Distopyanın Cinneti; The Shining

27.04.2015 11:50:07
A+ A-

The Shining Türkiye'de yayınlandığı ismiyle Cinnet ya da Medyum. (Ben Cinnet ismini bu filme daha çok yakıştırıyorıum) Dar bir koridorda duran elbiseli iki kız çocuğu, baltayla kırılmış bir kapıdan bakan çılgın Jack amcamız, yüksek çalılıklardan oluşan dev labirent, 3 tekerlekli bisiklet ve daha bir çok sahnesiyle, izlemeyenlerin bile hakkında az çok fikir sahibi olduğu muazzam Kubrick mahsulü. The Shining'i, ilham aldığı romandan bağımsız değerlendirsek, filmden nefret ettiğinii söyleyen Stephen King de dahil kimse "olur mu öyle şey" demez herhalde... İzlemediyseniz eğer spoiler'in de spoiler'ini veren bu yazıyı es geçin derim. Yok ille de okuyacağım derseniz günahı size ait. Can'ım filmi bir başkasının gözüyle izlemek zorunda kalacaksınız çünkü. Her izleyicinin başka anlamlar yükleyebileceği kaç film var ki şu hayatta; üçtür beştir, onlardan biri de şüphesiz The Shining'dir. 

Film, adamımız Jack'ın, kış zamanı kapatılan Overlook isimli otele bekçilik etmek için seçilmesiyle başlıyor. Bu otel bir Kızılderili mezarlığının üzerine kurulmuş ve her dönem birbirinden önemli insanları ağırlamıştır. Jack ise yazma yeteneğini kullanamamış, başarısız, alkolik, zavallı bir yazardır. Hanımı ve çocuğuyla birlikte küçük sıradan bir hayatı vardır. Overlook Oteli onun için önemli bir fırsattır çünkü o zamana dek hiçbir konuda başarı sağlayamamış olan Jack ilk defa önemli bir yerin selameti için çalışacaktır, daha ne olsun. Loser Jack, küçük dünyasına ait birkaç parça eşyayı, daktilosunu ve ailesini toplayıp otele yerleşir. Sarı saçlı minik oğlu Danny ise, birbirinden kanlı ve iddialı halüsinasyonlar görmeye başlar, kendi deyimiyle bu halüsinasyonları ona gösteren ağzının içinde konaklayan hayali arkadaş Tony'dir, bu yüzden daha gitmeden sevmez oteli hatta nefret eder.  Görüntülerden en ürkütücü olanı asansörden ortalığa yayılan tonlarca kandır ve kan kırmızılığı otelin her karışına hakimdir. Koltuklar, halılar, tablolar... Kırmızılıktan arta kalan yerler de altın rengindedir. (Kan ve altın ne kadar hoş bir ikili)

 

