scorecardresearch.com Düşünce dünyamızı etkileyen metinler-34 - rıza üsküdar - Radikal Blog

Düşünce dünyamızı etkileyen metinler-34

07.08.2013 03:12:54
A+ A-

 

Suyu Arayan Adam-1

Bu yazımda paylaşacağım metin, Şevket Süreyya Aydemir'in "Suyu Arayan Adam" adlı eserinin, aynı başlığı taşıyan son bölümüdür.

Şevket Süreyya Aydemir, "Suyu Arayan Adam" adlı eserinde her ne kadar kendi yaşam öyküsünü anlatmışsa da, aynı zamanda kendi yaşam öyküsü üzerinden 20. yüzyılın genel bir panoramasını da çizmiştir.

21. yüzyılın eşiğinde zorlanan toplumumuzun bu eserden çıkarabileceği çok önemli dersler vardır. Bu nedenle okuyucularıma eserin tamamını okumalarını öneririm. Takip eden okurlarım bilir, geçtiğimiz yıllarda aynı eserin 'Epiktetos'un Kandili' başlıklı bölümünü de dört blog halinde paylaşmıştım.

İki blog halinde paylaşacağım bu son bölüm de oldukça ilginç. Metni paylaştıktan sonra her zaman olduğu gibi, kısa bir değerlendirme de yapacağım. Buyurun birlikte okuyalım. Bir hatırlatma: Özellikle emekli ve de emekli olmak üzere olan okurlarım, bu metni çok daha dikkatli okumalılar.

"Tanrı'nın bize verdiği en büyük nimet, sahip olduğumuz halde, sahip olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri bir gün kendimizde bulmaktır. Acaba aradığım Su, kendi içimizde varlığını bilmediğimiz bu kudretlere, bir gün kavuşmak özlemi olamaz mı? Niçin olmasın?..

Şimdi artık bir emekliyim. Hayatın başka bir safhasını yaşıyorum. Bu safhada insan, nihayet kendisiyle baş başa kalır. Tanrı'nın, onun için hazırladığı en çetin imtihanı yaşar. En son ve en azgın hasmı ile karşılaşır. Bu hasım, yıllar boyunca geri itilen, yıllar boyunca pusuda bekleyen kendi içimiz, kendi iş varlığımızdır.

Bu çetin bir savaştır. Büyük bir hesaplaşmadır. Bu hesaplaşmada biz, ya birden silahlarımızı terk ederek yeisin, kötümserliğin çukuruna düşer ve hayat dışı kalırız.

Yahut da, içimizin çamurları, bizim son müsamaha duygularımızı da yiyerek bizi, yalnız kin ve gayzlarıyla yaşayan bir cemiyet düşmanı haline koyar ve yahut da, varlığımızı bir vehim, hayatı bir illüzyon sayarak kendi kendimizi inkar ederiz. Bu suretle de, kendimizle beraber küllî varlığın bize intikal eden emanetini de değersizleştiririz.

Hâlbuki Tanrı bize hayatı, bütün tezatlarıyla beraber vermiştir. Nasibimiz, bu tezatları çözmekten ziyade, onlarla beraber yaşamak olsa gerektir. O halde, hayata küsmeden, hayata düşman olmadan ve onu inkâr etmeden, ona bağlı kalarak yaşamak, hatta onu süslemek ve güzelleştirmek niçin mümkün olmasın? Böyle olunca da, hayat kavgası, yurt fikri, millet fikri ve insanlık mefkûresi içine niçin yerleşmeyelim?

Çünkü biz, hiçbir zaman hayattan kopmuş birer varlık değiliz. Üstünde yaşadığımız toprağın ve içinde geliştiğimiz toplumun birer parçasıyız. Bunlar öyle bir kap teşkil eder ki, bizim hayat nizamımıza şekil verirler. Bu nizam, bir taraftan insan ve toprak, diğer taraftan insanla insan arasındaki sonu gelmez savaşın bir mahsulüdür.

Bu savaş ebedidir ve ebedi olarak devam edecektir. Tanrı'nın bize biçtiği kader, bu savaştan ürkmeden ve ondan kaçmadan onun içine yerleşmektir. İrademizin ve ruhumuzun hürriyetini kaybetmeden bunu başarabilirsek, o zaman, bir ermiş, bir târik-i dünya olmadan da Tanrı bizi kendi katına ulaştırabilir. ."

(Devam edecek)

Rıza Üsküdar

7 Ağustos 2013/Eskişehir



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.