Afili Filintalar'dan, "İtirazım Var Allah'ım"

23.04.2014 23:27:49
A+ A-

“İnsan sadece suçluyken kaçmaz. Bazen suçlandığın için de kaçarsın. Ama bir kere kaçmaya başladıysan, bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden. Bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini, bazen de aklını...”

(Yazımda çok sayıda spoiler vardır. Dikkatinize ! Uzun ve derinlemesine bir analizdir. Umarım sonuna kadar sabredersiniz.)

İmamımız, Selman Bulut’un, filmin kalbine hançerlediği bu sözlerin efkârında izliyoruz “İtirazım Var’ı”. Karısını yitirmesine ve kızı ile yalnız kalmasına sebep olduğu trafik kazasından sonra belkide sorgulamaya başlıyor hayatını ve inancını. Ve karakterini koyacak bir kubbe, ruhunu dinginleyecek bir arayış peşine düşüyor Selman Bulut. Felsefe ile niye uğraştığını soran Diyanet yetkililerine ‘niye tek tanrıya inanmamız gerektiğini daha iyi anlamak için’ cevabını vermesinin akabinde gelen ‘peki cevabını bulabildin mi ‘ sorusuna da ‘Hegel kadar’ diyebilecek kadar mutlakiyet ideasına ve diyalektik analize hakim bir karakter. Gençliğinde boks eğitimi almış, askerliğini komando olarak yapmış, belki de eşi öldükten sonra başladığı yüksek lisansını antropoloji alanında bitirmiş, satranç tutkunu ve bağlama çalarak Alevi deyişleri söyleyen ‘sûnni imam' Selman Bulut’un ruhunun derinliklerine iniyoruz. Yani Onur Ünlü ile Sırrı Süreyya Önder’in manevi dünyalarına. İmamlarının ismine Selman koymaları da fikri yapıları ile gayet paralel. (1) Selman; barış içinde yaşayan, erinç ve huzur demek. Yani ‘Selman Bulut’ öznesi adeta, bulutların ardından gelmesi ümit edilen toplumsal huzur ve özgürlük isteğinin Serkan Keskin’de vücud bulmuş hali. Kendisinin oyunculuğuna sadece şapka çıkarılır. Şener Şen’in Eşkiya, Erkan Can’ın Takva’da ki Muharrem karakterlerinden sonra saygı ile düğmemi iliklediğim bir oyun çıkartmış kendileri. Tüm ödülleri hakettiğini düşünüyorum.

‘İtirazım Var’, Onur Ünlü’nün 10 film olarak planladığı Milli Cinayet Koleksiyonu serisinin üçüncü filmi (diğerleri ‘Polis’ ile ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’ idi.). Siyah beyaz çektiği ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ den hemen sonra (Bende Özledim'in finalini de iki yapımının yayıncılık politikaları nedeni ile tutmamasından ötürü eleştiri mahiyetinde siyah-beyaz bitirmiştir)  vizyona giren bu filmi ise umarız tutar. Sırrı Süreyya ile beraber böyle bir öykü yarattıkları için de onlara teşekkür borçluyuz. Rahmetli Meral Okay’ın vesilesi ile tanışan bu ikili (2) her ne kadar şaka yollu birbirleri için, “büyük ihtimalle birbirimize bela olmak için tanışmışız” deselerde, onların beyin fırtınalarına bu ülkenin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. 

“Ben yedi yaşımdan itibaren okuma sürecimin içerisine bütün Risale-i Nur külliyatını da dahil ettim. Çünkü babam böyle bir gelenekten geliyordu. Dayım da insan güzeli, bir Nur şakirdiydi. Ve çocukları çok ciddiye alırlardı. Belki şansım bu oldu. Günlük hayatın kodlarını çözmeye cehdettim” diyerek İslami literature hakim olduğunu belirten Sırrı Süreyya Önder’i daha önceden çekmiş olduğu Beynelminel, O..Çocukları ve Yılmaz Erdoğan BKM’sinin fikri ve senaryo yapılarına her daim destek vermesi ile biliyoruz. Uğur Yücel ile birlikte Yazı-Tura ve  Ejder Kapanı gibi filmlere de el atmışlığı var. Onurunu, kazanca ve paraya tercih edenlere bir saygı duruşudur bu öykümüz diyor kendileri. Onur Ünlü ise - http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/dugun-dernek-kafasi-uzerine-48812 - yazımda belirttiğim gibi bizlere biraz Taksim, biraz Fatih, biraz Kadıköy, biraz Üsküdar kafası yaşatan bir abimiz. Kendilerinin de ‘konu’ya hakim oldukları aşikar. Linkteki yazımda kendisi ve arkadaşlarından bahsettiğim için tekrar detaylara girmek istemiyorum.

