Şenol Güneş'e...

Şenol Güneş'e... SPOR
5,0
13.06.2015 12:10:52
A+ A-

Köyde yaşıyor, ne futbolu biliyorduk ne de futbol topunu. 80'li yıllar...

Başka yerlere göre çok geç tanışmıştık futbolla. Hem köyün hem de benim ilk plastik top ile tanışmamız çocukluk yıllarıma denk gelmişti. Köyün tek bakkalına ilk rengarenk plastik toplar geldiğinde, nasıl oynanır onu dahi bilmiyorduk. Şehre gidip gelen abilerden öğreniyorduk kurallarını yavaş yavaş. Çok sevmiştik güzel oyunu. Sahipsiz mahlep ağaçlarından mahlep toplar, gece yarılarından sabahlara kadar salyongoz arayıp, top parası çıkarmak için çalışırdık.

Tabii, top oynayacak düz alan bulmak en önemli meseleydi. Bulduğumuz yerlerin kenarındaki dikenler ise baş belamız. En fazla oynama süremiz 10 ya da bilemedin 15 dakikaydı, patlatırdı o zalim dikenler binbir emekle aldığımız toplarımızı. Sonradan aramızda para toplayıp gerçeğine yakın meşin futbol topu almıştık O daha dayanıklıydı ama havası kaçtığında şişirmek için, hava pompası bulmada da çok zorlanırdık. Traktörü olanlar sanki tükenecek gibi esirgerdi pompalarını.

Gençler ve çocuklar olarak, top peşinde koşmaktan eve, tarlaya, bağa, bahçeye uğramaz olmuştuk. Bir de hemen yırtılan kara lastik ayakabbılar nedeniyle yediğimiz fırçalar konusuna hiç girmek istemiyorum.  Hiç bir şey engelleyemiyordu oyuna olan sevgimizi. Nasıl oldu bilmiyorum, kim çıkardıysa artık top oynamak günah diye söylentiler çıktı. Onlara göre; "gavurlar peygamberimizin kafasını kesip, top oynamışlar", futbol ordan icat olmuş ve çok günahmış. Bir çoğumuzun babası izin vermiyordu oynamamıza. Her engeli aşmıştık ancak, orada tıkanmıştık. Ama duramıyorduk klendimizi, köyün dışındaki ekin hasatı toplanmış tarlalarda, geriye kalan anızları yakıp kimseler görmeden 10-15 kişi yine oynuyorduk. Bi'gün yine oynarken köyümüze yıllar önce imam olarak gelmiş ve sonra da resmi imam gelse de köye yerleşmiş,, köyün en yaşlılarından bir amca geldi. Adını bilmezdik herkes ona hafız dayı derdi. Biz oynarken izliyor ve bize nasıl oynamamız gerektiğini anlatıyordu. Şaşkın ama bir o kadar da mutlu olmuştuk. Bir anda köydeki en sevdiğimiz insan olmuştu. Yanından ayrılmazdık.

Köyde sayılı ailelerde olan, pilli radyodan herkes haberleri (ajans) dinlerken, o maçları dinlerdi. Bize de maç olduğu zamanları söyler, mutlaka gelin derdi. Pazar günleri maçlar aynı anda oynandığı için, spikerler bir o maça bağlanır bir bu maça. Spiker maç anlatırken birden ses kesilir, merkezden "mikrofonlarımız şimdi Trabzon'da" dedikten sonra, önce bir uğultu, sonra da gooooll diye bağıran spikerin sesi gelirdi. Hafız dayı yerinde duramazdı. Belki futbolu çok sevdiğinden, belki de memleket hasretinden çok keyflenirdi. Onunla birlikte biz de... Trabzon'luydu hafız dayı. 

Tek tek öğretmişti bize Trabzonspor kadrosunu. Hepimiz biliyorduk artık; Şenol, Turgay, Necati, Ali Kemal, Kadir, Tuncay, Cemil isimlerini. Hepimiz bir Şenol, hepimiz bir Cemil'dik. Bordo ile maviydik. Hepimiz birer Trabzonspor'duk. 

Onunla sevindik, onunla  üzüldük, onunla gurur duyduk.

50 kişilik sınıflarda, askerde kışlada, çalıştığımız işyerinde hep tek Trabzonsporlu olduk. Futbol oynarken golü atanın adı Ahmet, Mehmet değil,  "Hami şuut ve gol" olurdu.

Yıllar geldi, geçti. Trabzonspor dara düştü. Hakkı yendi. Yedi düvele karşı tek başına kaldı. Yalnız olması mesele değildi. Haklıydı, er ya da geç kazanacaktı.  Ama zalimler o kadar güçlüydü ki içimizden yıktılar bizi. Trabzonspor, Trabzonsporlular tarafından  yapa yalnız bırakıldı. Herkes farklı bir sebepten başka bir kenara çekildi. Şimdi birbirlerini yiyorlar. Herkes doğru, herkes haklı ama Trabzonspor erimeye devam ediyor.

Ve; efsanemiz dediğimiz, her sözünü atasözü bildiğimiz Şenol Güneş, en son kameralar karşısına geçtiğinde öyle bir cümle kurdu ki, o anları defalarca izledim. Acaba mı deyip tekrar tekrar izledim. Dil sürçmesi, yanlış anlatım olsun diye umut ettim,.Yakıştıramadım. Bekledim, belki tepkileri duyar da bir açıklama yapar diye. Nafile... Kahroldum. 

Güneşimizdin...

Olmadı, Şenol hocam olmadı, Ben şimdi kime neyi, nasıl anlatacağım...? En başta kendime... 

.... NOT: Hikaye; Tokat - Erbaa - Hacıbükü köyünde yaşanmıştır.

 

Cevdet Aykan Demir

 

İletişim ve işbirliği için buraya tıklayınız.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.