Maden kazasında ölmek kader değildir!

19.05.2014 03:47:16
A+ A-

Dedem Soma’da maden işçisi olarak uzun yıllar çalıştı. Üç çocuğunu geçindiği üç kuruşluk para ile okutmaya çalıştı. Ne zorluklar altında büyüyen bu üç çocuk üniversiteden mezun olmayı başardı. Dedemin maden işçisi olmasının tek bir sebebi vardı  : “ Başka bir seçeneği yoktu.”  Herhangi bir eğitimi olmadığı için memur olamazdı. Okuma yazmayı bile askerdeyken öğrenmişti. Ekip biçecek bir toprağı olmadığı için tarım da yapamazdı. Geriye tek bir ihtimal kalıyordu: “Çoğu Savaştepelinin yaptığı gibi Soma’daki madenlere gidecekti.” KADERİNDE maden işçisi olmak vardı! Başbakanın da ifade ettiği gibi, dedem bütün riskleri göze alarak bu mesleğe girmişti! Maden kazasında alınmayan önlemler nedeniyle ölse bile sesini çıkarmayacaktı: “KADERİ ÇİZİLMİŞTİ, DEĞİŞTİRİLEMEZDİ!”

Dedem şanslıydı çünkü kaderinde maden ocaklarında ölmek yoktu! Kazaların bir kader olarak değerlendirildiği bir ülkede evine sağ salim ulaştığı için her gün dua etti. 2006 senesinde beyin kanaması nedeniyle aramızdan ayrıldı.

Soma’da maden ocaklarında çalışan akrabalarımız var, onlar da kaderleri sayesinde hayatta kalmayı başardılar! Birisi uyuya kaldığı için vardiyaya gidememişti, diğeri ise hasta olduğu için izinliydi. Aile dostlarımızdan bazıları bizim kadar şanslı değillerdi, en yakınlarını kaybettiler. Çok zor günler geçiriyorlar, aynı aileden üç kişiyi kaybetmeye kim dayanabilir ki?

Her ailenin evine kor düştüğü bir zamanda Başbakan Erdoğan şöyle bir açıklama yapmıştı:

“Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar. Birçoğunun da biliyorsunuz, babası, abisi bu meslekten emekli olmuş. Ama kendisi de yine bu meslekte çalışıyor. Kemalpaşa'da, Dursunbey'de, bu tür olayları yakın zamanlarda yine gördük.”

Babasını, kardeşini, dayısını, amcasını, arkadaşını kaybeden insanların yüzüne karşı böyle bir açıklamayı nasıl yapabilirsiniz?

O zaman babasını kaybetmiş 3 yaşındaki çocuğa ileride annesi şunları mı söyleyecek?

“Evladım senin baban ölümü göze alarak maden ocağında çalışmaya başlamıştı. Fakat birgün madende bir patlama meydana geldi ve bu patlama sonucunda babanı kaybettik. Kaderi böyleymiş, ne yapalım evladım? “

Bir kalbe ve vicdana sahip birisi olarak bu açıklamaları ve sonrasında yaptıklarınızı kesinlikle kabul edemiyorum. 400’ün üzerindeki maden işçimizin, ağladığınız Rabia kadar değeri yok mu?

Rabia için bir araya gelen topluluklar suçlu değil de maden işçilerimizin hesabını soranlar mı suçlu oldu? Neden farklı görüşlere sahip insanlar barışçıl protesto haklarını kullanamıyorlar?

Tüm bunlar yetmezmiş gibi içinizden birisi çıkıp olanları “SABOTAJ” olarak yorumluyor.

Metro Turizm’in patronu Galip Öztürk, “ Zamanlama manidar inşallah bunun altından SABOTAJ çıkmaz,” diyor.

Bu bir sabotaj değil Galip Öztürk, bu bir sorumsuzluğun, madencilerin hayatını önemsememenin neticesinde ortaya çıkan bir faciadır.

Ama bazıları kendi aileleri dışındaki insanların hayatlarını önemsemedikleri için kolayca sabotaj diyerek geçebiliyorlar.

Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın açıklamaları ise Öztürk’ün açıklamalarını aratmıyordu. Maden işletmelerindeki güvenlik sorunlarıyla ilgili 23 Ekim’de verilen araştırma önergeleri Tayyar için CHP’nin eften püften işleriydi.