“İtirazım Var”, Sırrı Süreyya’nın ‘camiiye ayakkabı ile girmeden çektik’ anımsatması gibi gerçekten derdi olan bir film. Onur Ünlü ise Sırrı’nın pasını ‘kesin bilgi, yayalım’ şeklinde değerlendiyor. ((:  Sherlock tipi ”Katil Kim” sorusunun peşinden bizleri sürükleyen bu filmin, her ne kadar bu alanda az biraz eksiği olsada hepimizi ters köşeye yatırdığı bir gerçek. Fakat “İtirazım Varı” kurmaca bir film kategorisi üzerinden değerlendirmek belki de çok eksik kalacaktır. Çünkü esas olayı bizlere, bu süreci yaşatırken, değer yargılarımızı, toplumsal çürümüşlüğümüzü sorgulatmak ve kafamızda gerçek bir ‘Ampul’ yakmaktır. Tüm bu akış esnasında ise, ön sekanstan da adrenalini hızlı tutmaya çalışarak, seyircinin motivasyonunu taze tutmak istemektedirler.

Filmin başlangıcında gözlerimizi Selman Bulut’un imamı olduğu camide vakit namazını kıldırırken görüyoruz. Büyük ihtimalle bir öğlen namazındayız ve cemaat her camide olduğu gibi ancak tek safta bitmekte. Fonda ise günümüz ülkemizde ötekileştirilmeye çalışılan, Alevilerin derinliklerinden  “Bir derdim var bin dermana değişmem” diyen Şah İsmail’in deyişlerinden oluşan bir Alevi türküsünü duyuyoruz. Onur Ünlü, “İstedim ki film başlasın Ali’yi görelim, orası camii olsun ama Şah İsmail çalsın” diyerek ilk voleyi vuruyor. Dinde arınma konusunda alevi inancı üzerinden kişisel olarak sebeplenen bir adam olan Onur Ünlü, kendisi ‘sûnni bir müslüman’ olmasına rağmen, alevilikle kurduğu ilişkinin kendisini daha iyi bir insan yaptığına inanıyor. Fakat burada bahsedilen Alevilik, günümüzde ateizme doğru kayan ve içi boşaltılan anlamda değil tabii ki. (3)

Konuyu çok dağıttığımın farkındayım. Fakat düşünce yapısı çok derin olan bu entellektüel adamların dünyasını analiz etmek iki cümle ile olacak iş değil. Biz filmimize geri dönelim. Cami de işlenen bir cinayetin akabinde sıradışı imamız Selman Bulut’un bu işi çözmeye cehdetmesi ile birçok doğru bildiğimizin, aslında yalan olduğunun farkına varıyoruz. Camiide  namaz kılarken öldürülen adamın aslında bir tefeci, onu öldüren kişilerin ise yine aynı adam tarafından zamanında kimsesiz olarak sokaklardan alınıp büyütülürken, tecavüze uğramalarını ( pedofili suçları ) ve bu ağır geçmişin öcünü almaya çalıştıklarını öğreniyoruz. (biraz Suskunlar hikayesi) İmamın camiyi temizlemek için içeri girdiğinde kusmasına neden olan cesed kokusu ise, metaforik olarak 1400 yıllık İslamla bağdaşmayan batîni geleneklerin yaydığı kokudur aslında. Ve Kur’an da ve Hadisler de geçmese bile halk nezdinde tefecilere acılı bir ölüm olduğunun yaygın bir inancının da göstergesidir.  Çünkü cesed bir günde kokmaz.

Onur Ünlü ilk uzun metraj filmi ‘Polisi’ çekebilmek için zamanında tefeciden aldığı 150 bin TL’nin geri ödemesini 1 milyon TL olarak yapması ve büyük sıkıntılar yaşaması sonucu, böyle bir tefeci karakteri tercih ettiğini düşünüyorum. Zira, filmin orta yerinde intihar eden Serdar Orçin’in canlandırdığı bir karakterin ‘şahidimdir ki faiz haramdır’ sözü buradan gelmektedir.

