Mavi Sakal, ben ve dün

17.09.2015 09:05:02
A+ A-

Yaşayarak anlamıştık müziğin sadece melodilerden, güzel seslerden, sevdiğimiz enstrümanların yan yana gelişinin oluşturduğu koreografilerden ibaret olmadığını...

Bir jeologun dağda bayırda bulduğu fosillerden, bu garip ve güzel doğanın nasıl olduğunu anlaması gibi, şarkılar da insan ruhunun fosilleri oluyordu çoğu zaman...

Dününü anlatıyordu insanın, hangi kırıklıklardan geçtiğini, hangi yalnızlıklara büründüğünü, hangi acıları çektiğini, hangi mutluluklarla yerden yükseldiğini; ya da düştüğünü, vesaire...

Dünümden şarkıları çıkarttığımda kendi geçmişimi unutacağımı düşünürdüm; belki de bu yüzden, şarkılara sevgim, Hitler'in ırkına duyduğu sevgiden katbekat daha fazla olabiliyordu zaten...

Hayır, bir çocukluk değildi bu...

Bir ortaokul ergenliği de hiç değildi bu...

Şarkıları büyükler sevmeliydi çünkü... En çok "dün", büyüklerde yok muydu?

***

O gün de öyle, "dün"e dokunduğum bir zamanı yaşatmıştı o şarkı...

"Dün"...

Bir televizyon kanalında dünümü "naklen" izlemek gibi...

Bir ortaokul bahçesi, içine kapanık bir çocuk, yalnızlığın en verimsiz ve üretkensiz zamanları, şişman, esmer, sivilceli, korkak... Ama özgüvenli... Okulda, sınıfta, sırada, mahallede ve sokakta fark edilememesinin getirdiği o özgüven... Bir hayalet düşünün, işte öyle... Hayaletler korkar mı? Ancak aptal hayaletler korkar. Aptal bir hayalet olduğum zamanlar... Ve o tılsım:

"Mavi Sakal"...

Dört kişi:

Hepsinin pantolonu ve gömleği çirkin...

İki albüm:

Biri mavi, biri sarı...

O Şarkılar:

"Müdür", "Günler", "Çektir Git"...

***

Mustafa Kemal'in Kuvayi Milliye hareketi gibi, içimin en orta yerinde, beni "başka bir adam" yapacak, 13 yıllık tarihimin en köklü hareketinin filizlendiğini fark etmiştim:

Gitar sesi...

İşte tam 20 yıl sonra o gitarcı aynı (ya da benzer) gözlükleriyle o kirli ritmini atarken kendi var oluşumu izliyordum bir yandan da ben...

Naklen ve naklen...

Kendi ruhumun gelişim evrelerindeki o magmatik çıkışı izliyorum;

Naklen...

***

Sivilcesiz ve zayıf olmamın verdiği özgüvenle İstiklal Marşı'nı daha önlerde okumaya başlamıştım 97 olduğunda yıl...

Devrim meyvelerini vermeye de başlamıştı.

Çevrem olmasa da, kendi sesimi en azından kendimin duymaya başladığı zamanlardı.

Ve bir tesadüf...

O gün de bugün gibi Güven Erkin Erkal haber vermişti "Mavi Sakal"ın albümünün çıkacağını...

Başka bir yolculuğa çıkarmıştı bizi "İki Yol"... O başına buyruk gitarcıya bir de başına buyruk vokal eklenmişti. Tarif edilemez bir şarkı söyleme tekniği... Kelimeleri kullanıştaki özgünlük...

Ve 3 yıl öncesinin "lay lay lom" Mavi Sakal'ının bir senfoniye dönüşümü... Ve benim o küçük o albüm ve ondan sonraki 40 buçuk (Öyle hatırladım bir an) dakikalık rock resitali ile başka bir boyuta ulaşmam:

Gerçekçilik...

Sap olmamam gereken baltaları ararken, gerçekten ama gerçekten kiminle olduğumu araştırırken, üzerime çöken ağırlığın neden ve kimden kaynaklandığını bulmak için yollara düşerken...

Kısaca; rockun felsefeye evrilişi...  

***

Müziğin çok şeyden ibaret olduğunu yaşayarak öğrendim.

Bendeki devrimlerin ve evrimlerin hem teorisyeni, hem de uygulayıcısı olan Mavi Sakal'ın yeni şarkısı "Naklen"i dinlerken, labaratuvarda fosilleri inceleyen bir jeolog misali kendimden kopardığım parçaları mikroskoba soktum.

Aradan geçen 20 yılı "naklen" izledim.

Güzeldi...

Ağladım. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.