Yeni Dünya -milliyetçilik ve demokrasi yolunda devlet yapmak

16.11.2015 22:28:45
A+ A-

* Örgütlü veya örgütsüz bireylerin var olma emeklerini insan uygarlığını yüceltme amacına bağlama sanatını icra etmek siyasetin en erdemli emeğidir. Siyasetin farklı yolları olabilir; ancak demokrasi yolu birdir: Demokrasi, insan varlığının hiçbir kurum, kişi ve topluluk tarafından ipotek edilemeyeceği ilkesini özümsemiş insanların sağduyulu ve sabırlı emekleriyle ilerletilen insanlık yoludur.
***
* Milliyetçilik, vatan toprağını onun üstünde yaşayan insanların huzuru ve refahı için koruyup kollama ve ihya etme görev ve ahlâk yiğitliğidir; bu soylu görevi yaparken, eğer milliyetçi anlayış hizmet sunacağı insanları soya-sopa ve hatta herhangi bir yaşam biçimine göre seçmeye başlarsa, böylesi milliyetçilik demokrasi adına haklı olarak ırkçılıkla suçlanacaktır.
 
* Soyu-sopu ne olursa olsun; alttan üstten bir kültürün neresinden olursa olsun; TC Devleti'ne vergi veren ve de veremeyen, vatana millete hayırlı ve hayırsız her TC vatandaşını mutlu etme gayreti benim anladığım Atatürk milliyetçiliğidir. Sanırım böyle bir gayret neticesinde, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü de gerçek anlamıyla yaşanıyor olacaktır. İşte o zaman hiçbir TC vatandaşı ‘Mutlu ve Türkiyeli’ olmanın kısa adı olarak kendini “Türk” görmek ve tanıtmaktan gocunmayacaktır. Öyle olunca, özdeyişi “Ne mutlu Türk olana” manasına çeken ırk eksenli milliyetçi Türklük demokrasiye siyasi bir tehdit olamayacaktır.
 
** İleri olmak bir önceki son iyinin daha iyisi olmaya doğru ilerleme göstermek anlamındadır. Mevcut olan kendini geriye ve durağan olana bağlamadıkça ileri olabilir. İleri olmak isteyen de mevcudiyetini iyi niyetiyle bile olsa sorgusuz imanla durağan olana (statükoya) bağlarsa ilericilik sanrısıyla geride kalır. Bu yüzden ileri demokrasi bilincinin var olmuşla sınırlanabilir bir mevcudiyeti yoktur. Çünkü var olmuş olan bilginin durağan hâlidir; ilericilik var olmuşun sorgusuyla olacağın ve olabileceğin bilgisini işlemektir. İleri demokrasi bilinci var olmuş demokrasi ile yetinip daha özgür ve huzurlu bir yaşam için toplumsal yönetişimi sorgulamaktan asla vazgeçmez.
 
İleri olsun olmasın, demokrasi bilincinin etkinliği her zaman demokrasinin toplumsal oluşlarıyla değerlendirilir. Toplumsal nitelikteki demokratik oluşlar da bireysel bilinçlerin demokrat davranışlarıyla biçimlenir. İleri demokrasi bilinci mevcut demokrasiyi daha iyiye ilerleten toplumsal bir düşünce ve davranış enerjisi olarak aynı zamanda ve her zaman mevcut demokrasinin bir ürünüdür; fakat hiçbir zaman mevcut demokrasinin kendisi değildir; hep daha ileri çatışmasız bir özgürlük ve refah ortamında mutlu yaşamayı amaçlayan dinamik bir varoluş sistematiğidir.
 
* İleri demokrasi, öncelikle bireysel yaşam hak ve özgürlüklerini kollayan sivil toplum örgütleri ve özerkleştirilmiş resmi kurumların birbirleri ve devlet erki üzerindeki denetimci ve icracı işbirliği düzeneğidir. Özgürlük alanlarını en geniş tutabilen ve özgürlük ilişkilerini en kolay eden demokrasi en ileri olandır.
 
