Yeni Dünya -çok kültürlü toplum içinden

16.12.2015 17:02:47
A+ A-

Özellikle Irak ve Suriye’de gerçekleşen IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) veya başka adıyla DAİŞ ve DAEŞ saflarında yer tutan Müslümanların kanlı terör eylemleri yüzünden birçok ülkede çok kültürlü toplum tartışması yeniden gündeme getiriliyor. ABD başkanlığına Cumhuriyetçi Parti’den aday olmak için yarışan Donald Trump seçim kampanyasında “Müslümanları Amarika’ya almayacağım” diyerek adaylıkta ön sıralara yükselmiştir.
 
Bazı batılı düşünürler IŞİD’i yapılandıran insan kaynağını kurutmak için diğer kültürleri Batılı Ülke kültürleriyle eşit değerde gören çok kültürlülük düşüncesinden vazgeçmeyi tavsiye etmektedirler. IŞİD’in katliamlarının birçok Atlantik ve Avrupa ülkesinde milliyetçiliği, ırkçılığı ve toplum güvenliğini sertleştireceği çok net. Öte yandan, Avustralya devlet kanalı SBS çok kültürlü yaşamı Melbourne örneğinde olduğu gibi bir kenti yaşanılır kılan önemli bir özellik olduğuna dikkat çekiyor. Bu şehirde her kıtadan yüzlerce milliyet, dil ve inanç bir arada yaşayabilmektedir.
 
Aslında ne etsek de toplumsal yaşamı tek kültürlü davranış biçimine sokamayız. Yanlış olan, çok kültürlü toplumsal yaşama özgürlük alanı açmakta değil zaten. Yanlış olan, bu özgürlük alanlarının yanlış yapılandırılmasıdır. Bu yanlış yapının en büyüğü de İngiltere’de olabilir. İngiltere, Bölge Mahkemeleri bünyesinde hizmet verecek olan şeriat mahkemelerine başvuran Müslümanlar için boşanma, aile içi şiddet, mali anlaşmazlıklar gibi sosyal konularda hüküm verme hakkı tanımıştır. Aynı hukuk yolu Yahudi Şeriatı için de açılmaktadır. Şeriat mahkemelerinin kararları her ne kadar bölge mahkemesi ve Yüksek Mahkeme'nin onayıyla geçerli olabilse de bu yanlış bir yoldur. Bakınız: (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0327.htm).
 
Din ve diğer inanç sistemlerine laik demokratik hukuk sistematiği dışında devlet güvenceli ayrı bir hukuk işlevselliği vermek bana ters geliyor. Onun yerine inanç sistematiğinin şeriatı içinde rızalı iradeye bağlı sözleşme ve anlaşma ahdinin laik hukuk tarafından tanınan bir özgürlük yapılması daha doğrudur. Yani, dinsel ve her türlü inançsal veya göreneksel yaşam biçimlerine kendilerine özgü hukuklarıyla yargılama yapma yetkisi vermek yerine, insanların rızalı iradeleriyle yaşam biçimlerine uyarlı kendi aralarında yaptıkları özel sözleşme ve çözüm ahitlerini tek ve laik hukuk makamınca onaylamakla yetinilmelidir. Bu yetinimden ötesi bence toplumsal bütünlüğü kaçınılmaz olarak çatışmacı kültür ortamlarına böler; çünkü kendine has yetkisel sınırlamalarla ayrışan kültürel disiplin kendine bağlı ve bağımlı bireyleri bünyesinde tutmak için kültürler arası özgür insan ilişkilerini yetkisine dayanarak kısıtlama ve yasaklamaya gidebilir. Örneğin, kendi yaşam biçimini kabul etmeyenle yapılmış evliliği geçersiz ve ahlâksız sayabilir. Benzer biçimde akçeli ilişkileri de kültürel yaşam biçimi gerekçelerine bağlayabilir. Örneğin, aynı kültürden olmayanın malını zorunlu kalmadıkça almayı haram sayabilir. Bu kısıtlar ve yasaklar diğer kültür ortamlarını tehdit unsuru saymanın gereği yapıldığında çok kültürlü yaşam yerini çok kültürlü çatışmaya bırakacaktır.
 