Boş bakışlı yengemiz Wendy ise otele taşınmayı seve seve kabul eder. Küçücük evi ve küçücük hayatındaki tek değişim her şeyin biraz daha büyümesidir sadece. Yalnızlığında ise herhangi bir değişim olmaz. Onun için hayat, hayatta kalabilmekten ibarettir. Günler akar kış bastırır. Günler aktıkça Jack'ın aklı da akar gider. Jack ne zaman kendini işe yaramaz hissetse Overlook Oteli işe koyulur ve bekçisine olan minnettarlığını sunmak için ufak sürprizler hazırlar. Bu sürprizlerden en güzeli Altın Balo Salonunda kendisine ikram edilen içkiler ve iki dirhem bir çekirdek giyinmiş insanlar arasında bulunabilme ayrıcalığıdır.  Fakat "Beyaz adamın yükü" iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlar. Bu yükle birlikte Wendy bacımızla Jack abimizin arası da gittikçe açılır. Danny girmemesi gereken kilitli odaya girer ve olaylar kopar. Danny'i, boynunda kırmızı bir boğulma iziyle bulan Wendy suçu Jack'a atar. Wendy'nin içine korkunun ilk tohumları da böylece serpilmiş olur. Fakat Danny bunu yapanın 237 numaralı odada yaşayan bir kadın olduğunu söyler. Wendy koşa koşa, az önce kalbini kırdığı biricik kocasının yanına gider ve suçlu olarak 237 numaralı odayı işaret eder. Jack da durur mu, hazır aklanmışken durmak olmaz tabii, hemen oğlunu boğmak isteyen kadının üzerine üzerine yürür. Fakat o da ne? Banyoya girdiğinde küvetten güzeller güzeli hem de çıplak bir kadın çıkıverir. Jack fırsat bu fırsat diyerek kadını kucaklar ve taşıdığı bütün şehvetli duygularla öpmeye başlar. O sıra tam karşısında duran ayna "Jack bana bak" diye diretmeye başlar ve tabii ki Jack bu seslenişe karşı koyamaz. Aynada, öptüğü kadının çürümüş bir ceset olduğunu görür. Böyle ığıl ığıl olmuş bir beden griye kesmiş bir et yığını. Jack muhteşem bir tiksinti ve korku yaşar sonra da can havliyle kendini, önemli hissettiği tek yer olan Altınlı Balo Salonuna atar. Ama aksilikler peşini bırakmaz az önce çürümüş bir kadını öptüğü yetmiyormuş gibi bu defa da üzerine mango suyu dökülür. Bunu yapan terbiyesiz Bay Grady'den başkası değildir. Bay Grady "Gel Jack tuvalette üstün temizleyelim" der. Canım nasıl da kibardır. Sonra o meşhur muhabbet dönmeye başlar kırmızılı beyazlı tuvalet köşesinde. Jack, Grady'nin kendinden önceki bekçi olduğunu söyler fakat Grady bunu reddeder. Esas bekçi sensin Jack hep sendin daha önce de ondan önce de şimdi de yarın da...

 

Kayışı iyice koparan Jack, Wendy'nin üzerine saldırır zira Wendy, içinden Tony çıkan minnak oğlunu alıp oradan gitmek istemektedir. Fakat ne Jack'tan ne de Overlook'tan çıkmak o kadar da kolay değildir. Wendy bu korkunç gerçeği anladığında iş işten geçmiştir. Sevgili kocası baltayı kapıp ortalarda koşturmaya başlayınca Wendy yengemiz oğlunu kucakladığı gibi banyo penceresinden sokağa salar. Kendisi pencereden büyük olduğu için çıkamaz ve baltalı manyak kocasıyla baş başa kalır. Tüm bunlar olurken Danny'e güven veren süper kahraman siyahi amcamız Dick, bulunduğu ülkeden otele ulaşamayınca uçağa atlar ve yazları oldukça şahane olan Overlook'a doğru yola koyulur. Uçaktan iner kar aracına biner. Sonunda olay mahalline varır. Jack aracın sesini duyunca Wendy'i bırakıp esas tehlike olarak gördüğü Dick'in peşine takılır. Bu sırada Danny otelin mutfağında bulunan bir dolaba saklanır Wendy'de kocasının baltayla parçalayıp psikopat bakışlar fırlattığıı kapıdan çıkarak oğlunu aramak için o koridor senin bu koridor benim gezmeye başlar. Zavallı küçük Danny'nin daha otele gelmeden gördüğü ve korktuğu halüsinasyonlarla artık Wendy de tanışır. Girdiği her oda ona çürümüşlüğü, dökülen kanı, kuruyup kalmış cesetleri ve daha nicelerini gösterir. (Minnacık çocuk en başından bunları gördü sen daha yeni görüyorsun be Wendy!)


