Soma'da günah keçisi aramak!

19.05.2014 08:25:04
A+ A-

Beş gün boyunca Başbakanın sözleri ve eylemleri belirledi gündemi.

“İşin fıtratı” dedi; itiraz edene yumruk salladı. Muhalefetin Soma’daki maden işletmelerinin araştırılmasına ilişkin verdiği önergeyi yalanladı; onca görüntüye ve halen TBMM sitesinde duran metne rağmen önergede Soma geçmiyor bile demekten çekinmedi.

1864’den başlayarak pek çok tarih verdi; kazanın kader olduğunu anlatmak için. Verdiği en yakın tarih 1963 tarihini taşıyor.

İşverenin kusurunun olmadığını anlatmak için kullandığı cümle aynen şöyle:

Bu ocakla ilgili mart ayı sonunda yapılmış olan gerek sağlık, gerek güvenlik kontrolünde işçi sağlığı iş güvenliği noktasında başarılı olduğu tespit edilmiştir.”

Bu sözleri beş gün sonra başlatılan soruşturma ile tekzip edildi.

GÜNAH KEÇİSİ DEĞİL, SORUMLU ARIYORUZ!

Aralarında şirket sahipleri ve yetkililerinin de bulunduğu gözaltılar başladı. An itibariyle gözaltına alınanların dördü tutuklanmış durumda.

Zaten tepkiler çığ gibi büyüyünce Başbakan da şirketi savunma refleksini düşürdü. Zaten birkaç gündür ortalıkta da pek görünmüyor. Başbakanın ortalıkta olmadığı zamanlarda “yandaş medya”, birbiriyle ilintili iki noktayı ısrarla gündeme getirdi.

Birincisi şirket sahibinin ne kadar kusurlu olduğu; diğeri işçilerin yeniden aynı madende çalışmak istedikleri.

Şirket sahibinin kusuru inkar edilemez ama Başbakan o tarihi örnekleri durup dururken mi verdi?

İşin fıtratı” ne olacak?

Sorunun kaynağına inilmesini istemeyenler yönetiyor bu ülkeyi!

Marmara Depreminin Veli Göçer olmuştu.

Mesele deprem olunca “Veli Göçer’i günah keçisi yaparsın”, olur biter diye düşünmüşlerdi.

Böylece halkın öfkesini yönlendirecek bir mecra bulabilmişler; halk da soracağı soruların kendisini götüreceği çıplak gerçeğin ağırlığından korkmuş olacak ki depremde her ne olmuşsa Veli Göçer’in üzerine yıkmıştı.

Sanki Veli Göçer, devlet denen aracın olmadığı bir dünyada kurmuştu bütün bu sistemi!

Soma’dan hareketle maden kazalarının “günah keçisi” de Alp Gürkan olacağa benziyor.

Yandaş medyanın ısrarına bakarsan, Hükümet, sorumluluğu şirket sahibine yıkma noktasına gelmiş.

Daha birkaç yıl önce taşeron şirketken AKP Hükümeti boyunca bu kadar büyümüş olmasının tesadüf olmadığını bir yana bırakalım; Başbakanın Soma’daki basın toplantısında canla başla savunduğu şirket, bir anda suçlu ilan edilivermiş.

Suçlu mu suçlu!

Ama hiçbir kamusal suç, yalnız başına işlenemez.

Soma’daki maden, Muz Cumhuriyeti’nde değil ki!

Zaten bu nedenledir ki Başbakan’ın “Soma kelimesi bile dahi geçmedi” diye iddia ederek suçlamak istediği CHP Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşları Araştırma Önergesi vermişler.

AKP oylarıyla reddedilmiş!

Oysa maden gibi hassas iş kollarında iş yeri ve iş güvenliğine ilişkin en küçük tereddüt varsa işin durdurulması esastır.

Durdurulmuş mu?

Hayır!

Sayısız kere tutanak tutulmuş ama bütün tutanaklar kağıt üzerinde kalmış!

Sıradan bir yurttaşın yapabileceği bir iş midir; kendisine ulaştırılan tutanakların gereğini yapmamak?

Mesela kırmızı ışığı ihlal eden sürücü, kendisine ulaşan tebligatın gereğini yapmayınca başına neler geldiğini hepimizi biliriz. Ama koskoca maden işletmesi çalışmaya devam etmiş.

İşte bu yüzden başta işletmenin sahibi Alp Gürkan olmak üzere herkes suçunun ceremesini çekmeli ama koskoca kazanın tek sorumlusu olarak şirketi göstermek yetmez; baştan aşağı bütün suçlular kamuoyu karşısına çıkartılmalı ve Araştırma Önergesini reddedenler de hesap verebilmelidir.

ÇALIŞAN DEĞİL, ÖNLEM ALMAYAN SORUMLUDUR!

Meselenin bir de “gene aynı madende çalışacak mısınız?” sorusunda düğümlenen tarafı var.

Böyle tuhaf sorularla madende çalışan işçilerin üzerine de sorumluluk yüklenmek amaçlanıyor.

Kardeşim başka iş mi yok” denilmeye getiriliyor.

İnsaf ölçülerini aşan bir soru!

Madenler bu ülkenin temel maddi zenginliğini oluşturuyor. Tıpkı Şili’de, Brezilya’da, Rusya’da ve hatta ABD’de olduğu gibi!

Ülkenin ihtiyacı var; o ihtiyacın giderilmesi için de işgücüne ihtiyaç var.

Ekmeğin aslanın ağzında olduğu bu ülkede işçilerin iş tercih etme şansları pek yok ama kamu görevini yerine getiren kurumların yasaların gerektirdiği önlemleri alma zorunlulukları var.

Bu soru, AKP Hükümetini aklamak maksadıyla sorulmuş ve “işin fıtratı”nı çarpıtmayı amaçlıyor.

İşinize gelmiyorsa çalışmayın” denilmek isteniyor.

Kazadan önce şirket sahibine sayfalarını açan gazeteler aracılığıyla verilmişti mesaj; güya devletin 130 dolara yaptığını şirket 23.80 dolara yapabildiği gibi kar da ediyordu.

Özelleştirmeye güzelleme denemesiydi yani!

Özelleştirmeyi övmenin ikinci adımı taşeronlaştırmaya kapı açmak; taşeronlaştırmaya kapı açmanın anlamı da iş güvenliği ve işçi sağlığından ödün vermek, vahşi kapitalizmin hükmünü yerine getirmektir.

Şili’de meydana gelen maden kazasında mahsur kalan işçiler aylarca toprak altında sağ salim kalabildiler; bizde ise 2 saat içinde yüzlerce işçi kardeşimiz yanıp kül oldular.

Geriye kalanlara sorulacak “gene çalışacak mısınız?” sorusu, kötü niyetli bir sorudur!

Azıcık vicdanınız varsa o sorunun yerine, devlete, hükümete, yetkililere, “Bu işçileri gene göz göre göre ölüme gönderecek misiniz?” sorusunu sormalısınız!

Ha bu arada 301 madenciyi katliama kurban verdik de, tekil kurtarmalar dışında geri kalanlara ne oldu?

Enerji Bakanı kurtarıldıklarını söylüyor ama bütün gün canlı yayınlanan kurtarma görüntülerinin tamamı neredeyse cansız bedenler.

Neyin üstü örtülüyor acaba?

Hiç düşündünüz mü?

Soru sorun; sorular bizi gerçeğe ulaştırır!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.