Bizimle barış zordur çünkü...

18.04.2013 08:55:50
A+ A-

 

Yılların biriktirdiği, tekrar ettikçe perçinlenen, hoşgörüsüzlükle, gamsızlık, duyarsızlıkla, bencillikle, görmezden gelmelerle ve en önemlisi de adaletsizlikle dağlanan, kanatılan yaralarımız var.

 

Acılar birikmiş içimize... Neremize dokunsanız acır.

 

Bedenimizde işkence görmemiş uzvumuz, ruhumuzda hırpalanmamış bir duygumuz, yanımızda hor görülmemiş tek bir çocuğumuz, hayatta yasaklanmamış hiçbir özgürlüğümüz kalmamış.

 

İtilmiş, dışlanmış, aşağılanmış, en hafifinden öldürülmüşüz yıllar yılı... En ağırı ise susturulmuşuz...

 

Bunca ezaya, cefaya karşı bağırmak, haykırmak, çığlığımızı gök kubbeye işittirmek istemişiz; amma ona da yol vermemişler. Sesimiz kısılmış, yutkundukça yutkunmuşuz...

 

'Ama...' deyip bir cümleye başlamak hiiiiç müyesser olmamış bize.

 

Nemrut'tan Firavun'a, Dehak'tan Saddama, Şaron'dan Mübarak'e, Abdulhamit'in zayıf istibdadından Mustafa Kemal'in sınır tanımaz, merhamet bilmez zulmüne, Demirel'in siyasi entrikalarından Erdoğan'ın ali cengiz oyunlarına, Öcalan'ın acımasızlığından Özel'in vicdansızlığına nice zalimler, sınırsız zulümler, bir o kadar aldatma siyasası görmüşüz. 'Höt' desen yerimizden fırlar gırtlağına yapışırız; o derece paranoyaklaşmışız.

 

İşte bu yüzden bizimle barış yapmak zordur, acılıdır.

 

Bu yüzden değil midir ki barışı getirmekten bahsederken baldıran zehirini elimizin altında hazır tutarız? Bundan değil midir ki barışı istiyorum derken bilmem kaç binlik savaşlara hazır olmaktan bahsederiz?

 

Bizim barışımız ağır bedel ister. Hem de nasıl bedeller:

 

Binlerce annenin sinesinden koparıp alırız evlatlarını. Bir o kadar gelini dul, evlatları babasız, babaları oğulsuz-kızsız bırakırız. Gözyaşı mı? "Birilerinin yaşaması için birilerinin ağlaması gerekir" deriz açıklarız, ne olacak sanki. Yeter ki vatan sağ olsun, toprak bizim olsun, direniş sönmesin biz bir o kadarını vermeye razıyız. Çünkü biz savaşarak hayatını idame ettiren milletler olarak biliyoruz kendimizi.

 

Savaşçı milletler olarak tanıtmışlar bizi bize. Göreniniz var mı bir tarih kitabında ecdadımızın savaşsız günlerinin cenk meydanlarındaki günlerinden fazla olduğunu? Bize savaşsız tarihimiz anlatıldı mı hiç? Ne yapar tarih dersinde, evde, işte, kafede, kahvede savaşan ecdadıyla övünen evlat? Savaşır!

 

Acıdır, kahredicdir bu ama gerçektir: Biz savaşırız. Çünkü Ortdadoğuluyuz. Bir meseleyi savaşmadan çözmeyi bilmeyiz diye anlatmışlar bize hep. Öyle anlattıkları için de biz savaşmalıyız.

 

Bazen bir karış toprak için savaşır, bazen bir horoz için...

 

Bu yetmez bir de savaşacaklarımızın taksimi vardır: Önce ecnebi düşman= Avrupalı, Amerikalı, Rus vs. Özetle Ortadoğulu olmayanlar. İkinci derecede savaşacaklarımız gerekirse BABAMIZDIR.

 

Gerekir. Babanın, kardeşinin, komşunun iktidarına boyun eğmez, onun etrafındakilere dava bildiğin bir hakikatı anlatmak istersen şayet baba oğluna çeker kılıcı, dayar şakağına namluyu... ya da tersi olur.  İlla sebebe de ihtiyacımız yoktur. Gücümüz oldum mu namımız yürüsün diye yaparız. Ama değişmez sonuç: ölürüz, öldürürüz gerekirse.

 

Asabiyiz, derin duygusalız biz. Kutsal bildiğine, sevdiğin birine biri birşey desin görecektir gününü elbet. Bu yiğitliktir çünkü. Sahipsiz mi zannediyorlar, elbette sahip çıkacaksın. Sahip çıkarken kırıp dökeceksin.

 

Bizimle barış zordur dostum. Biz acılar çekmişiz en katmerlisinden. Birde misliyle cevap vermek marifeti aşılanmış kanımıza. Üstüne bir de medeni cehalet sıfatı ile vasıflanmışız. İyice içinden çıkılmaz muamma olmuşuz anlayacağın.

 

Aslına bakarsan içimizde kötü düşünceli adam çok azdır. Siz etrafınızda insanlara iyilik etmeyen, herkese kötü davranan kaç insan gördünüz bugüne kadar. Ben çok az gördüm.

 

Ama şu hissi karakterimiz yok mu? İşte o karakter bizi birbirimizle karşı karşıya getirdi hep. Heyecanlanırız birden ve şaha kalkarız. Meydan okur meydanlara dalarız. Naralarımız kulakları çınlatırken o kulağın altındaki kalpte neleri kırdığımızı hiç düşünmeyiz. Mesela hiç düşünmeyiz kendi ölümüze "şehit" başkasının ölüsüne "leş" demenin bir annenin yüreğinde açtığı yarayı.

 

"Ne mutlu banaki ben şuyum" derken hemen başucumuzdakinin ne hissedeceğini hiç düşünmeyiz. Biz dünyayı bir kişilik yaşarız: Kendimiz. Başkasının varlığı ya da yokluğu biz istersek birşey ifade eder yoksa ne önemi var gibi bakarız.

 

Hergün zikrederiz Hz. Peygamberin(S.A.S) "kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemeyen bizden değildir" hadisini. Hiç düşünmeyiz bu hadisin neresinde olduğumuzu. Arap Irak'ta can çekişsin biz selametimiz için düşman dedikleri ile anlaşırız. Rahatı kendimize acıyı dünyadaki güçsüzlere taksim ederiz. Ne de olsa alışmışlar gibi bakarız. 

 

Barışmalıyız kardeşim barışmalıyız. Çaremiz yok çünkü. Kaybedeceğimiz şey ne olursa olsun bir canı kaybetmekten kıymetli değildir. Bir annenin gözünden akan yaştan, bir çocuğun babasının mezara konulmasını seyretmesinin sonunu getirmekten daha kıymetli neyimiz olabilir ki?

 

Dünyayı kalabalık yaşamak; savaşmadan barışmayı bilmek, hazmetmek, bir canın kurtulması için cansızlardan vazgeçebilmeyi göze almak dileğiyle...



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.