*Toplum yönetimi topluca devlet kurumu olarak adlandırılır. Demokraside devlet kurumu Anayasayla yetkileri belirlenmiş en az 3 özerk kurumla işletilmelidir. Bunlar, seçimle oluşturulan yürütme ve yasama ile gene kendi iç seçimiyle ve görev atamasıyla oluşturulan yargı kurumları olup, hiçbirinin bir diğeri üstünde hâkimiyet hakkı yoktur. Yürütme ve yasama organlarının ayrı seçimlerle belirlenmesi sadece demokratik bir sistem tercihidir; esas olan yürütme ile yasama yetkilerinin özerk tutulabilmesidir.
 
İleri demokrasiler yukarıdaki üçlü kurumsal özerklikle yetinmezler. Ekonomik ve sosyal alanlarda daha birçok sivil ve devlet dayanaklı özerk kurumlar işbaşı yaparlar. En önemli sivil demokratik yapı bağımsız medyanın iç denetim kurumudur. Medyatik sistemin kendi içinde oluşturduğu denetim kurumu asla sansür işlevi üstlenmez; sadece medyanın yalan dolan haberle kişi ve kurumlar üstünde bir baskı aracı yapılmasına karşı toplumu uyaran güvenilir bir etik kurul işlevi görür.
 
* Demokrasiyi denetleyici ve bağlayıcı güçler ayrımı ilkesinde kurumsallaştırma çabalarının ereği siyasi iktidarların devlet gücüne hükmetme sınırlarıyla bireylerin özgürlük sınırlarını şiddetle çatıştırmayacak bir sistemler uyumunu işlevsel kılmaktır. Zor bir iş olsa da Einstein'ın dediği gibi, insanlığın kaderi genelde hak ettiği kadar olacaktır.
***
* Bilginin siyasi kullanımında herkesin benim gibi düşünüyor olması en doğru demokrasi yolunda olduğum kanıtını vermez; çünkü benim siyasi doğrum benim doğrularımın tasarımıdır. Benim oyumun doğrusu da herkesten önce bana hizmet edecek doğru siyaseti seçmeye niyetlidir. Herkesin bana hizmet edecek siyaseti seçmiş olması doğruluktan yana beni tedirgin eder.
 
Gerçekler göreceli doğrulukta yollar yapabilir olsalar da, akıllı insanların yolu birdir; yani, her doğruyu görüp bilgiyle değerlendirebilecek bir yol yöntemle yürüyen akıl yolları uzlaşıda birleşirler. Bu bağlamda, devlet demokratik aklın yolunu bir eden toplumsal bir örgütlenmedir. En azından demokrasilerde böyle olması beklenir. Seçimle kurulan hükümetler toplumsal aklın örgütü olan devleti en verimli biçimde işletme yetkisini millet adına kullanan toplumsal kurumlardır. 
 
Demokrasilerde oy üstünlüğü, akıllı ve akılsız oy yoktur; her oy demokratik aklın saygısını eşit paydada hak eder. Çünkü her insanın kendi mutluluk umudunu seçme hakkı demokrasinin özüdür… "Kahrolsun bizi mutlu etmeyen oy" dediğimiz an demokrasiyi tekmelediğimiz andır. Ancak, çoğunluk oyuna yaslanmış siyasi iktidarların azınlık baskısı da demokrasinin özünü kurutacaktır. Devlet erkini işletecek siyasi iktidarların hizmette oy sahibine göre tavır almasını engelleyecek demokrasi bilinci her seçmenin oyunu eşit saygıya lâyık gören demokrasi kültürüyle oluşabilir. Bu kültürel algıyı ahlâk edinmiş seçmen bilincinin tepkisi, seçimle iktidar olmuş siyasi zihniyetin muhalif seçmenlere hizmetten kaçınmasına veya onların yaşam biçimleri üzerine baskı uygulamasına engel olacak en etkin sonuç verici demokratik güçtür.
 
* Demokrasinin en can sıkıcı tahammülü, herkesin demokratik haklardan aslan payını kendine kapma ve ayırtma bencilliğine saygıdır.
 