TBMM’deki üç muhalefet partisi CHP-MHP-BDP, CHP’nin öncülüğünde bu ortak soru önergesini vermişlerdi. Önerge iktidar partisinin oylarıyla reddedilmişti. Önergenin kabul edilmesi, patlamayı engelleyemeyecekti belki, ama iş güvenliğinin sağlanması için daha etkili önlemler alınacaktı. Milletin iradesini temsil eden bir milletvekilinin böyle bir açıklamada bulunması ülkenin geldiği konumu net bir şekilde göstermektedir. Tabi, başbakanın vatandaşına: “ Sen bu ülkenin başbakanına yuh çekersen, tokadı yersin” dediği bir ülkede, bu kişilerin böyle açıklama yapmalarına ne denilebilir ki?

En son gelişmelerden 13 Mayıs’a kadar uzanan süreçte Soma’da Yaşananlar

Maden faciasında ihmalleri olan kişiler cezalandırılacak mı?

Hayır, asıl sorumlular, iktidar tutumunu değiştirmediği sürece, hiçbir zaman cezalandırılmayacak. Nitekim geçmişte yaşadığımız olaylar bize bunu açık bir şekilde gösterdi:

Roboski’den günümüze:

-34 kişi yaşamını yitirdi, ailelerin istedikleri sadece adalet… Ancak Roboski’de katliamı yapan failler hala ortada yok.

-Gezi direnişinde yaralanan ya da öldürülen insanların failleri bulunmadı, daha doğrusu BULUNMAK İSTENİLMEDİ!

-17 Aralık Operasyonu

Yolsuzluk yapanlar şu an aramızdalar. İlk başta göstermelik olarak gözaltına alındıktan sonra, haklarında o kadar ciddi kanıtlar olmasına rağmen serbest kaldılar.

-Soma Faciası

Soma Madencilik’te üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 24 kişi gözaltına alındı. 11’i tutuklanmaları istemiyle adliyeye sevk edildi. Şu ana kadar tutuklanan isimler, İşletme Müdürü Akın Çelik, İşletme Müdür yardımcısı Ertan Ersoy ve güvenlik uzmanı Yalçın Erdoğan’dı.

Alp Gürkan’a soruşturma açılır ve sonrasında suçlu bulunur mu?

Hiç sanmıyorum, iktidar parti ile yakın ilişkilere sahip olduğu için gözaltına alınsa bile serbest kalır.

Başbakanın davranışları nasıl yorumlanmalıdır?

Gezi parkı olayları, 17 Aralık operasyonu ve Soma faciasında yaşananlar göstermiştir ki başbakan git gide şiddete kadar varan davranış eğilimi göstermektedir.11 yıllık iktidarlığı ve seçimlerde yüksek oy oranları ile başarılı olması lider sarhoşluğuna yol açtı. AKP, “tek adama” dayalı bir yönetim anlayışını benimsemesi de bu süreci tetikledi. Lan Robertson’a göre uzun süre iktidarda kalmanın bir faturası vardı: Siyasetçiler, “ İktidarı kaybetmeme korkusu” ile her şeyi yaparlardı. Güçlü adam imajını kaybetme korkusunu taşıdıkları için muhalefeti sustururlardı. Uzun süre yönetimde kalan siyasetçilere yönelik yapılan bu analiz, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu özetler nitelikteydi:

-Muhalefet baskı altında tutuluyor.

-Yargı mekanizması işlemiyor.

-Nefret söylemleri cezasız kalıyor.

-Toplumsal ayrışma yaratılıyor.

İktidar hırsı ne yazık ki mantıklı karar verememeye yol açıyor. Soma faciasında yapılan açıklamalar bunun kanıtıdır:

Başbakan 1800’lerin sonu ve 1900’lerden dünyadaki maden kazaları ile Soma faciasını karşılaştırdığı bir açıklama yaptı. Bu verilen örnek anakronizm hatasından başka bir şey değildi.

Neden mi?

Bu iki örneği karşılaştırmak demek 1800’lerden günümüze meydana gelen teknolojik gelişmeleri yok saymak demekti. Diğer ülkelerde madencilerin çalışma güvenliğini sağlamak için çıkarılan yasaları yok saymak demekti. Türkiye’nin Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesini” imzalamadığını unutmak demekti.

Sonuç olarak, hiçbirimizin çıkarları Türkiye’nin ve yurttaşlarımızın çıkarlarından üstün olamaz. İnsanlık, hiçbir zaman siyasi ve ekonomi çıkarların üstünde olmamalıdır. Her kim sorumluysa suçlular yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Şunu unutmayalım ki insanların hayatlarını kader değil, insanların kendileri belirlerler…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.