Günümüzde ise, bankacılık modern tefecilikten başka bir şey değildir. İnsanlarımız kolay yoldan para kazanmayı her zaman arzu etmektedirler. Fakat borç ödemek bunun en kanlısıdır. Bu tuzağa İslami kesimler de Katılım Bankaları ile yani ‘Kâr Payı’ yalanı ile düşmektedir. Halbuki peygamberimiz “faizin her türlüsü ayaklarımın altındadır” dememiş miydi. Fakat günümüzün gerçekleri artık farklı değil mi!

Selman Bulut’un bu katil arayışı içerisinde ‘taş atan çocuklara’ denk gelmesi ve onların arkasındaki hüzünlü hikaye aslında hükümete karşı atılan bir taştır. Keza Büşra Pekin ile olan karşılıklı bir sahnesinde de “Nebahat sana yalan söyledim. Hükümette tanıdıklarım yok. Hükümette tanıdıklarım olsa kredi almama gerek kalmazdı” lafı ile ayrı bir gönderme duyuyoruz. Bir diğer örnek ise öz kızının bir erkekle (kızlı-erkekli ve imam nikahlı ) aynı evi paylaşması. Burada verdiği cevap ise günümüzde imam nikahının hangi kötü amaçlarla kulanıldığını ve insanların nefsleri uğruna aslında Allah’ı değil kendilerini nasıl aldatmaya çalıştıklarını anlatmak istiyor. Zira, nikah ve evlilik kavramları peygamberimizin de hadisiyle bir ilandır ve tüm herkese bu birlikteliği haberdar etmektir. Bu da günümüzde imam nikahının varlık sebebinin tartışılmasına sebep olmaktadır. Benim de kanaatim, şahitlerin ve topluluğun önünde kıyılan resmi nikahın, diğer geleneksel şeylere gerek olmadığının apaçık kanıtıdır. Filmde Diyanet İşlerine de göndermeler mevcut. Diyanet işleri, filmimizde  dini ticarileştirerek Katolikleştiren bir kurum olarak yansıtılıyor ( ki doğru noktadan bakılmaktadır. 'Az çok' demeyen camiiler ve para sayma makinalı diyanet işleri ). Diyanet teftişi esnasında, papazlar ile görülen müezzine, sorgulayıcı gözlerle bakılması, bu bakış açısının ‘tek düze ve ayrıştırıcı bir sûnni anlayış perspektifini’ sunuyor. Selman Bulut karakteri ise müslümanın, zengin olanını seven, iktidar sarhoşlarına karşı 'gerçek ve kirletilmemiş' bir dini savunuyor. Zira son olarak diyanet yetkililerine Yunus Emre’nin “din-ü millet sorarısan, âşıklara din ne hacet. Âşık kişi harab olur, âşık bilmez din diyanet” sözleri ile biz sizin kurallarınızla islamı yaşamıyoruz, sizin kafesleriniz ancak imanı zayıflar içindir demeye getiriyor.

Polisin kendisine sorduğu “sen aslında kimsin” sorusuna da “Ben sadece günahkar bir kulum” demesi ile başkaları gibi mevkisini (imamlığını) değil, kulluğunu ön plana çıkarıyor. Arada sırada günah işlemek zorunda kalmadan önce Allah’a sığınmasını ise Muhyiddin İbn-i Arabi’nin “Günahla irtibatı kesilen kemâle eremez” sözü ile açıklaması, bizleri düşünce dehlizlerine doğru yelken açtırıyor.  Günümüzde ahlakçılık penceresinden insanları tasnif eden kişilerin, kendilerini takvaca üstün ilan etmeleri ile yine kendilerine günah kapılarını yani hata yapabilme kapılarını kapatmaları ne acı! 