Kimimizin oyu kime, kimimizin oyu neyedir. Sonuçta bir seçim yapmış oluruz. Seçimsiz olanlar hiç sızlanmasınlar. Oyları boşa gidenler de demokratik haklarını seçilmişlere gasp ettirmeden, seçmen çoğunluğunun umudu olamayan muhalefetin kusurlarını gidermeye koyulsunlar... Seçmen oyunu kendine verir; demokrasinin en büyük umudu bundan ibarettir. Umuttan somut gerçekliğe çıkan yol, çalışmak, üretim ve tüketimde çevre dostu olmak ve yönetimleri denetlemek için örgütlenmekten geçer.
 
Eğer çoban ile entelin, entel ile bilim adamının, işçi ile işverenin oyu bir olmazsa, bir olmayanların sınıflandığı bir toplumsal yapı oluşur. Çünkü insanoğlu güç düşkünüdür; yetkisini paylaşmak istemez. Öyle olunca da oyu daha değerli sayılanların çobanı hep çoban tutmak için siyasi ittifak yapmaları olasıdır. Hem zaten ileri demokrasiler sadece oy sayısına bağımlı değillerdir. Erdemli ilkelere bağlanmış bir kurumlar sistematiğidir. Böyle olunca çoban sayısı fazla olup da iktidarı belirlemiş olsa bile, oyunun çobandan daha değerli olduğuna inananların demokratik hakları sistemin güvencesi altında kalır.
 
*Demokratik seçimler her zaman arzu edilen doğrulukta sonuçlar vermeyebilir. Çünkü siyasi partiler demokrasiyi gerçeğin seçmeni uyandıran iğneli dürtüsünden çok, seçmeni uyutan masallar ve korkutan tehdit kurgularıyla kazanılacak bir seçilme oyunu yapabiliyorlar. Bilimsel yaşama düşkün, uzlaşmacı yaşam kültürünü benimseyip bilinç yapmış seçmenler oy çokluğunu sağlayıncaya kadar bu gerçek ne yazık ki bir demokrasi dermansızlığı olarak kalacaktır. Çünkü demokrasi kişisel ve toplumsal çıkarlarını birlikte gözetebilen seçmenin onay mührünü oya vurmasıyla yücelir. Yani, seçmen kendi bireysel ve toplumsal varoluş gerçekliğini insan uygarlığına yaraşır biçimde yüceltecek politikaları somutlaştırabilecek partilere iktidarlık endişesi duymadan oyunu vermeye başladığında bugünkü uyutmacı seçim oyunu da bozulmuş olacaktır. O zaman partiler ne masal ne umut; sadece gerçekliğin bilgisini pazarlamak zorunda kalacaklardır. Devlet erkine iktidar olmak isteyen siyasi partiler işte o zaman çıkar vaatleri sıralamak ve mevcut iktidarı millete şikâyet etmekten ileri geçip bireysel ve toplumsal varoluş hayallerinin umutlarına gerçeklik güvencesi olduklarını gösteren tasarımlarıyla seçmenin oyuna talip olmak zorunda kalacaklardır. “Her toplum lâyık olduğunca yönetilir” özdeyişini bence bu gerçeklik söyletmiştir.
 
Demokrasi yanılıp da kötü yöneticileri seçebilir. Ancak, bu durum gene demokratik sistemle çözüldükçe demokrasi bilinci de güçlenecektir. Bu yüzden demokratik kurumların hukuka uygun özgür işlevselliği ve bağımsız yapılanması çok önemlidir. Eğer demokratik kurumlar özgür ve bağımsız olmalarına rağmen demokratik ilerleme için birbirleriyle bağıntılı işbirliği yaparak çalışır durumda kalabiliyorlarsa, yeni bir seçime kadar seçilmişlerin kötü yönetimine katlanmak demokrasi ahlâkındandır. Demokratik kurumlar işbirliği yaparak özerk olabiliyorlarsa demokrasiden umut kesilmez. Aslında demokrasi biraz da bu geçici katlanma sabrının hediyesidir. Demokrasi nasırımıza basan dünya güzeliyle dans etmeye benzer.
*****
Muharrem Soyek

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.