Sonra işte jack, baltasının gücüyle siyahi amcamızı kalbinden bıçaklar ve bir rahatlar. Ardından diğer can düşmanlarının peşine düşer. Vee oleey! Kendini labirentte bulur. Danny kaçar Jack kovalar. Danny ilk defa bu kadar cesurdur çünkü yumurta kapıya dayanmıştır ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Jack ise karısının eline attığı kesikle kanamakta ve erzak odasında burktuğu ayağı yüzünden sendelemektedir, e bir de balta var tabii, "Beyaz Adam'ın ağırlaştıkça ağırlaşan yükü". Fast Food Amerikan Kültürüyle bezeli o erzak odasında kapana kısıldığı zaman bile daha huzurlu olan Jack, labirent içinde kaybolur. Danny kurnazca ataklarla babasını atlatır ve annesine kavuşur. Ana oğul bu korkunç otele ve ihtişamın yuttuğu Jack'a, kar aracına atlayarak veda ederler. Jack da tabii zamanında gücü elinde bulundurmuş hırstan ve ihtişamdan gözü dönmüş diğer kardeşleri gibi yapayalnız ve kimsesiz bir şekilde donarak ölür. 

The Shining; Distopya'nın cinneti, cinnetin distopyasıdır diyebiliriz. Jack'in cinneti içinde yer alan Altın Balo Salonu, Jack'ın ütopyasıdır. Jack'ın ütopyası ise Wendy ve Danny'nin distopyasıdır. Jack'ı sıradan ve güçsüz biri yapan aile fikri Jack'in distopyasıdır fakat sıradan ve güçsüz olmakta hiçbir sakınca görmeyen Wendy için ütopyadır. Yani yine birinin ütopyası diğerinin distopyası haline dönüşür. Filmin tamamında bu ütopya - distopya çatışması mevcuttur.

 

Overlook Oteli: Başka halkların kanı üzerine kurulmuş bir ülkedir. Kubrick için, Kızılderili kanı dökmüş Amerika'dır, benim içinse ötekilerin kanı üzerine kurulmuş ötekilerin kanı üzerinnde şekillenmiş ve ötekilerin hatta sisteme hizmet etmeyen herkesin kanı üzerinde varlığını sürdüren Türkiye'dir. Liste genişletilebilir tabii, kanlı bir geçmiş, ülkelerin ve ulusların fıtratında var malum.

 

Tony; Danny'nin vicdanıdır. Görülmeyenleri görünür kılar ve Danny'i rahatsız eder. 

 

Danny; vicdanının sesini dinleyen, vicdanına teslim olan fakat hiçbir şey yapamayacak kadar küçük, güçsüz ve çaresizdir. Azınlıktır yani, söz söyleme ya da kendini savunma hakkı yoktur. Onun yerine başkaları karar verir, hangi odaya girmeyeceği, hangi sınırları aşmayacağı, ne yiyeceği, nerede oynayacağı ve daha birçok şey önceden belirlenmiştir. Öyle ki babasının odasındaki oyuncağını alabilme izni için bile zahmetli bir ısrar sürecinden geçmesi gerekir.

 

Wendy, Jack'in yol arkadaşıdır. Her ne yaparsa yapsın Jack'i mazur gören affeden yılan kendine dokunmadığı sürece olup biten hiçbir şeyi göremeyen biatçının tekidir. Ne zaman ki yılan (Jack ve haliyle Overlook Oteli) kendine dokunur işte o zaman haftalar geçirdiği o oteldeki/ülkedeki çürümüşlüğü kanı acımasızlığı görmeye başlar. Tipik yandaş işte, kimi cemaat der kimi paralel, kimi başka şey, hepsi aynı neticede.

Jack; yazabiliyor olmak dışında hiçbir başarısı bulunmayan ezik ve usuldan faşist bir arkadaşımızdır ve zaten bu yüzden seçilmiştir. (Şiir okuduğu için tutuklanan insanlar var. Jack yazdığı için tutuklansaydı acısından duramazdık, neyse ki...) Çünkü, yeteneksiz, başarısız, önemli sayılabilmek için her şeyi feda edebilecek derecede güç açlığı çeken birini kullanmak her zaman daha kolaydır. Jack yazmak ister, fakat Overlook Oteli neyi ne kadar yazmasına izin veriyorsa o kadarını yazabilir sadece. Sayfalarca ve sayfalarca aynı mutsuzluk cümlesini kurar, bunu fark edemez bile. Cümlelerinin çoğalmama nedeni olarak Wendy ve Danny'den oluşan çekirdek ailesini görür zincirlerinden onları sorumlu tutar oysa tam tersidir, o zincirler Overlook Otelinin elindedir. Zaman zaman otelin/ülkenin çürümüşlüğünü görür o çürümüşlükle nasıl mahrem bir ilişki içinde olduğunu fark eder ama bu pisliği ona unutturacak Altın Balo Salonu her daim amadedir.

