Bir sosyal medya ikilemi

20.05.2015 15:48:53
A+ A-

Sol lobu nefret ediyor, Sağ lobu merak..

Bu ara insanlarda gözlemlediğim sosyal ağlardan kopamamak ama kopamadığı o şeyden de şikayet etme tavırları oldukça çoğaldı.

Hayatımızın tam ortasında, bilgi ve gündem takibi açısından müthiş yararlarını gördüğümüz, fakat kullanılan uygulamaların her geçen gün artmasıyla; aynı zamanda sürekli takip halinde bizi yoran, belki gereksiz dolduran; tam anlamıyla kullandığımızda; harcadığımız zaman neredeyse sabahtan akşama günümüzü çalıp da, çoğumuzun yeter! diye isyana başvurduğu bir duygu durum değişikliği içindeyiz.

Sanal ortamda maksimum fayda elde ettiğimiz, işimizi kolaylaştıran bilgi ve alışveriş platformlarını bir yana bırakırsak; iletişimi sosyal medyaya taşıdığımız uygulamalar; gerçek bir emek, zaman, uğraş gerektiren; bir süre devamlılık gösterilmediğinde suçluluk ve sorumluluk hissettirecek kadar hayatımızın parçası olmuş durumda.

Aktif bir instagram kullanıcısının, "bir süre paylaşımda bulunamayacağım değerli takipçilerim" diyerek af dilemesi; Twitter'in sayfayı açtığınız an (sanki parmağını suratınıza sallarcasına) önünüze serdiği "sen yokken bak neler oldu" başlıkları; Facebook'da her fikrini, aktivitesini, önemli önemsiz tüm gelişmelerini afişe eden arkadaşımızın, bir anda çıkıp "herkes yediğini, içtiğini, gezdiğini, yaşadığını da paylaşmasın arkadaşım" diyerek şaşırtıcı(!) şekilde kendisini yalanlaması ve rahatsızlığını dile getirmesi..

Sanki mecbursun, sanki olmazsan eksiksin, sanki gidersen dünya duracak uygulamaları ile hissettiklerimiz ve elbette şikayet ettiği şeyi, yapmaktan vazgeçemediği şeye dönüştüren, fakat bunun bile farkına varamayacak duruma gelmiş sosyal medya kullanıcıları ile karşılaşmak artık şaşırtmıyor bile.

Sosyal medyasız yaşayan sosyal değil mi? ya da gerçek sosyalleşme sosyal medya platformlarından uzak kalındığında mı?

Kesin bir cevabı var diyemeyiz. Yaşadığımız çağda, abartmadan ve hayatımızın merkezi haline getirmeden; bu uygulamalardan kopmak ya da onsuz olamamak durumuna gelmeden yaşamak, en uygun yolu sanırım. 

Örneğin yurtiçi ve yurtdışı seyahatlerimde sıklıkla hissettiğim, vazgeçemediğim fotoğraf aşkımdan dolayı; anları, şehirleri, mekanları fotoğraflamaya çalışırken eksik kaldığım; tam anlamıyla içselleştiremediğimin sıkıntısını yaşarım hep. Bir yeri iki kez gezebilme görebilme isteğim ondan.. Birinde fotoğraflayayım, diğerinde tam anlamıyla gittiğim yerin ruhuna dalayım isterim.

Bu örnek; twitter, facebook, instagram, vine, periscope, bloglar, hepsi için; hayatımızda es verip de; dur şunu bir paylaşayım ya da ne hakkında konuşuluyor; sosyal medyada neler oluyor bakayım, şunu da yapma gücüne sahip olduğumu herkes görsün derken; yaşadığımız anı yakalayamadan ve odaklanamadan geçirdiğimiz her şey için geçerli olsa gerek.

Örnekler çoğalır, ama dinlediğinizde hissedilen hemen herkeste aynıdır. Bir arayış, bir alışma sürecindeyiz. Dünyanın, teknolojinin hayatımızı değiştiren tüm uygulamalarına, tüm yeniliklerine vereceğimiz tepkilerin değişkenliği, vazgeçememe ya da uzak durma hali belki de bundan.

Kimine göre sosyal ağları kullanmak; kendini en net ifade etme, reklamlama, kazanç yolu bulma, ifşa ederek ego tatmini sağlama, kendini var etme yeri; kimine göre de zamandan çalma, gereksiz, vakit kaybı; sosyal medyasız daha çok kitap, serüven, müzik, gerçeklik; başkasının hayatını gözetleme değil, kendi dünyasının yaratıcısı; berrak bir bilinç, saatlerce ekrana değil, etrafına bakan insan olabilme.

Bilemiyoruz, seçemiyoruz. Öyle ya da böyle zamanın ritmine ayak uydurarak ilerliyoruz.

Ve bense, tüm eleştirilerim bir yana; herkesin hayatı kendine diyor; tercihlerinizle mutlu, güzel günler diliyorum.

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.