Filmin bir sarhoşluk anında, dangadanak ekrana giren, İbni Arabili, Ebu Zerr El Gifarili ve Ali Şeriatili alıntılarla dile getirilen Cuma vaazı ise insanı adeta beyninden vurulmuşa döndürüyor. Fakat sahih gerçekler, her zamanki gibi ancak görmek isteyenlere bildiriliyor. Zira cemaat sadece tek kişiden oluşuyor. ”Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var. Geceyi aç geçirip sabahına kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim”

Film boyuncu Selman Bulut’un hayali biri ile santranç oynadığını da görmemiz ve filmin finalinde de “çok şükür yine kaybettim” demesi, nihayi sonun Allah - kader olgusuna bağlamamıza neden olmaktadır.  Antropoloji ve felsefe ile uğraşan bu imamın doğal olarak inancını ve Allah’ın varlığını da sorgulaması bilakis normal karşılanabilir. Satrançta hep yenilmesi ise bu sorgulama ve mücadele sonucunda her daim mutlakiyetle karşılaşarak, her hamlenin ve tar’ikin Allah’ın yarattığı bir kul olduğu sonucuna çıkmasına delâlettir. Şüphesiz Kur'an da  bizlere sorgulama kapısını hiçbir zaman kapatmamıştır. Bizlere verilen sadece temel gerçeklerle, kendi karakter kökümüzü yani ahlak yapımızı oluşturmaktır. Onur Ünlü ise kader olgusu ile alakalı düşüncelerini şu şekilde dile getiriyor. “Kadere isyan etmek ya da tam tersi körü körüne bağlanmak işin en kolay kısmı. O tevekkül zannedilir ama değildir; kafadan mağlubiyettir, işte arabesk dediğim (itirazım var şarkısı) kısım o. Kader dediğimiz şeye Sünnetullah derler, Allah’ın olmasını öngördüğü şeyler. Zulümse Sünnetullah’a dışarıdan müdahaleye denir. Bu dışarıdan müdahale kader gibi algılanırsa o zaman mahvoluruz! Bu zulümdür. Bu zulmü de bütün organlarıyla iktidar yapar.”  Selman Bulut’un film sonunda rüşvetçi polisi ortaya çıkarması ile kendi kurallarını koyan ve uygulayanların haklılığının elbet gelip geçici olduğunu ve Allah’ın adaletinin er geç hakedeni bulacağını söylemektedir. Rüşvet ve yolsuzluk bu dünyada her daim olagelmiştir. Hatta Fuzûli kendi döneminde ‘ Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar” diyerek, İslam coğrafyasında, dinden sapmaların her zaman olduğunu anlatmak istemiştir.

Filmin genel anlamda manası, günümüz dünyasında ahlahçılık yaparak, biz insanlığa çizgiler çizen liderlere ve siyasi algılara, gelenekler üzerine din inşa edenlere ve bizlerin aynı fanusta aynı tip balık olmamızı isteyenlere attığı tokattır. Bu düşüncelere hitaben Onur Ünlü'nün bu konu hakkında tanımladığı sözlerini sizinle paylaşıyorum.

“ Daniel Defoe der ki; “Bir insanın, benden başka herkes yanılıyor demesi zor şüphesiz ama herkes yanılıyorsa o ne yapsın?” Toplu halde inanıyorlar ne yapabiliriz ki. Bunların inandığı gelenek, kitap değil. Çok basit bir şey var. Laf geldi diye konuşuyoruz. Allah vardır onun peygamberi vardır. Onların söyledikleri dışında hiçbir Allah’ın kulunun söylediğinin hiçbir nihai hükmü yoktur. 1400 sene içindeki ulemanın, üstelik zaman zaman ontolojik olarak birbiriyle çelişen adamların ortak şeylerini alıp, ondan bir akait oluşturarak bir şey söylersen sen geleneğe göre hareket ediyorsun demektir. Kur’an’ın kendisi geleneğin karşısındadır. Kur’an, kendisinden önceki geleneğe saldırarak işe girişti. Ama böylesi güvenli onlar açısından. Sağcısının da solcusunun da başlarındaki adamların işlerini kolaylaştırıyor gelenek.  Bu hesap 1400 senelik. Hazreti Peygamber’in vefatıyla başladı. Yönetimin Ebu Süfyan ailesine geçmesiyle gelişen zulüm süreci şu andaki Sünni İslam denilen şeyin kendisi. Dolayısıyla karşı tarafta bulunduğunda, 1400 senenin her anında zaten bununla karşı karşıyasın demek”

Evet, günümüzde merkezden vaazlar yayılıyor, abiler hocalar okuyorlar. Kur’an ın kendisine uzak bırakıldık. Bizler O’na ancak hocalar ve liderler vasıtası ile ulaşabilir olduk (toplumca, ruhban sınıfı oluşturulması). Devletin tepesinde konuşlanmış imamlara, abilere ve din kıstaslarını elinde tutan hükümet ve diyanete okkalı bir tokat gönderen filme ben buradan selam çakıyorum. Sizlerin ahlakçılığı Recep İvedik gibi filmlere icazet verirken, sizlerin yarattığı gerçekliklerin dışına çıkıp, sorgulamaya çalışan her düşünceye sansür getirmeniz ( +18 ), sizlerin yargılarınızı, bizimde sizleri her daim sorgulamamızı gerektirir.

