile ister."

Bu ifadeler elbette yazıldığı 1970'li, 1980'li yıllar için de geçerli, ama en fazla da günümüz şartları için... Bir insanın "canlı bomba" yapılabildiği, buna razı edilebildiği şartlar... İnsanın birey olarak anlamının, değerinin bir "hiç" mertebesinde algılandığı; kitlelerin, kalabalıkların önemsendiği; kazanmanın, üstün gelmenin, öldürmenin, imha etmenin, yakıp yıkmanın hedeflendiği; dinin bile anlama, öğrenme, kavrama gibi çabalardan uzak, formülasyonla dayatıldığı, kabul ettirilmeye zorlandığı şartlar... Böylesi bir anlayışa karşı olanların en acımasız yöntemlerle güya din adına cezalandırılması...
Ya da eskiden beri bilinegeldiği gibi dinin hepten reddedilmesi... Dindışılık ve güya din adına, insanı ferd / birey olarak gözetmeyen; kitleleri, kitlesel propagandayı ve baskıyı / egemenliği önemseyen, amaçlayan eylemler...

Genişçe alıntıladığım bu yazıyı okuduğumda günümüz Türkiye'sinde şu günlerde cereyan eden olayları gözönüne aldım ve 1990'da yayınlanan değindiğim eserde bu yazının yer alarak tekrar yayınlanmasıyla o yılların (1970'li-80'li yıllar) şartları ile günümüz şartlarının olumsuz ve kötücül örgütler, eylemciler bakımından değişmediğini düşündüm. Söz konusu örgütlerin ve eylemlerin insana karşı olmasından, kendi egemenliklerini ve güçlerini göstermekten başka bir şey gözetmediklerinden, vandal ideolojilerinin esiri olduklarından emin olarak... 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.