23 Nisan’dan neden korktular?

23.04.2014 08:49:50
A+ A-

O gün, üzerinde bordo-lacivert eşofmanlar olan 300 acemi asker kocaman bir salonda otururken, 20 yıl öncesine gittim.

Her üç kişiden ikisinin babasının çiftçilik yaptığı Bursa'nın Yenişehir ilçesinde, ön sıramdaki Ahmet'i yanına çağıran öğretmen, yere eğilerek öğrencisinin üzeri çamurlu pantolonunu ve ayakkabısını bir güzel silmiş, "Yarın" demişti. "Pantolonunu kirletmeden gel."

Bir sonraki günü hatırlamasam da, Ahmet yine çamurlu ayakkabısı ve çamurlu pantolonu ile okula gelmişti muhtemelen...

Ben temiz pak bir bankacı çocuğu olsam da, sayıları çokça öğrenci sabahın yedisinde tarlaya gider, annesine-dedesine yardım eder okuluna gelirdi; bir başkası, ders zili çalar çalmaz tarlaya koşardı.

O upuzun alabildiğine yeşil noktalı kahverengi arazi, çiftçi çocuklarının yaşama, oynama, çalışma ve zaman zaman da uyuma alanıydı.

Ve çiftçi çocukları çamurlu olurdu bazen.

Kir değildi çamur, emeğin madalyası olurdu o pantolonun üzerinde.

***

20 yıl öncesi.

Beden Eğitimi dersi başında sıraya girdiğimizde öğretmen, "Herkes beden numarasını yazdırsın" dedi. Ben "iki"ydim, Ahmet "bir"; benden daha şişman ve daha uzun boylular da "üç". Bir de ayakkabı numaralarını verdik.

Ve bir hafta sonra, o bordo-lacivert eşofmanlarla ve üzerinde bir toz tanesi dahi olmayan beyaz ayakkabılarla sıraya dizildiğimizde, birbirimizi tanıyamadık.

O çirkin çocuklar, pek de çirkin değilmiş misal.

Mustafa o kadar da şişman değilmiş.

Recep o gördüğümüz Recep değilmiş.

***

3'te 2'si çiftçi çocuğu olan sınıfın, 3'te 1'i hayatlarında hiç spor ayakkabı giymemiş öğrencilerin başları bir parça mahcup, bir parça da utangaç halde, ayaklarındaki o bembeyaz ayakkabılara bakmak için öne eğikken;

Genç öğretmen Atatürk büstünün yanındaki teybin tuşuna bastı.

Hiç hatırlamadığım ve kulağımdan bir an olsun gitmeyen o şarkı.

Keman sesinden, piyano sesinden, güçlü davul sesinden oluşan o klasik müzik şarkısı;

İlk dinlediğinde kulak tırmalayan, lakin dinledikçe kendini sevdiren o şarkı.

Aydınlığa, maviye ve güneşe dokunabilir mi insan?

Dinleyince tüm soyut güzelliklere dokunduğumuzu hissettiren o güzel şarkı.

***

Kimimiz 8, kimimiz de 9 yaşındaydık ki; o küçük hayatlarımızın en heyecanlı zamanını yaşayacağımızın bilincinde gidiyorduk o stada.

Kimse konuşmuyor, herkes ama herkes atacağı adımı, zıplayacağı anı düşünüyordu. Herkes, en iyi performansını sunmak için kendi içinde bir başarı ayinine imza atıyordu.

Stada girdik;

Beş bin kişinin bakışları arasında gösterimizi yaptık ve çıkarken Mustafa bana sordu:

- Bu eşofmanları geri isterler mi?

- Zannetmem.

- Peki, ayakkabıları?

- Bence istemezler.

Çorapları sormadı. Zira çoraplar da vardı.

***

Ne diyordu şimdinin iktidar temsilcileri:

- Çocukları toplayıp darbe dönemlerindeki gibi kule yaptırıyorlar.

- 23 Nisan gösterileri eski Türkiye'ye aittir. Amaç tek tipçi anlayışı sunmaktır.

- Küçücük kızlara kısa etekler giydiriyorlar.

Ne yaptılar peki?

Yasakladılar.

***

Bu ülkenin yoksul çocukları hayatlarında ilk kez eşofmanı, spor ayakkabısını 23 Nisan'da gördü; 23 Nisan'da ilk defa klasik müzikle tanıştı çocuklar; 23 Nisan'da, başarının tek yolunun "birlikte" ve "uyum içinde" yakalanabileceğinin farkına vardılar.

Belki de sorun burada.

Çünkü o kuleye dikilecek bir gün, cumhuriyetin, laikliğin, aydınlığın, çağdaşlığın, kadın-erkek eşitliğinin, özgürlüğün bayrağı.

O kuleden korktular. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.