Analizimi filmden Selman Bulut’un o düşündürücü sözleri ile tamamlıyorum.

“Oysa hakikat akılla ya da başka bir şeyle kavranılmaz; hakikatin ancak parçası olunur. Bunun için kurtul  geçmişinden, geleceğinden, aklından. Kainatta ne varsa şu anda oluyor görmüyor musun? Sadece burada, sadece şimdi. Gözlerini kapa, kalbini aç, aklını da bırak gitsin. Akıl dediğin şey, kafanda koca bir ağırlıktan başka ne ki?”

Fuzuliyat

 

(1):  Aynı zamanda yaşadığı kölelik hayatından sonra İslamı kabul ederek ilk sahabelerden olan ve peygamberimizin, idarî işlerinde danıştığı kimselerden olan Selman-ı Farisi'den de esinlenildiğini düşünüyorum. Kaldı ki Onur Ünlü'nün İran kültürüne olan ilgisini de az çok bilmekteyiz. Bknz: Selman-ı Farisi ve hayatı

(2): Bu ikilinin “Afili Filintalar” adlı Murat Menteş ( Yeni Şafak yazarı – öykücü ), Murat Uyurkulak ( eski Birgün Dış Haberler Müdürü),  Emrah Serbes ( Behzat Ç.nin yazarı ), Tuna Kiremitçi ( renkli şairimiz ), Hakan Günday ve Gökdemir İhsan gibi değişik kafadan adamlarla birlikte kurdukları bu blog ile ilk karalamalarına başlamaları ve birçok dizi senaryosuna da el atmaları bizlere bu filmin haberciliğini yapmıştı. Zaten az çok “Afili Filintaları” bilenler bu değişik kafada ki adamların her ne kadar birbirlerinden farklı düşünce yapılarında olsalarda, aynı doğruya ulaşmaya çalıştıklarını bilecektir. Bu da, bu adamların tüm eserlerinde değişik şekilde farkedilebilir.

(3): Hoşgörü dünyası geniş olan Onur Ünlü’nün daha hükümet tarafından sevildiği dönemlerde, kendisine TRT tarafından çektirilen ramazan kliplerinde Ermeni kökenli kardeşimiz Hayko Cepkin’e bir Pir Sultan Abdal deyişi olan ‘Demedim mi’ yi, Deniz Arcak’a ‘ Sevdim Seni Mabuduma’ yı ve  hayat görüşleri gereği kılık kıyafetleri ile ilgi çeken Kalenderî dervişlerinden oluşan ‘Koptu Kervan’ grubuna (Taksim’de yada Üsküdar’da sokakta çalarken onları görebilirsiniz ) söylettiği ilahilerle, manevi dünyasının yansımasını bizlere o günlerden aktarmıştı aslında. Son yıllarda manevi bir arayışa yönelerek Beyazıt’ta Cerrahiler Tekkesinde ki sohbetlere katılan Athena Gökhan’ın da arkadaşları olan bu grubun, sufizm alanında birçok ünlünün de ruhi yansımalarını taşıdığını söyleyebilirim. Kalenderilik, Anadolu’dan Melâmilik ve Hindistan’dan Hûrufilik gibi inanış kollarından beslenen, tarihçesi çok eskilere dayanan, oniki imamcı bir Şii tarikatıdır fakat günümüzde Yunus Emre ve Mevlana’nın tasavvufî görüşleri ile birleşerek ‘sûnni anlamlar’ içerisinden de yorumlanabilmektedir. İşte Mazhar Alanson, Onur Ünlü, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Selçuk Aydemir, Gökhan Özoğuz, Sezen Aksu gibi sanatçıların dini inanışlarını bu gibi değişik pencerelerden yorumlamalarının temelinde, bu görüşler baz alınabilir. Fakat bu da çok ayrı bir yazı konusudur. Neticede Selman Bulut’u yani Onur Ünlü ve Sırrı Süreyya’yı daha iyi anlamanın yolunu bulmaya çalışıyoruz.

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.