Bu nasıl devran...

20.11.2013 09:41:56
A+ A-

“Ahmet Kaya'ya ödül töreninde biliyorsunuz o gün orada saldırdılar. Kimler saldırdı? Hani Gezi Parkı'nda bize saldıranlar kimlerse onlar orada Ahmet Kaya'ya saldırdı. Aynı…”

Haziran ayaklanmasına yönelik bu tarz açıklamalar, Gezi Parkı Protestoları’nın, iktidarı ne denli şiddetli sarstığını daha iyi kavrayabilmemizi sağlıyor. Direnişin hükümete yönelik yıpratıcı etkisi o kadar devasa ki, bir sonraki açıklama, “Uhud Savaşı’nı biliyorsunuz o gün orada İslam ordusuna saldırdılar. Kimler saldırdı? Hani Gezi Parkı’nda bize saldıranlar kimlerse onlar orada Müslümanlara saldırdı. Aynı…”  şeklinde olursa şaşırmamamız gerekir.

Erdoğan’ın konumundan dolayı ciddiye aldığım konuşmasını tam öğütmek üzereydim ki eylemim yarıda kaldı. Televizyondaki isim şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. “Sen Ahmet Kaya'yı tanımıyorsun, türkülerini bile dinlememişsin!” demesiyle birlikte “düşlerimle sınırsız, diretmişliğimle genç, şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma, usulca açılı verdi yanağımda tomurcuk.”

İşte o an aklıma Turan Emeksiz geldi.  Yüreğim sallandı. Sanki o an, güzel günlere inanan mutlu bir Yusufçuk havalandı. Hakikaten Erdoğan, Ahmet Kaya’nın Turan Emeksiz için söylediği Katlime Ferman adlı eserini dinlemiş miydi?

Kimdi Turan Emeksiz? Polis kurşunu ile katledilen Ethem Sarısülük’ten ne farkı vardı?  Ali İsmail Korkmaz gibi kim bilir başına neler geldi, onu kaç kere dövdüler de söyleyemedi bize. Özetlemek gerekirse; namlunun ucunu görünce sıvışanlara inat zamanının Erdoğan’larına başkaldırdığı için polis kurşunu ile tanıştı. "Toprak olmak ne garip şey…"

Turan Emeksiz’in; atacak taşı olmadığı için yüreğini çıkarıp kötünün kafasına vuran Ahmet Atakan’dan hiçbir farkı yoktu. Gençliğinin baharında dalından koparılan Medeni Yıldırım’la hemen hemen aynı yaştaydı. Mehmet Ayvalıtaş gibi korkusuzca çıktı meydana. Evet, Turan Emeksiz, Gezi Direnişi'nde can veren Abdullah Cömert gibi sabahtan başlamıştı yürüyüşüne.  "Koşun çocuklar koşun, sabah üstüme üstüme geliyor."

Devletin zulmü zaman mekân ayrımı gözetir miymiş hiç? 1960’taki ölümün 2013’tekinden farkı olmaz ya konuşurlar böyle! Mezarının Beyazıt’ta değil de Kızılay Meydanında olması neyi değiştirir? Bu belalı başla nereye gidebilir, kime ne diyebilirsin ki? "Düşman çok, cephane yok…"

Neyse… Anlaşılan o ki Yorgun Demokrat’ı tanımıyor Erdoğan. Türkülerini de hiç dinlememiş. Şöyle merak edip kulak vermiş olsaydı, Ahmet Kaya’nın sadece Turan Emeksiz için değil Beylerderesi'ndeki çatışmada Hasan Basri Temizalp ve Yusuf Ziya Güneş ile birlikte katledilen İlker Ahman için de “Karar Vermek Zor” dediğini imkânı yok bilirdi.

Aynı Ahmet Kaya, Deniz’ler için Mahur Beste’yi işliyordu yüreklere. Eli böğründe analardan, mahpuslardan ve acılardan çokça bahsediyordu; başını kuma saplayanlardan tiksiniyordu. Yasaklardan ve baskılardan irkilmiyordu.

Kör kuyuların dibinde Yusuf'tu, Kerbela çölünde Hüseyin, zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan’dı Ahmet Kaya. Can Yücel’di, Attila İlhan’dı Nazım Hikmet’ti.

Gururla bakıyordu dünyaya, tıpkı Gezi direnişçileri gibi sıkılmış bir yumruk gibi giriyordu hayata. Devrim türküleri ile vurmuştu yüreğini şanlı kavgaya.

Soruyoruz, gençlerin katline ferman hazırlayan, cellâtlarına destan yazdıran bir diktatör böyle bir Ahmet Kaya'yı nasıl ağzına alabildi? Bu nasıl devran…


 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.