 

Dick; Overlook'un bütün kötülüklerini bilen o kötülüklerin bir parçası olmuş fakat sanki o kötülüklerin bir parçası değilmiş gibi davranan çarklardan biridir. Zaman zaman dilsiz şeytanlardan biri olduğunu hatırlayıp örselense de varlığını sürdürebildiği bu ihtişamlı otele ve otelin kendisine kazandırdığı itibara duyduğu minnet dolayısı ile sesini çıkarmaz. (Bizde bu rolü Feto'ya verdiler. Gerçi uçağa atlayıp gelemiyor ama uzaktan bakınca zamanında kaynağı olduğu haksızlıklara karşı mücade ediyormuş gibi görünüyor. Mazlum Dick gibi, Allah sonunu benzetmesin.)

Bay Grady; Jack'in yansımasıdır. Jack'tan önce ve sonra Overlook Otele bekçilik eden/edecek herkestir. Overlook Otelin devamlılığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyulan hiçkimsedir. İhtiyaç olursa yol arkadaşlarını (Ailesini) bile gözünü kırpmadan harcayabilecek kim varsa odur. Misal Barack Obama'dır. (Türkiye'de yok öyle birileri biliyorsunuz, bu yüzden örneği Amerika'dan verdim. Bizimkiler tatliş tatliş bıcır bıcır Başbakanlar Cumhurbaşkanları.)

Filmi ve karakterleri türlü şekillerde de yorumlamak mümkündür. Danny, Wendy ve Jack'a ayrı ayrı ufak ve güç dengeleri birbirinden farklı ülke muamelesi yapılabilir. Filmin, irili ufaklı 3 ülkenin ustaca bir çalışmayla sömürgeleştirilmesini anlattığını bile iddia edebiliriz. Zira aklı ilk çelinen Jack burjuvazinin emirlerini yerine getirirken en ufak rahatsızlık duymuyor. Zaman zaman aklı başına gelir gibi oluyor fakat o noktada da burjuvazinin muhteşem vaatleri, her yerde geçerli bir isim, itibar ve ihtişam onu ele geçiriyor.

Eskilerden olmasına rağmen The Shining her devirde izlenebilecek güzeller güzeli bir film. Benim için bu filmi şahane kılan diğer bir unsur da son yıllarda yaşadıklarımızı doğrular düzeyde olması. Elbette Jack'ın sonu inanılmaz haz verici fakat filmin finalinde gözümüzün içine sokulan resim ve resmin üzerindeki tarih, kötülerin asla bitmeyeceğini bir Jack giderse diğerinin geleceğini unutturmuyor. Umudum, Wendy'lerin yanıbaşlarında kol gezen kötülüğü yılan kendilerine dokunmadan fark edebilmeleri, Danny'lerin cesur olabilmek için her şeylerini kaybetmeyi beklememeleri ve Dick'lerin, parçası oldukları sistemi arada insafa gelerek ya da ters düştüklerinde değil de sürekli bir biçimde samimice reddetmeleri. Şimdilik kahrolsun Jack'lar yaşasın Tony'ler.

Not: Apollo ve Ay'a yolculuk mevzularına hiç girmiyorum. Çünkü biz yalandan da olsa böyle bilimsel organizasyonlara giremedik henüz, hatta bilime o kadar uzağız ki hayalini kurup iki cümle bile kuramadım. Ama Kubrick Ay'a gidilmedi diyorsa doğrudur.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.