İstanbul Film Festivali'nden:Çin Bilmecesi

27.04.2014 13:56:49
A+ A-

İspanyol Pansiyonu, Rus Bebekler ve Çin Bilmecesi'nin ortak özelliği sadece Cedric Klapsich'in üçlemesini oluşturan filmler olmaları değil. Farklı ülkelerin adlarıyla anılan filmlerin üçünün yolununda son filmde, tek bir ülkede ve dünyanın başkenti olma yolunda hızla ilerleyen bir metropolde kesişmesi, dünyanın içine düştüğü küreselleşmenin de bir fotoğrafı aynı zamanda.

20'li yaşlarında Erasmus öğrencisi olarak Barcelona'ya giden Xavier'in (Romain Duris), oradan edindiği dostları İsabelle (Cecille De France) ve Wendy( Kelly Reilly) ile  o yıllarda sevgili olan Martine(Audrey Tautou) arasında yıllar içinde değişen, dönüşen ilişkiler, evlilikler, dostluklar, ayrılıklar İspanyol Pansiyonu'ndan itibaren  tek tek Çin Bilmecesi’nin içine yerleşiyor.

Fransa, Belçika, İngiltere gibi Avrupa'nın bağrından kopup gelen Xavier, İsabelle ve Wendy'nin New York'daki göçmenliği ve yabancılığı hepsini farklı bir tutunma hikayesinin içine sürüklüyor. Wendy, aşık olduğu adamla evlenmek için, İsabelle aşık olduğu kadınla birlikte yaşamak ve çocuk sahibi olmak için, Xavier ise kendini terk eden ve çocuklarıyla New York'a yerleşen karısı Wendy'nin ardından çocuklarından ayrı düşmemek için istikamet olarak New York’u seçiyor.

Ancak New York'da var olmak, Amerikalı olmak çok da kolay değildir. Zira katı kuralların da başkentidir aynı zamanda. New York'un karmaşasının içine düşen Xavier'in hayatı da en az New York kadar kalabalık ve karmaşıktır.

Bir yanda göçmenlik, yabancılık, bambaşka bir habitatta yaşamaya çalışmak bir yandan da kültürel farklılıklar, geçip giden bir hayatın beklendiği gibi gelmeyen hesapları Xavier'i hayatıyla ilgili ummadığı noktalara sürüklüyor.

Üç filmin anlatımında da, film karelerinden küçültülerek alınan kesitlerin, filmin kareleriyle kolajı, grafik anlatımlar, Xavier'in hayallerinin canlanıp peliküle düşmesi gibi farklı anlatım yolları ortaya çıkıyor. Xavier,  geçip giden hayatının sorgusunu yaparken, yönetmen, seçtiği bu farklı anlatım yollarıyla Xavier'i, bir anda olsa  Hegel ve Schopenhauer ile yan yana sohbet ederken seyircinin karşısına çıkarıyor.

 Schopenhauer 'un dediği gibi hayat bir nakış işlemesine benziyor ve herkes hayatın ilk yarısında işlemenin ön tarafını görüyor, İspanyol Pansiyonu ve Rus Bebekler biraz işlemenin bu anlamada ön tarafı gibi.

Hayatın ikinci yarısı ise işleminin tersini gösteriyor ve işlemenin tersi önü kadar güzel değil ancak daha öğretici ve iplerinin nasıl bağlandığı daha net görünüyor. Çin Bilmecesi da bu noktada işlemenin tersine dönüyor. O yüzden gün yüzüne çıkanlar, farkına varılan gerçekler, her şeyi olduğu gibi kabul etmeler, Çin Bilmecesi diğer iki filme oranla daha tempolu, daha renkli, daha kalabalık ve daha açık olmasına neden oluyor.

Üçlemenin ikincisinde Wendy’nin tamamlamaya çalıştığı “puzzle”ın resmi Çin Bilmecesi’nde daha belirgin olmaya başlıyor ve bu bilmecede, yerinde mizahi, tıkırında işleyen senaryosu, romantik sosu ile tadı damaklarda kalan bir romantik komedi ortaya çıkıyor.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.