Bir İşkence Mağduru

03.11.2012 22:38:46
A+ A-

 

 

"Bana işkence yaparlarken, karakolun dışındaki, o duvarların dışındaki insanları düşünüyordum. Sokaktaki insanlar günlük işlerinin peşindeydi, çocuklar top oynuyordu. Şehrin sesini duyabiliyordum ama beni kimse duymuyordu. O kadar bağırdım, dışarıdan kimse duymadı sesimi." Bir İşkence Mağduru

 

Bugün bu yazı, işkenceyi gündemimize yeniden sokacak, unutturmak isteyenlere inat yakın tarihi yeniden hortlatacaktır. İşkence ve diğer melanetler yüzünden dünyası karartılmaya çalışılmış "Bir İşkence Mağduru"na borcumuz var çünkü.

 

"Her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. Lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. Diyarbakır Cezaevi'nde yatan herkes yaşadı bunu. O pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur." Bir İşkence Mağduru

 

12 Eylül 1980 cuntasının üzerinden geçen otuz küsur yıl; Diyarbakır Cezaevi'nde, Mamak'ta, Metris'te yaşatılan şiddeti, bu şiddete maruz bırakılanların belleğinden silemedi, silmesine de imkân yok; çünkü şiddet azalmadı yok olmadı, cezaevleriyle sınırlı kalmadı, büyüdü, büyüdü, büyüdü, büyüdü.

 

"Sesler geliyordu. Bir kadın çığlık atıyordu. İşkencecilerin kahkahalarını duyuyordum; konuşuyorlardı. 'Komünistlerin de namusu varmış, baksana bakire çıktı bu' dedi. Kadının gözyaşlarını duyuyordum." Bir İşkence Mağduru

 

Unutup üstünü kapatamayız! Toprak, bu vahşetin kemiklerini püskürtecektir her defasında...

 

"Kısacası güzel annem, bir çiçeği düşünürken ürpermek yok; gülmek, umut etmek, özlemek. Ya da mektup beklemek, gözleri yatırıp ıraklara. Ölmek ne garip şey anne! Baba olamayacağım örneğin! Toprak olmak ne garip şey anne! Beni burada arama anne. Kapıda adımı, adımı sorma. Saçlarına yıldız düşmüş, koparma anne, ağlama. Bekle beni anne. Bir sabah çıkagelirim. Bir sabah anne bir sabah, acını süpürmek için açtığında kapını." Bir İşkence Mağduru

 

Neyse ki, ne iyi ki, insanın direnen, itaat etmeyen, karşı koyan bir hali de var. İmkânsızı, imkânsız görüneni başaran bir hal. O insanlar için yürüyün, çünkü o sabah gelecek, o güneş doğacak; çiçekler içindeki o ülke gelecek.



YORUMLAR

İŞKENCENİN ZAMANI VE MEKANI YOK... -

İŞKENCENİN ZAMANI VE MEKANI YOK... İşkence her döneme aittir. Günlüktür. Hatta va hatta saniyeliktir. İşkenceyi yaşayanlar bilir. Kolay da unutulmaz. Bazı geceleri düşünüze girer. Ter içinde ya da paniklemiş olarak uykunuzun bir yerinde kalkarsınız. Polisi, gardiyanı, askeri gördüğünüz de soğursunuz...İşkenceyi elbet ki anlatacağız. Aklımıza geldiğin de anlatacağız. O günleri yine yaşıyoruz. Anlatılması gerek... Ama insanlarımızın bir çoğu duyarsız. İşkence kimin kapısını bir gün çalar belli değil....Onun için beni ilgilendirmez deme...

0 0
Utanıyorum! -

İşkence mağdurlarının hikayesini her okuduğumda, en insani eylemlerden saydığım gülümsemek, yemek, uyumak ve "Bayram yapmak"tan UTANIYORUM! İşkenceye emek verenlerin, işkenceye karar verenlerin, işkence karşısında fikirsiz-ilgisiz kalanların, "insan" sayıldığı toplumda raslantısal olarak da olsa yaşamaktan utanıyorum! Bu utancı bir derece savmak için öfkemi düşünceyle yoğurarak, en uygun bir siyasal tavrla beslenmeye çalışıyorum. Sistematik işkencelerin kökü ancak, zıt bir siyasal paradigmayla kazınabilir, onların vicdanlarına güvenerek değil...

1 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.