Yeni Dünya - Laiklik ve farklılık

10.12.2015 21:22:05
A+ A-

Laiklik:
 
* Her ulus devletin kendine özgü bir laik yapılanması olabilse de, bu özgünlük laikliğin evrensel tanımıyla bağdaşır olmalıdır. Laikliğin temel ilkeselliği şiddete meyletmeyen ve azmettirmeyen hiçbir din ve inanç esasını; demokratik özgürlük sınırları içinde somutlaşan hiçbir ideolojik davranış ve başka tür yaşam biçimini dışlamadan devletin toplumsal hizmet sunması üzerine kurulmalıdır.
 
* Demokratik hukuk devletinin ayrımsız insan hakkını gözeten laik hizmet bütünlüğü herkese hem bireysel hem toplumsal varoluşunu biçimlendirme özgürlüğü sunabilecek en biricik güvencedir...
 
* Laiklik ilkesi, laik yaşam zorunluluğu getirmez. Yani, şiddete meyletmeyen bireyler ve örgütler laikliği reddediyor olsalar bile devlet başta olmak üzere toplumun tümüne açık olan her kurum ve işletmeden laiklik ilkesi çerçevesinde eşit haklarla hizmet alırlar. Ancak bunun için "sözde değil özde laik" olan devlet erkiyle yönetilmek vazgeçilmez bir ön koşuldur. Laik devlet yoksa, laik olmak veya olmamak zaten bireyin özgürlüğü olmaktan çıkmış devlet erkinin sopalı hükmü olmuştur. Arzulanan demokrasi gerçekliği laik birey talep etmez; birey laik olmak zorunda değildir; laiklik sadece devleti ve topluma açık hizmet sunanı bağlar. Laiklik ilkesine aykırı davranan hizmet görevlisini vatandaş gözlemler ve sıkıntısını devlet denetim mekanizmasına bildirir. Şikâyetin muhatabı kişi görev hizmeti sunmaktan geri durmasını geçerli somutlukta bir nedene bağlayamıyorsa, onu uyarmak ve gerekirse görevden almak devletin laiklik borcudur.
 
* Bence, laiklik toplumsal bir hükümranlık tekeli talep etmeyen, bireyin hak ve özgürlüklerine saldırmayan herkesi kendi tanrısı, inancı ve düşüncesiyle baş-başa bırakabilme iradesidir. Böylece laiklik, dinin ve dinsizliğin veya herhangi bir ideolojinin tek başına devlet erkine hükmetmesine izin vermeyerek inanç ve düşünce özgürlüğünü de korumuş olabilecektir.
 
Farklılık:
 
* "Toplum ebruya benzer, Türkiye halkları bir mozaiktir" derler. Mozaik ve ebru sanatı bir çerçeve içini benzersiz biçim ve renklerle doldurma ustalığıdır. Sanatsal işlemi bittikten sonra hiçbir mozaik parçasına veya ebrudaki renk yayılımına "sen aradan çekil, seni beğenmedim denemez". Denir de yeni parça eklenirse eser artık başka bir şeye benzer. Her eser sanatsal bitimiyle saklanır; her biri kendi özgünlüğünden değer yapar. Ancak toplum eşsiz bir ebruya benzetilirse sorarlar "hangi ebru?" diye. Ebrunun eşsiz hâlleri sayılabilir olmadığı gibi her ebru zaten eşsizdir.
 
Hayatın gerçeklik olgusu, özellikle de toplumsal yapı gerçekliği asla bir ebru veya mozaik eseri gibi somutlaşmaz. Her şeyden önce toplumsal yapı unsurları doğal halleri gereği hareketli ve değişkendirler. Hiçbir toplumsal yapı unsurunu değişmezlik yasasına bağlayarak hep aynı durumda tutamayız. İlla da örneklenecekse, "İnsan toplumu, parçalarıyla, biçimleri, renkleri ve boyutlarıyla değişkenliği bitirilemez olan bir mozaik ve ebru eseri gibidir." diyebiliriz. Toplumu duvara asılı bir mozaik veya ebru eseri gibi gören zihniyet sorun yaratır. Çünkü o sadece kendi beğendiği zihniyetin, davranışın ve inancın renklerini giyinmiş insan parçalarıyla oluşan bir toplum resmini görmektedir; yani zihin galerisine kendi beğenisi olan mozaik ve ebru eserini asmak ister. Keşke toplumlar da bireysel beğeniye göre özelleştirilebilseydi.
 
Ancak, henüz kâğıda alınmamış yağlı su üzerindeki ebru insan toplumu görüntüsüne benzetilebilir ki, bu durumda da onu sabit bir görünümde tutmaya çalışmak boşunadır. En küçük bir esinti ve dokunuş ebrunun renk ve biçim yayılımını değiştirebilir. Toplum, ebrunun kâğıda geçirilmemiş suda yüzer haline benzetilebilir; çünkü ebrunun su üstü hâli yeni renk ve biçimlerin katılımına izin verebildiği gibi eski renk ve biçimlerin değişimine de itiraz etmez. Toplumu ebruya benzetelim, fakat asla basılı bir ebruya değil.
***
Muharrem Soyek


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.