Toplumsal ve bireysel davranış kurallarını belirleme ve uygulamadaki hükmedici yetkiyi yaşam biçimi disiplinlerine yasal bir hak olarak vermeden; her bireyin her hangi bir yaşam biçimini özgür iradesiyle kendine hayat yolu yapma hakkını tanımak çok kültürlü toplumsal varlığın temel ilkesi yapılmalıdır. Yani, her insan kendine ve çevresine zararsız kaldığı sürece, tek hukuk sistematiğine bağlı farklı bir kültür ve inanç içinde ister topluca isterse bir başına yaşasa da saygı göreceğinden emin olabilmelidir.
 
İnsan uygarlığının son düzeyi ile bağdaşıp bağdaşmadığını sorgulayıp belirlemeden, yaşam biçimlerine özgürlük adına ayrımlı bir hukuk iradesi bahşetmek toplumsal yaşamın huzurunu kaçırabilir. Çok kültürlü toplumsal uyum çok bölüklü toplumsal çatışmaya dönüşebilir. Özgürlüğün yasağa ve zorbalığa nasıl kılıf yapıldığını görmek için kimin hukuku daha adil ve insancıldır noktasına gelmeye gerek var mıdır? Ayrıca, hiçbir cemaatin kendi içinde ve dışında var olan insanların yaşam biçimlerini onaylama hakkı ne ilahi adalet ne de gelenek ve kültür adına özgürlükten sayılamaz. Ancak, tüm bireyleri bağlayan bir yaşam hukuku ile uyumlaşabilen bireysel ve toplu yaşam biçimleri özgür bırakılabilir. 
 
Gelenekler ve kültürel davranışlar kendiliğinden bir özgürlük hakkı oluşturmazlar. İnsana ve doğal çevreye zarar verdiği veya vereceği belirlendiği noktada kısıtlanır veya hepten yasaklanırlar. Örneğin, bir düğün birçok geleneksel ve kültürel biçimde yapılabilir:
 
Gelin ata da biner arabaya da; düğün süslü salonlarda yemekli içkili de olur; akraba arasında mangallı piknikle de olur. İlahiler eşliğinde bir törenle de olur; 40 gün 40 gece davul zurnalı şölenle de olur. Ancak, tek hukuk çerçevesinde rızaya bağlı resmi nikâh yapmamış; düğünde silah patlatan; yolları trafiğe kapatan; mahalle sakinlerini aşırı gürültü ve tantanayla rahatsız eden gelenek ve kültüre özgürlük değil ceza verilmelidir.
 
Bir örnek daha vereyim: Toplumun tümünü bağlayan bir ana eğitim sistemi içinde kalarak topluluklar ayrıca kendi dillerinde eğitim ve öğretim yapabilirler. Ancak zorunlu eğitim-öğretim müfredatını ikinci derece öneme indirgeyen, ya da öğrencinin bilincini bilimsel bilgiyle değil de belli bir gelenek ve kültürün inançlarıyla bağlamayı amaç edinmiş hiçbir özel okullaşmaya çok kültürlü özgürlük adına izin verilemez.
 
Çok kültürlü yaşamdan kestirip atarak vazgeçmek, onun arızalarını sorgulayıp gidermekten daha fazla soruna yol açabilir. Çünkü kesip atmak ancak iki biçimde olabilir: Ya tüm farklı kültür ve yaşam biçimindeki insanları ülke dışına atacaksın, ya da herkesi tek kültür ve yaşam biçimiyle yaşamaya zorlayacaksın. İkisi de çatışmalı bir sonuca götürür.
 
Aslında Türkiye çok kültürlü yaşam biçimine olumlu ve işlevsel bir örnek gösterilebilir. Bugüne kadar Türkiye halkları siyasi kışkırtmalara rağmen farklı kültürel özellikleriyle yurttaşlık hukuku içinde var olmayı sürdürebilmişlerdir. Çatışmacı bir kutuplaşmada kümeleşen kültürel ayrışmayı siyaset yolu yapanlara o yoldan iktidara yürüyüş gücünü vermediğimiz sürece bizim örnekliğimiz insan uygarlığının geleceğine umut yapılabilir.
 
Bu umudun sağlıklı beslenmesi için her Türkiye vatandaşına devletin kendine hizmet için var olduğu güvencesi verilmiş olmalıdır. Yurttaşlık hukuku içinde kalarak şiddete azmettirmeyen ve meyletmeyen her farklı yaşam biçimi kendini devlet erkinin korumasında hissetmenin huzuruyla yaşayabilmelidir. Demokrasiyi bu ilkeye bağlayıp çok kültürlü yaşam yolunda sabırla ilerletmeliyiz.
***
Muharrem Soyek
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.